Şöyle ola ki... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şöyle ola ki... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mart 2022 Cumartesi

Dünya'nın içinde, kaçıncı yeni düzen?

   Defterde tutulan günlüklerimizin yerini bloglar almıştı. İnsan kendisini internet'in uçsuz bucaksız arazisinde tanıtmak veya kendi fikirlerinin önemli olduğunu göstermeye çalışıyordu. Bizler daha renkli ekranlı ve nispeten de adam akıllı kamerası olan telefonların çıktığına, oyun konsollarının da gittikçe gerçekçi grafiklere sahip olmasına sevinirken, 2000 yılından sonrakı "Hızlanma" veya "Hızlı tüketim, yaşam" Çağına girmiştik. 

 Seneler ilerledi, yaş aldık. Hayatı ve insanları anlamaya çalıştık. Bir şeyler oldu... Ta ki bu insanların fabrika ayarları değişene kadar. Eski blogları yazdığım zamanları hatırlıyorum da bu kadar umrunda olmayan, kendinden başkasını düşünmeyen ya da işte bencil değildi insan. Hele pandemi daha da mahvetti. Kara bulut gibi bazılarının kanına giren bu defekt özellikleri insanların suratlarından haylice okuyabiliyorum. Davranışlarına bakmaya bile gerek yok. Tabi ikinci satırdayız, bu ne yazısı ya? Diyenleriniz olabilir. Nispeten 2000 sonrasındaki insanın artık kendini tüketmesi ve bir yerlerde hem anlam hem de kendini araması.


 Öncesinden sonrasına neler değişti? veya biraz daha tahlil, gözlem odaklı bir yazı serisine başlıyorum. İlk açılış olarak böyle giriş yapayım dedim. Umarım güzel olmuştur. Umarım hala bir şeyler okuyan veya duyguları dile getirenler vardır.

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Biraz Mola

 Sevgili canlar, cananlar ve dostlar. Blog üzerinde takipçi olanların dışında kaç kişi okuyor veya izliyor bunu bilmiyorum ama burayı ilk yayın hayatına geçirip, şekillendirme işi gerçekten çok keyifliydi. Hayatta yaptığım en büyük hata ise kendimi hep gerçeklerle yüzleştirmem oldu. Toz pembe gözlükleri takamadım, kullanamadım. Kandıramadım, kandırmadım.

 Meğer bazı şeyleri doğru yapmamak gerekiyormuş. Bünyem yoruldu açıkçası. Yazmak çok keyifli bunu inkar etmiyorum :) bünye olarak rahat duramayan bir kişiliğe sahibim, çok farklı işlere dalıyorum ve bu tek kişilik bünyenin kaldıracağı şeyler değilmiş.

 En son gezi olaylarının patlak vermesi de tadımı tuzumu çok kaçırdı.

 İşi balon gibi şişirip, kendine pastada pay almak isteyenler

 Hala ilkokul tarih kitaplarıyle tazecik beyinleri yalanlarla yıkayanlar, hatta komiktir ki ilkokul-ortaokul-lise kademelerinde tarih dersleri hep aynı gidiyor. Birileri demiyor mu bu beyinlere "Savaşlar Ülken'in jeopolitik öneminden dolayı çıktı"

 Milleti yalan dolan haberlerle, photoshoplarla gaza getirenler

 Araştırma ve okuma merakı olmayan toplumun, körü körüne her şeye balıklama atlayıp inanması

 Yeni nesilin (genelleme yapmıyorum) sadece sanal ortamlarda ahkam kesip deli gibi kız peşinde koşup kendi asosyalliklerini kusması buna paralel içinden çıkılamaz durumlardan kendini kurtaramaması

 ve daha fazlası. Herkes kendi küpünün peşinde.

 Ben uzun bir mola veriyorum bu[ara]ya :) sessizlik seven biriyim ve başka projeleri hayata geçirmeye başladım. He arada olur ya, yine dükkanım bu[ara]da :)  döktürürüz bir şeyler. Kalın sağlıcakla. Bir şey olursa aklınıza gelen. Çekinmeyin, yazın, paylaşın.

 Hoşçakalın

13 Temmuz 2013 Cumartesi

Dünya'da ikilem

 Blog severlerim, canlarım, kanlarım hatta hanimiş annesinin bir tanesi. Gezi Parkı olaylarından sonra ikinci bir yazıyı daha hazırlıyordum ama olayların bambaşka taraflara çekildiği, sadece faşist yapı ile ilgili direnmenin daha sonrasında Ülke içindeki azınlıklarla kapıştırılmasına kadar gittiği için bu konuyu uzatmak istemedik. Kaçtık mı ? Hayır hayır, sadece olanların ne zaman net bir şekilde anlaşılacak bir biçimde bireyler topluluğu çıkacak ? Onu bekliyorum.

 Şunu açık ve net gördüm ki, bunu sakın kötülemek adına anlamayın. 90 jenerasyonundan sonraki hepsi değil tabi ona buna, havadaki martının bokuna bile gaza gelen bireylerin de sosyal medyada neler yaptığını gördüm-dük. Yani "Hadi eylem var" ya da "Haydi gidiyoruz, biraz daha olaylara bakalım" kalabalığı beni ve bizi üzdü. Sadece, ilerde ona buna anlatmak için profil fotoğrafı çektirenler vesaire vesaire. Daha fazlası zaten bizi yoruyor ve işi daha da anlamsızlaştırıyor.

 İçimin acıdığı noktalara gelirsek;

* Tüketim toplumu olduğumuz gerçekten tescillendi. Tamam marka giymek belki önemli ama her yerde Avm olması ve "Tüket" dayatması hiç hoş değil. Maalesef bu kabullenildi. Shopping Fest'lerde milletin başı dönüyor.

* Üretim azaldı. Geçen hafta Cnn Türk'de Para dedektifi programında çiftçi ve tarım ağırlıklı bir program vardı. Savaş sonrası Ülkem için başlıklar "Türkiye bir tarım ülkesidir" başlığı ne oldu da değişti ? Samanın balyasının 20-25 Tl'lere çıkması ve ithal edilmesi göz yaşartıcıdır. Kırmızı etin dışarıdan alınması ve neyle beslendiğini bile bilmeden alınması göz yaşartıcıdır.

 ve en önemlisi de Ülkem Çiftçisinin şartlarının kolayştırılmaması içler acısıdır. Şimdiki ve en son hatta en kritik savaş su savaşıdır. Suyunu bile dışarıdan alacak duruma geleceğiz.

Bunların yanında özkaynaklarımızı kullanamıyoruz. En son İzmir'e yanlış hatırlamıyorsam nikel çıkartılması için koca tanker sülfirik asit götürüldü ve içme suyuna karışırsa, koca İzmir'in halini düşünün. Bunun yanında kaynaklarımızı kendimiz kullanamayıp verilen ihalelerin de yabancılara yaptırılması da ilginç :)

 Tablo korkunç, dilerdim ki sadece sahil kenarında esen rüzgarı ya da piknik en güzel nerede yapılır gibi şeylerden bahsedeyim ama gerçekler de bir o kadar beni kopma derecesinde yırtıyor.

 Akşam akşam kafamıza gelen bir başlık ve daha sonra yanan fikir ampulü ile Dünya üzerinde hep ikili oyunlar işliyor diye bir iddia geldi ve en önemli üç ikiliyi hazırladık belki bakmak istersiniz ya da fikriniz olabilir bunun için.




















 Mor ve Ötesi'nin Yardım Et adlı parçasındaki gibi "Dünya yalan söylüyor"

Hoşçakalın ve sevgiyle kalın

2 Haziran 2013 Pazar

# Diren Gezi Parkı

 En son bahsettiğimiz olaylar neticesinde yazdığımız blog üzerinden kısa bir zaman sonra Başbakan'ın ve Belediye Başkanı'ndan açıklama geldi.

Burada bahsedilen Gezi Parkı İle yazılmış yazılar kesinlikle taraflı bir gözden sizlere sunulmayacak bunu da aklınızın bir köşesine veya elinize yazın.

 Şimdi bizim kafamıza takılan bazı detaylar var aslında detay da değil :) açıklamalar var buyrun cevab verebilecek olan birileri varsa versin.

(Alıntı haber)

Tamam merak etmeyelim de şimdi sorun şu. Siz bu olayların büyüyeceğin biliyordunuz ve halkın pes etmeyeceğini de biliyordunuz. Aksini düşündüyseniz büyük cahillik. Eğer siz bu ağaçların yüz katını dikecekseniz neden önce yapmadınız ? Yapsaydınız ve bunu bakın işte bunun yerine burayı yaptık deseydiniz belki de halkın tepkisini çekmeyecektiniz veya sadece bir gün bu direnişler sürecekti. Cevap bekliyoruz 1


Şimdi size iki tane haber başlığı göreceksiniz ve bunların altını çizdiğim yere dikkar edin. Kafa karışıklığı yok sadece iyi okuyun ;)

İlk haber'de "Yapılacak" yer alıyor.





İkinci haberde ise,







Dilek şart kipi kullnılmış. -se , -sa  dilek şart kipi'ne kafası basmayanlar ise tıklasın

Yani kafa karışıklığı çok bu[ara]da. Fakat şöyle de bir şey var insan güvenemiyor. Günümüze baktığınızda kapitalist sistemin etkisinde her yer. Belki Küba hariç :) (Helal olsun Küba'ya) Bugüne kadar lafın gelişi olarak söylüyorum iki adım yanıa AVM onun yanına yine AVM yapıldı. Bunun en büyük örneği ise İstanbul Bakırköy'de Carousel AVM'nin yanına dikilen Capacity AVM.


Hani hastane olur eyvallah bak bunu da kabul ediyorum. Karşısına tamam sadece burada böyle :D belki aradığın ilaç yoktur yandakinde vardır tamam çünkü bu sağlık şakaya gelmez. E abi iki tane çok afedersiniz ya da mahvedersiniz sevgili blogcular iki tane yanyana AVM dikmenin mantığını bana açıklayın. Açıklayın nur tanesi gözelerinizden öpeyim hemen.

Pisa kulesinin yamukluğuna gülen ergen gülüşü atacağınıza bu iki mantıksızlık arasında dötünüzle özen göstererek gülebilirsiniz.

Hani bahane şu mudur ? Yeaaahu geçen kırmızı kazak arıyordum bulamadım hemen karşıya geçtim yandaki AVM'den aldım. Biz de bravo iyi bok yedin deriz. Zaten farkındaysanız yazdım, çizdim.

Az kalsın unutuyordum, bunların arkasında sahilde kalan bir de Galleria AVM var. Biz Fame City için küçükken oraya gidiyorduk (sümüklü sümükü) Şimdi oranın hadi bahanesini yok sayalım. Neden ? Zaten 90 zamanında Bakırköy'ün tek AVM'siydi. ondan çoğunluk oraya gidiyordu.  Şimdi size Carousel ile veya Capacity AVM arasındaki zaman ve km bakımından mesafeyi yayınlıyorum;




















Cumartesi (1 Haziran 2013) öğle saatlerinde Başbakan bazı açıklamalarda bulundu. Bunlardan kafama takılanlar;

*Biz halk için hizmet veriyoruz. Rant yok ! Rant Halkımıza var.

- Hiç mi rant yok ? Diye sorasım geliyor, etrafınızda yeni yapılan yapılara bakın ve neden hepsinde insanlar oturamıyor bunun cevabını da bana verin.

* Zekeriyaköy'de zamanında Üni yapılması için ağaçlar telef edilmiş. O zaman belediye başkanı olduğu için kimse dinlememiş.

-Tamam burada bir şey diyemeyiz.

* Gerekli ağaçlandırma ve fidanlar dikiliyor denildi.

- Ben de genelde şunu görüyorum. Güzelim çiçekler laleler peyzajlama için yol kenarlarında egzoz gazları içinde ölüyor. Neden insanlar tarafından da gezilecek bir lale tarlaları yok ? İkitelli tarafında boş bir arazi var orası bildim bileli botanik park olacak da ne zaman olacak bekliyoruz ? Buralar yeşillikler ve madem lale düşkünlüğü var ve Hollanda'ya kaptırdığımızın acısını alacağız o zaman buralar değerlensin.

- Bunlar zor geliyorsa şöyle de yapılabilir, her vatandaşa fidan verin. Bir alan belirleyelim herkes buraya diksin. Bu da mı çözüm değil.

Bkz. Bu da mı gol değil hakim bey ?

Kontrolsüz güç, güç değildi ya e peki polisimizin yaptığı için ne denilmeli ? ki akabinde diğer açıklamayla bu kabul edildi (Polisin fazla güç ve biber gazı kullanıldığı kabul edildi) İş işten geçtikten sonra. Malesef "sonralar" hayat kurtarmıyor.

Önceki yazımda Otel ihtiyacı olarak bahane sunulabilir demiştim. İlk öğlen açıklamasın böyle bir konuşma oldu. Tamam otel açlığı olabilir ama sen bunları şehrin mimarisi ve trafik durumuna göre serpiştiremez misin ? Yan yana büfeler, yan yana spor mağzaları, yan yana lokantalar, yan yana oteller.

Hatta aklıma güzel bir parça geldi sizlerle paylaşıyorum,

Yan yana aşkım yan yana
Kim tutar seni bas gaza
Araziler senin yan yana

Sevdiğim güzel bir açıklama daha;

CHP Doğu'da ölen gençler için kılını kıpırdatmıyor ama BDP ile kol kola geziyor şimdi.  Şimdi bu işin başka tarafı işte, bu ekmek kopartmak isteyen bir hareket. Milletin olayı Gezi Parkı'nı vermemek ama sen gelip olayın yönünü değiştirmeye çalışırsan olmaz.

Gelelim Milleti coşturmak için yapılan yalan haberlere;

Gezi parkı yalan haberleri

Gezi Parkı için ortaya atılan iddialar içinde Bülent Arınç geçiyordu bakın kendisi Twitter'dan ne demiş;


Polisin köpeğe sıktığı biber gazı fotoğrafı,

Bu gerçekten gülünecek bir haber :) Yani bunu provakatir haber için uğraşmadan yapmışlar. Bazı yerlere buğu koymuşlar falan işin bir diğer ilginç tarafı ise zenci polis.


Köprüden geçen (Göya geçen) destek gurubu;

Açıklama yapmaya gerek var mı diye soruyorum bunun için ?



Kerem Can Karakaş adlı kişinin çarpıtılan haberi;

Biber gazından öldüğü söylendi, halbuki yine açıklama yapmadan elimizdeki kanıtı sizlere gösteriyoruz;






Gezi Parkı direnişi oldu sırada başka bir şey oldu mu sizce ? Bakın ne oldu;



Alıntı haberdir. Detayına gitmek için ; Bana tıkla

4 Şubat 2012 Cumartesi

Sinir Belirtisi olarak Olivia Dunham bakışı

 Şu okulların tatil olmasından sonra en çok neye sevindim biliyor musunuz? Ben bilmiyorum ne güzel trafikten yoksun yollar göreceğim diye sevinirken aniden destursuz kar yağışı gelerek yaşamı altüst etti iyi halt yedi. Kırk yılın başında bir bisiklet aldık anasını satayım onu da kullanamadık. Her ne hikmetse millet içindeki çocuğun turşusunu kurmuş ve bekletmiş bu günlere saklamış. Bakıyorum babam kadar herif belki de babama benzeyen herifler kardan adam yapıyorlar. Hatta eşşek kadar hani yap ulen ufak tefek gir evine yok, her şeyin irisi makbul hesabı. Çağımızda çoğu değişen şeylerden kardan adamlar da nasibini aldı. Eskiden gözler kömürden burun havuçtan olurdu, şimdi yaratıcılık en üst seviyede. T-shirt giydirmeler, peruk takmalar falan.

 Reklam: Blog içerisinde bahsi geçen anahtar kelimeleri yakalayan 4,5 kişi bizden ters koltuklu uçak bileti kazanacak.

 Her insanın duygularını farklı yansıttığı bir gerçek. Özellikle sinirlenme esnasında, kimi diş sıkar, kimi imalı bir bakış atar, kimi de bunlara gerek kalmadığını bilir yapıştırır bir tane. Benim bu içlerinden en korktuğum ise şu J. J. Abrams abimizin çevirdiği Fringe dizisinde oyuncu olan Ajan Olivia Dunham'ın bakışı. Öyle bir bakış yok, özellikle de bu bakışı yeni bir olay olduğunda veya araba başındayken atıyor ben tabi yusuflarda...

  Ablamız hep sinirli hep bir gergin arada rahatlasın diyeceğim yok o da olmuyor. Mesailer zaten yıpratıcı derecede yoğun, spor diyeceğim o da hak getire. Sgk + yol he bir de ticket olarak ajanlık iyi bir meslek mi orası tartışılır. Hayır arada ne bileyim st. patrick olsun şu olsun bu olsun git biraz dışarıda takıl yok. İlla gerecek illa gerecek.

 Bazen düşünüyorum aslında hak veriyorum ama sen gel paralel evrende sıkış. Senin ikizin milletle aşna fişne arayı yapsın, saçları koleston saç boyasıyla kızıla boyatsın, kızılkayalar'da ıslak yesin. Oh ne ala memleket. Anladım seni Olivia anladım. Haklısın aslında ama hani biraz gülsen güller açacak yüzünde ama nasıl dersen öyle olsun.





 Aslında Olivia'nın gazını alacak tek bir kişi var o da Peter Bishop abimiz. Efendi mefendi takılıyor ama Asmalı'da ne çıtırlar götürüyor bir görseniz :)

24 Ekim 2011 Pazartesi

Bu sefer iki darbe ama gerçeğinden daha ağır!

 Sırf hayatımız eğlence veya işte görmek istediklerimiz ile geçmiyor. Madem yaşıyoruz her şeyiyle kabul etmek gerekiyor gülmek,ağlamak,şaşırmak...

 Sabah tüm Türkiye önce 24 sonra da 26 şehit ile ayaklandı.Hakkari'de olanlar bardağı taşırdı. Bundan önce olmadı mı? Oldu ama nereye kadar sürecekti bu didişme. Gazetelere ve tv'lere baktığımızda sadece üzüntülerini dile getiriyorlar ama iş silah satmaya gelince herkes en önden koşmaya çalışıyor. Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur bu biline. Mecliste kendilerini hanımcık ve beyfendi gibi göstermeye çalışan o ismi lazım değil parti sözde barış havası estirmeye çalışıyor ama böyle olmaz işler. İmralı'da yatan bir canavar,besleniyor mu yoksa ceza mı çekiyor belli değil. 80'e kadar idam varken ne oldu da birden katilleri korumaya çalıştık? Uzun mevzular bunlar ama göz ardı edilecek cinsten değil.

 Canımı sıkan durum şu birincisi medya zaten göz boyamak için her şeyi kullanıyor. Ülkenin başındaki kişiler yahu sen biraz sert yap da şu Millet bir kendine gelsin. Davos'ta "One Minute" demekle olmuyor. Giden geri gelmez! Çorum'da ki şehitin annesi kahrından öldü. Bir diğer baba göya hakaretten 11 ay hapis aldı. Ne yapıyoruz? Kurtarma mı yoksa ceza mı veriyoruz? Sonunda bıçak kemiğe dayandı, bordo berelilere talimat verildi. İnşallah olumlu sonuçlar ortaya çıkar da su iş biraz rayına girer. Yani ben bu[ara]dan işte klavye delikanlılığı yapmak istemiyorum tabi herkes tepkili bu yadsınamaz ama bu işte gerçekten çok yanlış var ve çoğu bünye bu dolduruluşa geliyor. Mesela gerçek örnek vermek gerekirsek; Gerçek şehit sayısı saklanıyor aslında 87 tane olduğunu okudum göya Ülke'de şehit sayısı %50'yi geçerse Devlet istifa etmek zorunda ondan hep bu rakam 26-28'lerde geziniyor. İkincisi basın kuruluşları her taktiği gazetelere,tv'lere veriyor ulan mantıklı olun yapılır mı bu yahu!!! Ters menyal veriyorsa ona bir şey demem,başımın üstüne. Üçüncüsü ordu zayıflatıldı, delik don gibi afedersin kötülemek için söylemiyorum. Yıpratıldı he ama gerçekten kata kulle yapan olduysa ve temizlendiyse ne ala ama buna da inanamıyorum.

 Tam biraz kendimize gelmeye çalışırken 23 Ekim pazar günü Van'da 7,2 depremi meydana geldi. Yer yerinden oynadı. Yine tutarsızlıklar baş gösterdi Kandilli 6,6 hissedildi dedi ama yurtdışındaki ölçümler 7,2 diyordu sonra kabul edildi evet 7,2 idi ama bunu bir faydası yok işler zordu. Göçük altında kalan yüzlerce belki binlerce insan vardı. En son okuduğum arkadaşımın iletisinde hastane çökmüştü, bebek altında kalmış. Tüylerim diken diken. SMS olarak ne kadar katkıda bulunabilinir onu bilemem ama şu anda tek mantıklı gelen açıkçası PTT KARGO , MNG KARGO , ARAS KARGO , YURTİÇİ KARGO firmalarından ÜCRETSİZ kargo gönderebilirsiniz.

Not: (Kargo firmalarının isimlerine tıklayarak resmi sayfalarına ulaşabilirsiniz ;)

 İstanbul Üniversitesi çalışanı bir bayanla konuştum ve kendileri özel bir ekip göndermişler gerçekten taktir ettim kendilerini. Onu dışında İlk gönderilecekler arasında bana nelerin yollanacağını söyledi;

1-Bebek mamaları
2-Bebek bezleri
3-Temizlik ürünleri (Sıvı sabun,deterjan vs.)
4-Battaniye ve giyecek

Onun dışında sizler de ekleme yapabilirsiniz. Temennimiz BATI-DOĞU çelişkisini bir kenara bırakıp bu olayların hiç yaşanmaması.Umarım yarınlar daha güzel olur.

 Efes Pilsen Blues Festivali'de bu seneki konserlerini de İstanbul ve sonrakiler dahil olmak üzere iptal etti ve örnek bir davranış sergilediler.Ayrıca VAN İÇİN ROCK kapsamında maddi destek için;

4x4, aslı, aylin aslım, ayşe saran, murder king, can bonomo, cem köksal, çilekeş, demirhan baylan, demir demirkan, dilemma, duman, direc-t, emre aydın, ete kurttekin, feridun düzağaç, foma, gece, gece yolcuları, gripin, haluk levent, kurban, mabel matiz, malt, marsis, melis danişmend, model, moğollar, multitap, ogün sanlısoy, özge fışkın, pamela, redd, tnk, yüksek sadakat küçükçiftlik park'da sahne alacaklardır.

28 Ekim 2010 Perşembe

Olmuş,olacak,oluyor

 Yine kısa kısa gözüme çarpan köşecik haberlele sizleri selamlıyorum.
 Geçen hafta mail kutuma düşen bir Microsoft haberine göre Windows Live Spaces alanı (Blog alanı ve şimdilerde daha çok sosyalleşme platformu) artık yerini WordPress.com'a bırakıyor.Açıkçası iyi oldu da diyebilirim spaces sayfanız sadece msn kullanıcıları ile daha çok haşır neşirdi ve oraya da yazdıklarım özellikle de ilk zamanlarda ki aşırı politik nedenlerden dolayı kapanmıştı.Sinirlenmiştim :) yılmadım yine yazmaya devam ettim.Kafamda oluşan her yeni fikirle kendimi yeniden yoğuruyorum inşallah WordPress ile de iyi bir platform yakalayabiliriz.Bana kapanması için verilen tarih 16,Mart fotoğraflar gitse problem değil de o kadar deneme ve içimden gelen yazılar var bir yedeğini alsam iyi olacak unutmadan.


 Hiç kimse bir Mcfly'a tavuk diyemez!

 Bu sözler bir yerden tanıdık geldi mi?Gelmediyse biraz daha geriye gidelim,hatta araba ile gidelim.Zaman sıçrayışları yapmak insanın uçmaktan sonra bir diğer tutkusu olmuştur diyebilirim.Hatta hayatımızda yaptığımız hatalarda bile "Keşke zamanı tersine çevirebilsem" dediğimiz mutlaka olmuştur.Geleceğe dönüş filmi bizi o zamanlar tam kalbimizden vurmuştu tabi teknoloji de bu kadar parlak değildi ve ilk filmden sonra üçlemesi oldu.Dr. Emmett Brown ve Marty Mcfly'ın macerları ve başlarından geçenler bizi bizden aldı.Hele o "Power of Love" adlı şarkı da kült haline gelmiştir sanırım.Geleceğe Dönüş filmi 25. yaşına girdi.25 seneden sonra hala karakterleri capcanlı görmek beni ayrı sevindiriyor.Aslında dördüncü de olsa fena olmazdı diyorum kendi kendime en son zaman makinası bir tren olmuştu ve Doktor acaba ne yapıyordur diye merak konusu oldu.
 Bu sahne unutulmayacaklar arasında."Marty Johhny be good" parçasını çaldıktan sonra asıl görevi olan geçmişteki anne ve babasını tanıştırmaktı bu kareden sonra da işlerin iyi kötü gittiğini söyleyemeyiz.








Yanık Marty Mcfly 
marty mcfly - johnny b. goode from etsw on Vimeo.


 Haydi gel içelim

 Haydi gel içelim diyorduk da şu andan itibaren pek iştahlı olduğumu söyleyemeyeceğim.İçkiye ÖTV zammı geldi.Zıkkımın pekini iç de diyebilirsiniz o da kabulümüzdür.Kırk yılda bir yapıyoruz onu da hani çok keyifli olunca hani insanlar dertten içer,sıkıntıdan,boku püsüründen falan ama bize sanırım ters etki yapıyor.Bu [aralar] içki sofrasına konuk olduğum misafir arkadaşları ertesi hafta bir şekilde bir yerlerde görüyorum merhaba hatırladınız mı?Diyorum ama hatırlayan aşk olsun ölçü mü kaçıyor anlamıyorum :) Gelen zamların özetine; Alkollü içkilerdeki maktu ÖTV, alkollü ürünlerin sadece içerdiği alkol miktarına uygulanıyor. Örneğin 35'lik rakı, yüzde 45 alkol içeriyor. Maktu ÖTV de, bu alkol miktarı üzerinden hesaplanıyor.
Buna göre yeni düzenlemenin ardından 70'lik rakıda 12 lira 47 kuruş olan maktu ÖTV tutarı, 16 lira 22 kuruşa çıktı. Bu durumda 70'lik rakının vergi yükünde 3 lira 75 kuruş lira artış meydana geldi. Rakının ÖTV'sindeki artış, oransal olarak ise yüzde 30 oldu.

 Fatmagül'ün suçu kıçı başı oynamasıydı
Hangi TV kanalında bile oynuyor haberim yok.Bir kaç kişinin ağzından duyuyorum.Yokbir yerde kıstırıyorlarmış da falan filan kız gidiyormuş kötü ellere.Toplumu yozlaştıran gerzek bir dizi daha karşımızda.Bir de demezler mi ya yok aslında bu dizinin içinde başka mesajlarda var anasını satayım işte Kurtlar Vadisi'nde Türkiye'yi siyah filmle kaplı arabalara ve belinde silah taşıyan insanlara çevirdiniz.Bu diziyle de bakın bakalım diğer tecavüz olaylarında patlak oluyor mu olmuyor mu?Bir de şişme bebek olayına el atmış birileri Allah akıl ve en yağsızından fikir versin diyorum.

  Çalınacak ne kaldı? Cevap A şıkkı dötümdeki don
 KPSS Skandalı ve çok geçmeden ÖSS sınavı soruları için ortaya çıkan skandallar birbiri ardına gözler önüne serildi.Sanki hiç bir şey yokmuşçasına da vurdumduymaz davrandı yukarıdakiler.Kimilerinin sesi çıkmadı bile.Tam bu kargaşa yeniden yatışırken ortaya bir de ehliyet sınavı soruları çıktı.Yahu ne acayip iş bilemedim ben yahu.Ulan bende ehliyet kursuna yazıldığımda tamam bir yusufçuk bir 3,5'luk korkularına kapıldım ama toydum sonra baktım ki kitabı yutup biraz da pratik yapınca bunlar havada karada yapılabiliniyormuş ama kardeşim sen gel bunda da kopya çek yuh yani sen valla ehliyet alma ben sana Haşim İşçan Geçidinden bisiklet alayım 4 teker sağlam valla ;) çok zekiler bluetooth'lu silgiler falan bir opereyşınlara bürünmüşler efendim.Detaylar için;Detayım bana tıkla ;)

20 Ekim 2010 Çarşamba

Karman biraz da çorman

 20 Ekim 2010 Sabah 11:00 sularından sonra Adnan Polat-Frank Rijkaard görüşmesi tatlı bir sonla bitirilerek Frank hocamız görevini Metin Oktay Tesislerinde bitirdi.
 Futboldan adam akıllı anlamam oyununda tut da artık nesine kadar ama eh işte modunda oynarım çok iyi değilimdir.Çünkü Ülkemizde gördüğüm üzere olaylar başka tarafa çekiliyor hep koskoca 365 gün içinde basın ve kameraların gözü sadece derbiler ve yabancı transferler ile ilgili bir de iki-üç kişilik gruplarla TV'de yapılan programlar.Sporun aslında temelinde yatan aktivite olması değil bir kültürü barındırmasıdır.Gel gör ki bunu uygula.Yapabilirsen ne ala!
 Sabah işe geldiğimde spor okulu odasından kafamı uzattığımda direk Adnan Polat'ı gördüğümde hafif bir yusufçuk olmaya başladı,aslında olmazdı da hani futbol takımı kötü bir gidişat aldığından bize de bomba patlayabilir diye hemen ofise kaçtım.Aşşaıdaki bölümler inceleniyordu :D bende ses yakınlaştıkça yusufçuklarla olan dansım ikiye katlanıyordu.Neyse atlattık dedim hakkatten de öyleydi.Fazla tartışmıyoruz tabi en iyi dileklerimizle hayırlı olsun diyelim diyoruz.İlerleyen saatlerde Fatih Terim ile görüşülmüş anlaşılamamış gerçi iki gün önce web sitelerinde Hagi deniyordu ama ne olacağı bilinmez tabi.Ocak ayında stad açılışı var böyle güzel bir stad için böyle olayların yaşanması biraz gölgeye aldı bizleri ama iyi bir şekilde çıkacağımıza inanıyorum.Fenerbahçe'nin kurulmasında en çok emeği olan bir kulübün (Dostluk ve Rekabet ortamının yitirilmemesi için) ve bundan dolayı da zevk alan bir kulübün alnının akıyla çıkacağına umutla bakıyorum.Haftasonu derbi varmış bakalım oralarda ne olacak?
 Geçen hafta da Tugay Hoca başka bir takımla altyapı maçındaydı orada en son yeniyorlardı izlemek için yukarı çıkmıştık 82. dakikada 2-0 skor vardı tabi ki yenmiştir.Onun da adı geçiyor bakalım neler olacak hep birlikte göreceğiz.Yarın da A Bayan Takım Abdi İpekçi'de Fenerbahçe ile Cumhurbaşkanlığı kupası için mücadele verecek onlarada bol şanslar.

12 Ekim 2010 Salı

Aradım Durdum Seniiiii

 Böyle arada bir şey izlersiniz ama o anlık hiç bir kayıt mekanizmanız çalışmaz olan biten rutin gelir size ama o baştan çıkarıcı kişi veya şeyi gördüğünüzde iş işten geçmiştir.Ara da dur bakalım şimdi diye kendi kendinizi yersiniz.Benim de başıma gelenlerden birisi Blink 182 grubunun Always adlı parçasında oynayan hatun ablamızdır.Bir an şimşekler üzerime çaktı ki ne çaktı alamadım bir an kendimi o güzellikten tamam yapay olabilir ama yemede yanın da yat tabiri caizse tam bunun için olabilir.Ablamızın adı Sphie Monk'muş ne aradım da bulamamıştım ismini derken bu gün şansa buluverdim bir de klibi eklerim ve kaçarım iyi seyirler efeniiiim.

blink-182 - Always
Yükleyen universalmusicbelgique. - Öne çıkan müzik videolarını izleyin.

11 Ekim 2010 Pazartesi

Etrafımdaki Hayat nasıl bir Hayat?

 Yoğun tempo ile nasıl baş edebilirim derken akşamları eve gelip bir kaç bir şey atıştırıp hemen batti altından dizilere dalıyorum sonra bir silkiniş evet evet yapılacak çok şey var daha temposu bol bu[aranın]
 Olacak O Kadar'dan bir ayrılık daha
  Tiyatro oyuncusu Mehmet Güney hayatını kaybetti.
Güney, Cuma gecesi rahatsızlandı ve komşuları tarafından Taksim İlkyardım Hastanesi'ne kaldırıldı. 70 yaşındaki tiyatro oyuncusu Cumartesi gecesi, hayatını kaybetti.
Mehmet Güney, 25 yıldır Levent Kırca'nın Olacak O Kadar adlı programında ve tiyatrosunda oynuyordu.
Levent Kırca 25 Mart 2001'de de Tekin Siper'i kaybetmişti.Mekanları cennet olsun diyoruz efendim.
 --------------------------------------------------------------------------------------------------------------->

Taksim Kalmasıııııııııın

 Türkiye-İstanbul ve Trafik.Bermuda şeytan üçgeni gibi.Trafik olduğu zaman bu şehirde türlü cambazlıklara girişmeniz gerekiyor.Çünkü kimse aynalarına bakmadan araba kullanıyor (Özellikle Florya semtinde) Eğer ben yok abi düzgün kullanacağım derseniz ayvayı soymadan yiyebilirsiniz.Hele hele kaç seneden beri toplu taşıma teşvik ediliyor ama kimi insanımız otobüse binmeyi basitlik,fakirlik ve küçük düşürücü olarak görüyor.Şayet gideceğim yere daha kısa zamanda götürüyorsa bu bende daha çok zekilik binek otomobil şimdi mallık gibi geliyor (gerçi kimi zaman sürülecek zaman da olmuyor değil Bkz.Okullar yazın kapandığında) Taksim için en basit çözümü metrobüs hattında buluyorum bu aralar nazar değmesin aman.Sonra eve gelişleri zaten sabaha karşı olduğu için sarı dolmuşlara atıyorum kendimi.Geçen gün de sevindiri bir haber okudum bu yol güzergahları ile ilgili.
 Topkapı-Taksim arası 20dk.'ya iniyormuş.Nasıl derseniz;Güzergahta yolun sap kısmı özel boyalı olarak ayrılacak ve sadece belirli saatlerde bu hat çalışacak ve hiç bir sivil araç giremeyecek(miş) gel sen bunu bizimkilere anlat :D kimse kralını tanımaz ama bekleyip göreceğiz.İşin sevindirici yanı iyi bir alternatif daha çıktı bizim adımıza.Bekliyoruz ;)
 Bu Kızıl Tehlikeli!
 Kızıl renk her zaman iyi olmayabiliyor.Doğa ile ilgili yazılarımda belirttiğim gibi ve önceden yapılan uyarılar gerçekten üstteki insanları haklı çıkartıyor.Yeni yüzyıla doğru su savaşları çıkacak denmişti değil mi? Bunun ilk örneği Meksika körfezindeki BP'nin büyük ses uyandıran sakarlığı petrol kulesinin çökmesi ve ikincisi ise Macaristan'da meydana gelen Alüminyum fabrikasında ki kaza.Sen o kadar zehirli madde için sadece beton duvar seti çek! Olacak iş değil! garip olmuş bu işleri anlamadım ve bu zehir de malesef suları kirletiyor.Bakalım ileride ne gibi skandallarla karşılaşacağız.Tek üzüntüm gelecek nesilin bizim arkamızdan iyi şeyler söylemeyecek olması :(
 



Bedavaya Tutkulu Öpüşürüm :P
 Dizilerin çekildiği semtlere göre de belediyeler para alıyorlarmış yaaaaa duydunuz mu?Fiyatları görünce ağzım ve bir başka yerlerim şey oldu,oldu işte. İstanbul'da çekim için sadece valilikten izin almak yetmiyor, belediyelere de ücret ödeniyor. Beyoğlu, çekim için günlük 13 bin 200 lira ile en pahalı ilçe. Fatih 12 bin lira istiyor, Eyüp Belediyesi para almıyormuş.Oh ne güzel yahu.Valla bende çeşitli öpücüklerde tutuşturdum üstüne para aldım ayrıca ama gel gör ki aaah aaah herkes işi paraya vurmuş yahuuuu.Olmadı sevmedim ben bu işi.Nerde o eski öpüşmeler :)

 Kızıldan sonra Kırmızı da can yakacak!
Bir ay öncesine kadar da başka skandalla ortalık çalkalandı.Burger King'in soğuk hava depolarındaki etlerde üreyen bakteriler tehlikeli olarak nitelendirildi sonra öyle olmadı denildi.Onun da öncesi İthal et girişiminde bulunuldu ama hala kimse anlamıyor dışardaki inekler GDO'lu mısırla besleniyor ve devamlı bunla beslenince de ortaya hastalık çıkıyor.Doğanın dengesini bir değiştirdiniz mi? İşte o zaman iş işten geçmiştir.Neden ülkemizde hayvancılık yapılmıyor? Çok zor değil doğu da ve kuzeyde her halukarda otlatılabilir.Bunu da yapamıyorsak yuh bize asıl öküz biz olmuşuz.Bende zaten kendimi verdim tavuğa,bakalım ne zaman yumurtlayacağım? Gün sayıyorum.
 ve herkesi iyiden iyiye öpüyoruuuum

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Kötü haber tez duyulur (İyilik kaldı mı ki?)

 İyilikle kötülüğün mücadelesi en eski hikayelerden biridir.Hatta kimi ülkelerde bile bir sembol veya bir felsefe olarak da görülür.Denge meselesi bu diye kafadan kestirip atmak çok çok kolay gibi gözükür.En basit örneği bile zıt kutupları olan mıknatıslarla verebilirsiniz.Eksi-Artı ile birlikte olmazsa ayakta kalmak mümkün mü? Diyebiliriz  ;) Gerçekleri kabul ettiğinizde ( Bu da bünye ile alakalı kimileri de etmeyebilir) o zaman "fark" faktörü devreye giriyor.Şimdi buraya nasıl mı geldik?
  İşe günümüzden bahsetmekle başlamak istiyorum.Haberler mesela; Gazeteyi açtığınızda veya internetten baktığınızda magazin kısımlarını atın Dünya'da olup bitenler arasında kaç tane iyi haber var? Ya da iyi olan haberleri kim yayınlayabiliyor.Devamlı kaos,negatiflik,aşağıya iniş,mutsuzluk,çaresizlik,çözümü olmayan işler... Sorunlar elbette gelecek ve sorun=negatiflik.Pozitif kısımdan bahsetmek gerekirse eğer bir pürüzün olmaması gerekiyor.Bütün bunları bir şekilde etkileşimle kendi bünyesine katan insanlar etrafa çok da pozitif bir bakış açısı ile bakacağını sanmıyorum veya pozitif enerji yayacağını düşünmüyorum (Sünger olmak belli bir yere kadar)
 İşin empoze yönünü başka bir tarafa ayırıyorum (değişik planlar,beyin yıkama,olayları örtbas etme...) Diğer taraftan ele almak gerekirsek; Enerji yayımı ile alakalı diyeceğim de kaç kişi iyi şeyler yaşayıp bunu etrafına saçabilir? Bulunduğu koşulları göz önüne alırsak,etraftaki bireyleri... İyinin pek karlı iş olmadığını da hep gösterirler filmlerde.Aslında yer altındadır.Keyifi süren kötülük sokaklarda cirit atar.
 Her türlü işte kötü veya tu kaka oldu mu yüksek sesle söylenir!
Sanırım işin özünde kişinin yapamadığı veya yapamayacağı şeyi gördüğünde bu bireyin kendisinde bir özgürlük oluşturuyor (Negatiflik başlangıcı) ve istediği gibi söyleme lüksünü doğuruyor haliyle.
İyi kısmı gözünüzün önüne getirin yine aynı X şahıs,kendisi yapamadığında,beceremediğinde bunun tam tersini karşı tarafta gördüğünde hazımsızlık,ezilme ve diğer psikolojik reaksiyonları verebiliyor.Ters tepki ama bunun aslında tebrik edilmesi gereken bir olay olduğunu söylesek de.Ya vazgeçiliyor ya da unutup gidiliyor.

Pozitifliğin sesi çok çıkmaz,deli gibi eleştirilirsiniz ama ufacık bir hata sizin tüm yaptığınız işleri (iyi) anında yok edebilir.Bunun üstesinden gelmek de bakış açısı,kendini yetiştirme ve doğru gözlemler,tecrübelerle artı ahlakla alakalıdır diye düşünüyorum.

 Doğrunun ne kadar pısırık,yanlışın da ne kadar yüzsüz olduğunu bu Dünya'da anladım.

Cem Yılmaz'dan da en güzel örneğini izleyelim ;) (video linki metacafe'dir ona göre,youtube falan yapmadık sizi düşünerek)
 Salaklık ve Reaksiyon



Siz Beğendiniz ;)

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı