16 Eylül 2012 Pazar

Bisiklet varsa, problem yok



 Bisikletler birer özgürlük aracı, bisikletler birer kendi kafana göre istikameti belirsiz kendini bulma aracı...

 Bu aralar bisikletlerle ilgili çok yazıyorum fakat olay benim bisiklet kullandığımdan veya bu adam kendi ne yapıyorsa illa blogunda anlatacak olayı değil. Son birkaç senedir bisiklet iyice önem kazandı. Yani eğer İstanbul'da yaşayan biriyseniz trafiğin ne kadar mide bulandırıcı olduğuna da biraz hak verirsiniz diye düşünüyorum. Bisikletliler derneği'nin ve Hollanda konsolosluğunun da katkılarıyla bu sene 13 - 16 Eylül 2012 Tarihleri arasında çok güzel bir etkinlik var; "Bicycle Film Festival"

 Bisiklet film festivalinde bir sürü kısa film ve ilk gün açılış konuşması artı son gün olan 16 Eylül sabahında Büyükada'ya bisikletler ile turlar düzenlendi. Bunun dışında beni en çok heyecanlandıran tabi ki festivalin resmi trailer'ı idi.



Trailer'da bir adrenalin ve karşılaşılan zorluklar var. Bunun bir o kadarı da yaşadığımız ülkede mevcut malesef. Çarşamba günü Avrupa Yakası Pedal Grubu ile giderken sahil yolunda bir şeridi bisikletliler olarak işgal ettik aslında işgal yanlış bir kelime olur, kapladık diyelim çünkü bizim de orada hakkımız var, fakat araba kullananların o bakışları sanki düşmanca bir tavır gibiydi. Neyse teknolojiyi çok yakından takip eden ve seven bir Ülkemiz var ama insanlık değerlerini yakalamaya gelince iş hiç öyle olmuyor.

Film olan Line of Sight için gerekli bilgiyi aşağıdaki siteden de takip edebilirsiniz.

http://www.lucasbrunelle.com/galleries/

12 Ağustos 2012 Pazar

Türkiye'de bug mı var ?

 Coğrafi konumdan  mıdır yoksa milletimizin iq seviyesinden midir ? Bilinmez ama her endüstriye ve işe geç kaldığımız aşikar. "Teknolojiyi yakından takip ediyoruz ama" Diyenler çıkacaktır fakat her ürünün de tam zamanında gelmediğini hatırlatalım.

 Eğlencesiydi, tatiliydi,etkinliğiydi buraya kadar tamam fakat. Türkiye'de unutulan bir şey daha var oyun endüstrisi. Belki bazılarının haberi bile yok ama usta - amatör bir şekilde bir yerden başlamış ya da emekleme döneminde olan insanlar var. Belli bir yapı yok fakat bu cevherleri değerlendirmek için Bahçeşehir Üniversitesinin yaptığı program dahilinde bu işe emek verecek olan insanlara doğru yolu göstermek için BUG oyun laboratuvar projesi geliştirildi.

 Sloganları ise ; "Sistem çalışmıyorsa, düzeltecek bir BUG gerek!"

9-12 Temmuz tarihleri arasında 4 günlük bu eğitimlerin yanı sıra Haziran Ayı itibariyle de oyunculara gidecekleri yollar gösterildi, öğretildi. Bundan sonra belli başlı gruplar kendilerine verilen üç hafta boyunca kendi oyunlarını yapmaya çalıştılar.

Kıçı kıytırık oyun ya bunun neresi zor diyenler olacaktır elbet. Oyun endüstrisi biraz biraz kendini de ayağa kaldırmaya çalışıyor ülkemizde ve hiç de yabana atılacak bir olay değil. Belki ben göremeyeceğim ama ilerde muhteşem işler çıkacağı kesin.

Bazı nutulmayacak işleri de sizlerle paylaşmak istiyorum bu başlık içerisinde. Mesela hiç de yabana atılacak cinsten olmayan Türkiye'nin ilk 3D aksiyon oyunu olan "PUSU" adlı oyun yoğurt teknolojileri tarafından yapıldı. Hatta gazetelerde bol bol takip ettiğimiz sıralar ne kadar heyecanlıydık bilemezsiniz.














 Merlin'in Kazanı adlı oyun sitesi'nin yaptığı röportaj ile başbaşa bırakıyorum sizi.



7 Ağustos 2012 Salı

Bisiklet üzerinde bir evrim !

 Ülkemizde diye bir giriş yapmayı uygun görmüyorum sadece net üzerinden İstanbul takibi yapabiliyorum hatta bırak onu canlı deneyime sahibim. Aslında tam tersi ya bir blog yazarı nasıl zıçar ahanda ilk girişten itibaren görmüş oldunuz bunu da :) istesem silerim ama tüm samimiyetimle beni biraz olsun tanıdığınızı biliyorum ondan silmiyorum bak hala devam ediyorum kanks ne ayaksın ? Diyorum.
BÖLÜM I

 Bisikletlere olan aşkımız devam ediyor ve aksilik olmazsa da devam edecek. Bu seferki konumuz bisiklet yolları ve çok sevdiğimiz bir abimizin nostaljik bisikleti artık çalışır duruma getirdiğini azıcık da olsa anlatacağız.

Öncelikle bisiklet yolları olarak Bisikletliler Derneği'nin bu konuda vermiş olduğu destek için çok teşekkür ediyoruz. İlk önceleri yol, yönlendirme yokken şimdi bisiklet yolları daha bir belirginleşmeye başladı. Tipik Türk huyumuzdan mıdır nedir belki de sabırsızlandığımızdan veya her şeyi çok iyi istediğimizden (işler biraz ağır işliyor) arada memnuniyetsizliğimizi de dile getiriyoruz ama bunu da nasıl daha iyi olur ? önerileri ile daha iyi yapmaya götüreceğiz. (Fotoğrafların üzerine tıklayıp, büyütebilirsiniz)






  Bisiklet yolu İstanbul Avrupa yakasında Bakırköy sahil yolu - Sirkeci arasında bir hattan gidiyordu. Şimdi yeni bir sistem yapılarak Bakırköy sahil yolu - Veliefendi arasında çok ciddi bir yol yapıldı. Gidişi geliş ve bisiklet trafik ışığı yapıldı. Özel şeritlerin çekilmesinden tutun da yine özel reflektörlü boyalar ile yerler boyandı. Bu tabi bisikletçinin dikkat etmesinden çok etraftaki dört tekerli deyim yerindeyse dört tekerli canavarların biraz olayı anlaması için yapıldı.

 Zaten bu yolu test eden Avrupa yakası pedal grubu yolun mantığı ile biraz yorumda bulundu fakat bu yolları tehlikeye sokanlar yüzdesel çoğunlukla otomobil sürücülerinde. Levhalara bakmadan bu yolların neden böyle olduğunu bile kavrayamıyorlar malesef. Hani eğitim şart diye bir espri yapılıyordu ya bir ara gerçekten de eğitim şart :(

  İBB'nin projeleri arasında bu yolları genişletme ile ilgili yanılmıyorsam 2008'den beri taslak var ama hayata geçirme olarak biraz gecikildi fakat öyle ya da böyle bir şeylere hatta şey demek de yanlış olur. Eziklik veya basitlik olarak görülen bu bisiklete değer verilmesi çok hoşuma gitti. Anlamadığım konu bu iki tekerlekli araç trafik tıkamıyor, size spor olarak geri dönüyor ve en önemlisi doğayı kirletmiyor ama gel gör ki Ülkem şartlarında bu araç hor görülüyor. Bundan sonra bu yargılar tamamen atılacak. Bisiklet de bir lüks çeşidi olacak.









BÖLÜM II
 Bisikletliler Derneği bunun dışında bir ay kadar önce de vancouver- Canada - Velo City Bisiklet ile ilgili katıldıkları panelde şehirin nasıl bisiklete uyum sağladığını görüyoruz. Buradaki kaosu gördükçe tüylerim diken diken oluyor. Fazla uzatmadan aradaki farkı görmeniz için sizi fotoğraflar ile başbaşa bırakıyorum.













 Fotoğraflar için izin veren Bisikletliler Derneğine çok teşekkür ediyorum buradan kendilerine. Eğitim, sağlık sistemi devamlı yap-boz gibi değişen şeyler umarız ilk adımı atılan yolların ilerki zamanlarda daha kapsamlı ve uzun bir güzergah olması dileğiyle. İyi pedallar bisiklet sevenler ve sürenler... :)




 BÖLÜM III



Üçüncü bölümde ise nostalji araçları toplayıp onları yollara kazandıran ve sevdiğimiz bir abimizin bisikleti ile son noktayı koyacağım. İki vitesli vir şehir bisikleti olarak kendisi şu an göreve hazır. Bunun toparlanması için gereken süreçte ben de zincir koruma için renk alternatiflerine çalıştım (kırmızı ve beyaz) Bunun dışında beyaz yanaklı lastik aramasının birkaç bölümünde abimiz ile dolaştık bazı yerleri. Öyle böyle derken şaşırtıcı derecede ve gönüllei fetheden tatlı bir iki teker ortaya çıktı. Sadece iki teker demeyelim, bisikletin mazisi baya derin, manevi olarak çok değer taşıyor.













 Yine bisikletli kapanışımızı yaparken, her zaman şarkıda dediği gibi:

"Tek bir şans, bir bisiklet" 



 

29 Temmuz 2012 Pazar

Kafayı sıfırlama aktivitesi olarak "Tatil"

 Zilleri taktı çıkı çıkı yaptı, ardına baktı ama baktığı kişi değil aynaymış. Neymiş ? Kafa olmuş aslında.

Bir şey anladıysanız yukarıdaki yazıda arap olun ya da anladıysam arap olayım. Evet bunlar delirme, saçmalama belirtileri efendim. Durmadan çalışan az tatil yapan bünyenin hatta ve hatta tatile alışmamış bir bünyenin delirmesi ya da kafayı sıyırması halinde cam kırılır ve içindeki acil durum bileti ile en yakın tatil beldesine gidilir. Ben rotamı Olimpos'a (Olympos) çevirdim. Hı şimdi bir sürü insan okuyor, genelde tatile çıkmadan bir hafta önce nereye gideceğimi soranlara söylediğimde: "Issız Adam'dan değil mi ?" Soruları ile karşılaştım. Ne alakadır onu da anlamadım tabi ama böyle bir mantık var insanlarda (bazılarında) Yani bildiğimiz veya daha önceden takıldığımız yer nedense bazı kitleler tarafından sanki sükse yaptıktan sonra katılıyormuşuz havası verilmeye çalışılıyor.

 Tabi bana sorarsan yine "Şeyimden aşşağı Kasımpaşa Futbol Stadı" modundayım efem. İki kuruşluk keyfimiz var kafa dağıtmak için hiç sallamıyorum bile. Önemli olan niyet ve amaç gerisi bahane :) Konudan kopmadan hemen kaldığım yerden bahsedeyim. Türkmen Ağaç Evleri denen hoş ağaç evlerde kaldım. şansa da önde bir yerde kaldım saat 8'de akşam yemeği için oluşan kuyrukta sona kalmamak için camdan gözlemleyebiliyordum :) Odam çift kişilik yatak, üç pencere ve duştan oluşuyordu. Zaten doğa ile başbaşasın daha ne olsun, hı belki iş çıkar diye yanıma netbook almıştım arada haberlere bakıyordum falan.

 Olympos'a gitmek için kısa bir rehber ben de eklemek isterim, klasik olacak ama yine de gitmek-gezmek isteyenlere ufak bir rehber niteliğinde olsun.

Ulaşım

* Uçak ile Antalya havaalanına iniş.
* İndikten sonra sol tarafta otobüs durağının hemen arkasında Havaş Otobüsleri ile Otogar'a geçiş.
* Otogar'ın içinden ilçeler arası geçiş'den Çıralı dolmuşlarını bulmanız lazım ki hemen dibinizde bitiveriyor sonra.
* Oradan Olympos'a geçmek için son bir dolmuşa daha binmeniz gerekiyor :) ve sonunda muhterem yere ulaşıyorsunuz. Yani toplamda uçağı saymazsanız üç tane vesayit ile içeriye giriş yapıyorsunuz. Ben havaalanından saat 17:00'da indim ve kalacağım yere gece 23:00'da vardım yol biraz uzun o yüzden öğlen uçağı veya otobüsle öğlen gelmenizi tavsiye ederim çünkü yol yorgunu olup geceye kadar o yol çekilmez oluyor. Şansa Olympos girişene kadar gittiğim dolmuşta elemanın biriyle muhabbete girdik, nerede ne yapacağımı, nerede ne var gibisinden her türlü olayı anlattı sağolsun. Sabah kalktığımda yerlisi gibi davrandım :) şaşırmadım valla.

Plaja yakın yer seçmişim :) on dakikalık yürüme mesafesinden sonra sahil kendini bütün güzelliği ile gösteriyordu. Zaten giderken etrafta o kadar çok tarihi eser var ki he buraya bakınayım, ha şuraya bakınayım derken sahil işi biraz yalan oluyor.  Hele sahile yaklaştığınızda içeride ufak bir dere yolu var orada net bir saatimi geçirdim, oturdum suyun sesine verdim kendimi. Kafa dağıtmak için birebir.



  Zamanında olan büyük deprem sonrasında deyim yerindeyse taş üstünde taş kalmamış. Ayakta durmaya direnen yapılar arasında: Tapınak kapısı, mozaikli yapı, antik tiyatronun girişi ve üst basamakları, büyük hamam, kilise duvarı ve eski mezarlar var. Gerçi antik tiyatrodan pek bir şey anlaşılmıyor ama yukarıya doğru bakınca biraz daha şekilleniyor.




  Bu kısım derenin karşı tarafı suyun ilk başladığı yerde akıntı ve derinlik az olduğundan ayağınızın azıcık ıslanmasını göze alarak karşıya geçebilirsiniz. Tiyatro ve büyük hamam o tarafta yer alıyor.







  Üstteki mozaikli yapı da tahmin edebileceğiniz üzere yer döşemesi fakat deprem sonrası parça parça hale geliyor hatta oradaki su kaynaklarının bazıları bu depremden etkilenip yerin altına doğru yol buluyor.

 Burada da iş makinesi çakıl taşlarını biraz daha serpmişti insanlar karşıya rahat geçsin diye :) 














 Kıssadan tatil özetimiz böyle ne yaptığımı anlatmama hiç gerek yok ki öyle bir yazı değil. Sadece tavsiye edilecek bir yazıdan ibaret. Aklınızda bulunsun plaja girmek ücretli adamlar bildiğiniz turnike sistemi yapmışlar :D  on girişlik plaj kart denen sistem mevcut bu da 7,5 tl'ye satılıyor. Öğlenleri çoğu yerde yemek yok, favori gözlemecilerinizi yol üzerinde seçebilirsiniz.

 Herkese iyi tatiller

11 Temmuz 2012 Çarşamba

İlişki içinde çelişki

Normalede bu tarz konular üzerine pek yazmayı sevmiyorum çünkü hep insanların biribirine olan üstünlüğü varmış gibi gösterildi yıllarca veya bir kulvara geçin bakın karşı taraf size böyle davranıyor silahlarınızı çıkartın denildi.

 Bu bahsettiğim olay ise Türkiye'de ilişki veya evlilik de diyebiliriz.

Olayın köküne inersek diye bir şey söylemeye gerek yok çünkü bu olayların başlangıç şekli yok ama insanların neden bu şekilde davrandığını açıklamak için ortada baya bir kötü malzeme var. Toplumumuz devamlı baskıcı oldu tabi burada çoğunlukla kelimesini kullanmak daha uygun olur çünkü yine eskilerde de isteyen istediği ile beraber oluyormuş görücü usulüne göre. Şimdiki zamana bakarsak etrafta devamlı bir mutsuzluk tablosu var. Ayrılanlar, karaları bağlayanlar ve hiç bir yere ait olmayanlar. Bunlar duygu durumları tabi olacak ama bu işin içindeki piçlik ise kadın-erkek üstünlüğü diye bir şeyin çıkmasından dolayı oldu. Toplumumuzda kadın devamlı baskı gördü, erkek bu baskının en başı hatta şiddet uygulayan birey tasvir edildi. Filmler çekildi, kitaplara konu oldu. Bunun bir de ters tarafı da vardı baskıcı ve şiddet ugulamayan erkekler bunları yazarken yine belirteyim erkekleri de tutan bir yazı değil. Tamamen ortada görülenlerdir. Dünya'da  ya çok kötü var ya da çok iyi ortası olan durumlar çok nadir. Hani demin dediğim madalyonun diğer yüzü.

 Evet insan ilişkileri günümüzde pek parlak değil ama bir o kadar da iyi giden taraflar da var ama bu gösterilmiyor. Neden ? Eğer insanlara çıkış yolu gösterirseniz onlar kurtulmak için kaçacaklar ve geri gelmeyecekler. O yüzden toplumla uğraşmak veya kendi yararlarına çıkar sağlamak daha keyifli geliyor. Bunu asıl konumuza bağlayacak olursak öncelikle;


 İlişki yaşamakta zorlanan hatta yaşayamayan özürlü bir toplumuz !!!

Neden ? 

Etrafınıza yine bakın o bana böyle yaptı, ben onu böyle sevmiyorum veya işte en kaba tabirle ilk tanışmalardan sonra ergen lafı misali köpek çektiren taraf göya kazanıyor veya köpek gibi sürünen en sabırlı ve en sadık kişi ünvanını kazanıyor :D bu ne ? Şaka değil mi ? Malesef bu coğrafyada işler böyle yani gençler bu şekilde akıl alıyor veya alter egoları böyle gösteriyor herhalde.

 Öyle şikayet ediliyor, böyle şikayet ediliyor. Osundan rahatsız, yok yemek yiyişinden rahatsız... Allah ağız vermiş, dil vermiş. Konuşup beraber tartışmak varken bile bir samimiyetsizlik var. Şu yaşıma kadar hiç şunları duymadım geçinemeyen veya ayrılan bireylerden " Biz her şeyi denedik, konuştuk, kendimize çeki düzen vermeye çalıştık" Tabi burada iki kişinin de ne kadar birbirini istediği önemli. Yoksa memleketin çoğunluğu maymun iştahlı. Çok kişiyle çıkanlar yüksek skorlara imza atıyor sanırım yine anlamadıklarım arasında :) veya sadist ruh halleri ortaya çıkıyor ayrılık acısı çekmeyi seviyor insanımız. Alemlerde sürümeyi alkolle sevişmeyi seviyor...

ve en çok üzüldüğüm noktalardan birisi de efendim, insanımız at gözlükleriyle yaşıyor ben demiyorum ki zamanı gelene kadar bütün etraftakileri elden geçirin ama öyle bir hayat yaşıyoruz ki tam evlilik çağına geliyor örneğin bir birey. Evlendikten sonra göz açılması vardır :D işte ondan sonra zampara tabir edilen tipler üremeye başlıyor.

E sorarlar adama kardeş bu zamana kadar neredeydin ?

Cevap yok her iki birey için de tabi. Ne o görsen formaliteden evet ve hayırlar karı-koca ilan edilmeler... Yeni moda haline gelmiş gibi "Ya evlen, çocuğu yap adamı veya kadını boşa" Her şeyi bu kadar nasıl basite indirgiyebiliyorlar anlamıyorum. Bunları bir insan bünyesi yapamaz...

Aklı karışık bünyeler daha fazla sapıtıyor ve saçmalıyor bunlar çarktan sızanlar veya parçaları uymayanlar.

Fazla sıkmadan sadede gelmek istiyorum. 

Bir ilişki yaşayamayan topluma sahibiz. İnsanların birbirine nasıl davranacağını bilmeyen. Evet iki farklı dünyanın insanı bir araya geliyor tabi ne yapacağını bilmez ama burada anlatılan davranış biçimleri. Ne erkek erkek gibi ne de kadın kadın gibi. Deyim yerindeyse yine göt-baş oynaması var kimse kusura bakmasın. Her birey kalıbı gibi davranırsa ve e istediğini bilir bir şekilde davranırsa o zaman biraz daha normal hayatlar göreceğiz. Hayat sadece tv'deki diziler veya filmler gibi değil...


Gerçekleri de kabullenmek lazım. Herkese iyi sıcaklar :)

Belki bu durumu özetleyecek şakayla karışık bir harita hazırladık. Neden hep bunalım havası var ? :D 
 
 

Siz Beğendiniz ;)

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı