tanıtım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tanıtım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Temmuz 2019 Salı

Snarky Puppy İstanbul


 Garanti caz festivali ve İKSV katkılarıyla bu seneki Caz festivali'nde meraklandıran grup Snarky Puppy'di. Hoş, iki sene önce Ground Up albümü ile tanıdım. Keşke gelseler diye diye iki sene sonra gelmişti.

 Konser Maslak civarında oturmayanlar için baya sapa bir yer olan UNIQ HALL veya UNIQ Volkswagen Arena'da gerçekleşti. Belki yazıyı okuyan arkadaşlar denk gelirse şöyle söyleyeyim, itü ayazağa metro istasyonuna gelmeden önce yol ayrımı var sağ aşağıya doğru giden zaten AYAZAĞA diye tabelada yazıyor. Oradan girip, yokuş aşağı inerken solunuzda kalıyor. Yer muazzam, market, sergi, üçüncü nesil kahveciler, içkili mekanlar vs.

 Açık hava sahnesi idare eder cinsten çok büyük etkinlikleri kaldıramaz diye düşünüyorum. Aşağıda fotoya aldanmayın. Oturma yerleri iki kademe ve arkada demir barikat olarak bu etkinlikte bölünmüştü.

Uniq Açık hava sahnesi

Grubun Shofukan adlı sanırım türlü türlü esntrümanlara uyarlanabilen bir parçası var. Bizim için de tef ve perküsyon'a uyarlanmıştı. Hoşuma gitti açıkçası. Kafama takılanlardan bir tanesi Ground Up albümünde Minjor adlı parçayı Bis'e saklamışlar. Diğer ikinci takılma değil de bis sonrası arkadaki herkes öne çağrıldı. Bazı hayvan arkadaşlar konseri sadece kendileri izliyor sandılar ki öndeki sandalye üzerine çıkıp, bizim bir bok görmemize vesile oldular. Çok teşekkürler kendilerine ve ayrıca arkamda içip içip devamlı "Ben Doğuş grupta çalışıyorum ve Özyeğin Üni'den mezunum" Diyen kızımıza da ayrı teşekkürlerimi sunuyorum.

 Bu sene ortasında bir de Babylon Bomonti'de konsere gitmistim insanların izleme ve davranışları baya değişmiş. Önünüzdeki kişi ile aranızdaki bir adımlık mesafeye kız-erkek farketmeksizin hiçbir şey söylemeden dalan bir güruh ortaya çıktı bilginiz olsun efendim. 




#snarkpuppy #cazfestivali #cazfestivaliistanbul #snarkypuppyistanbul


11 Haziran 2013 Salı

Yeniden "Merhaba" Apple

 Apple şu son 8-10 sene içerisinde en güzel en ivmeli senelerini yaşıyor desek yanlış bir cümle kurmuş sayılmayız. Tasarımdan tutun da kullandığınız işletim sistemlerinin pratikliği ve o canlılık sizi bir şekilde kendine çekiyor.

 Forumlarda, sözlüklerde işi olan - olmayan bir şekilde bu camiaya adım atmak istiyor. Mac konularına değinmek istemiyorum orası başka bir kulvar. Bu akşam saat 20:00'da Worldwide developer conference'da Apple muhteşem özelliklerini bizlere bir kez daha gösterdi.



 Günün yorgunluğundan dolayı biraz kestireyim demiştim bir kalktım ve saate baktığımda 20:35î gösteriyordu, apar topar kalktım ve internetten izlemeye koyuldum. Başında neler kaçırdım bilmiyorum ama yetiştiğim bölümlerde MacBook  Air özellikleri bahsediliyordu.




Apple yapılabilecek en iyi noktaları belirlemiş ve başkalarının o noktalar üzerine atış yapmasını gerçekten zorlamış hatta imkansız diyebiliriz :)


MacBook Air pil ömürlerine gelelim;

Görüldüğü üzere 11 inç MacBook Air 5 saatten 9 saate dayanan çalışma performansına erişmiş.


13 inç ise 7 saatten, 12 saate çıkmış. Bu muazzamlığın ötesinde bir iş :)




Bunun dışında başka göze çarpan belirgin değişen özellikler;


* Thunderbolt 2'nin gelmesi ve saniyede 20 Gb veri aktarımını mümkün kılıp, eski teknolojiyi de desteklemesi yani ilk Thunderbolt'u. Bununla beraber USB 3 olması.

* "802.11 ac" denilen yeni wi-fi standartı gelmesi. Bu özellik "n" standartına göre üç kat daha hızlı ve tahmin edildiği üzere daha geniş kapsama alanı demek.


 Sonraki sahne Mac Pro içindi yani Masaüstü Macintosh Pro ve fotoğrafı gördüğünüzde sakın şaşırmayın. Evet bu gerçekten bir masaüstü pro seviyesinde bir Mac kasası :)


Son olarak sizlere IOS 7'den bahsedelim.

İlk görselleri gördüğünüzde sakın garpisemeyin önce bir bakalım neler yeni ve neler yapılıyor ?

* Simgeler çizgi film tadında olmuş, eski ikonlara aşık olanlar yenilerini garipseyebilir hatta sevmeyebilir.

* Multitask yani arka plana atılmış çoklu görevler daha düzenli hale gelmiş. Bana sanki windows phone'dan esinlenilmiş gibi geldi ama Apple en verimli neyse onu tasarlar ve kullanır.

* Control Center'ın daha kullanışlı ve sade olması.


 * Hava durumu ise çok şık olmuş, o an hava durumu nasılsa arka planda yağmur, kar yağması veya gök gürültülü ise şimşek çakması görebiliyor animasyonlu olarak.

* Mesajlar kısmı bana renk ve döşeme olarak yine windows phone'u aklıma getirtti. Bir şey diyemiyorum açıkçası.

* Airdrop özelliği sadece son çıkan cihazlarla çalışacak. Bu diğer akıllı telefonları kıç kıça ( evet bu tarz bir ifade edildi toplantıda :D ) dokundurtmayacak bir teknoloji. Her ios veya mac tabanlı üründen fotoğraf ve diğer bilgileri anında paylaşabileceksiniz.


Son olarak i Works ile ilgili bir şeyler tanıtıldı ve üç tarayıcı (explorer, safari ve chrome) için özelleşirilebilir yenilikler gelmiş. Ben Life paketinden bir şeyler bekliyordum açıkçası belki o da diğer altı ayın sonunda gelebilir.  İnternette yaptığım araştırmalar sonucunda IOS ilk sırada altnda Android ve WP var. Konuşmanın sonlarına doğru ise şu açık bir şekilde söylendi "Android için yazdığınız App'lerin kime gittiği belli değil, bu yüzden IOS'a yazmanız için daha çok neden var" açıklaması yapıldı. Olaylar bunlar herkese iyi güncellemeler, dokunmatikler :)











31 Mayıs 2013 Cuma

Bakalım neler oluyor ?

 Sevdicekler ve saydıcaklar, uzun uzun aralar vererek yazıyorum farketmişsinizdir yazıları. Sebebi ise artık bu blog'u bir web sitesine dönüştürme fikri ve başka yan projeler. Burası tamamen ölmeyecek tabi ama biraz daha az yazılacak. Çünkü doğduğumuz yeri unutursak, biliyorsunuz ki bizi eşşekler akabinde ise gergedanlar kovalar.

 Oto+AVM+Gezi = Park mı?

Başlığın karekökünü alsak da bu sorunun cevabı belli değil ama kafamızdaki kurtları bir dökelim.

Tarihine bakıldığında;

1806 yılında Halil Paşa Topçu Kışlası adıyla Osmanlı, Rus ve Hint mimarisinden izler taşıyan büyük ve ihtişamlı bir topçu kışlası yapıldı. Kışla binası pek çok savaş gördü. Özellikle, 31 Mart Olayları'ndan sonra önemli hasarlar aldı ve onarım bekledi. Ancak mimari ve tarihi açıdan önemine rağmen kışla, 1940 yılında dönemin İstanbul Valisi Lütfi Kırdar tarafından, Henri Prost'un hazırladığı imar planı çerçevesinde yıktırıldı. Kışla yıkılmadan önceki yıllarında, içindeki alan düzenlenerek Taksim Stadı olarak spora açıldı.

Şimdi bugünkü halinde tabi değişmez ise.  Duyarlı halkımız belki birhaftadan beri değişime direnmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Neye karşı ? 

Pis ve engel bilmeyen kapitalizm denen kalıba karşı. Şimdi dönen tilkilerden ötürü şunlar geldi aklımıza;

* Türk mantığı ile hareket edildiği üzere Taksimin dört bir yanı ve yabancı odaklı turist popülaritesini bir nebze olsun rahatlatmak için, otel yapılabilinir. Yanyana eczane açabilen başka bir Ülke de görmedim :)

 Yok hayır yayalaştırılacak deniyor fakat sizin elinizden alındıktan sonra ne yapılacağına sadece baştakiler karar verebilir. Bkz. keyfimin kahyası 

* Yayalaştırma yapılacaksa o zaman kaldırım taşlarını değiştirin veya zemine farklı yollar çizin. Zaten kaldırım yapmayı çok seven bir millet görmedim. 

* AVM olacaksa, zaten bu işlerde kara parla tonla dönüyor. AVM'lerin hali içler acısı. İnsanlara marka adı altında her şeyi getirdiler ama alan tayfa belli. Hani kıçıma CK don giyince özel güç sahibi olmuyorum veya kıçımın şekli de değişmiyor (korse hariç) markalaşma adı altında yozlaştırılıyoruz, zaten genel kültürü sevmeyen çoğunluğa sahibiz. 

* Son aklıma gelen ise çeşitli irili-ufaklı standlar açıp (bu standları da biliyorsunuz kimlerin açacağını) burasını daha bir parasal alana dönüştürmek. 

Direnen grup için veya en ufak bir olayda maruz kalınan biber gazı için çözüm önerileri sunuldu. İşte onlardan biri de ;



















 Yani işin özünde, gezi parkı para getirilecek bir hale dönüştürülecek. Ölü bir arsayı kapitalizm sevmez ;)

En eski hallerinden birini ekleyeyim, silinmezse hiç olmazsa buraya bakarsınız.













2013 Dünya Çevre Günü

Bisikletliler derneği tarafından düzenlenen geleneksel "Dünya Çevre Günü" 2 Haziran 2013'de saat sabah 9:40'da Taksim Meydanın da başlayacak ve çoğu kişiye rüya gibi gelecek olan Boğaz Köprüsü geçişi var :) internetten daha önceki videolara bakarak nasıl bir his olduğunu hemen hemen anlayabiliyor insan. Şimdi diyeceksiniz "La oğlum bisikletle köprüyü geçiyorsun, ne heyecanı var?" Öyle değil işte :) 

Murat Dostel adlı bir arkadaş meşhur video kanalında bir video paylaşmış. Biz de sizlerle paylaşıyoruz bu görüntüleri. İşiniz yoksa Pazar bekliyoruz heaaa ona göre (erken kalkacaksınız ama buna kesinlikle değer) 

 

İyi hafta sonları, iyi pedallamalar ve her şeyden önemlisi iyi bir düzen içinde yaşamamız dileğiyle 

16 Mayıs 2013 Perşembe

Durdurulamaz sololar

 Mart Ayı sonlarına doğru hazırladığımız Joe Satriani ile ilgili yazımızdan kısa bir süre sonra. Dünya Turu kapsamında Ülkemize geleceğini öğrendik :) havalara, karalara, damlara uçtuk diyebiliriz.

 Hem yeni albüm de çıkmış olup,dinledik. Unstoppable momentum adını almasında haklı sebebi var haliyle tüm parçalar dinlerken durdurulmaz bir şekilde kayıp gidiyor. Albümün nasıl bittiğini anlamadım açıkçası. Diğer albümlere göre Satriani soundu yanında yine enerjik parçalar. Aslında spor yapan ve solo seven biriyseniz kesinlikle çalma listesine hepsini eklemenizi tavsiye ediyorum.













 Bu hafta yüzümüzü güldüren olay ise Joe Satriani kendi facebook sayfasından Türk hayranlarına Türkçe seslenmesiydi. Alla alla n'oluyoruz derken, resmi sayfasında olduğunu farkettiğimde hakikatten işte "Adamın dibi" ünvanını aldı :D










Konserden bir gün önce yani 17 Mayıs'da saat 16:30'da Mephisto Kitapevi'nde imza günü var hayranları kaçırmasın. Tabi nasıl bir kalabalık olacak tahmin edemiyorum :)















18 Mayıs günü ise büyük şölen büyük gün üstad sahnede olacak aksilik olmazsa. Umarız Steve Vai gibi bel ağrılarına mağruz kalmayız :)
















Albümde en dikkat çeken parçalarıalbümdeki düzene göre sıralarsak;


1. "Unstoppable Momentum" 
6. "A Door into Summer" 
8. "Jumpin' In"  
9. "Jumpin' Out"           
10. "The Weight of the World" 


Özellikle Jumpin' In - Jumpin Out parçalarındaki bas ritimleri çok hoşuma gitti :)

Sizleri Albümün arka planını anlatan bir video ile başbaşa bırakıyorum.


 

26 Nisan 2013 Cuma

Daha çok pedal

 Ülkemizde eskiye nazaran biraz daha bisiklete ılımlı yaklaşılınıyor. Geçenlerde sahil yollarına bakarken gördüğüm sırt çantalı çocuklar ve altlarındaki bisikletler gerçekten sevindiriciydi. Bunun yanında hala önemli güzergahlarda bisiklet yollarımız yok. Bu kadar güzel gelişmelerin yanında bazı dört teker kullanan bireylerden de anlayış bekliyoruz. Bazıları hala sizi bir tehdit ya da altınızdaki iki tekeri sanki ezik malı ya da parasızlıktan bunu kullanıyor gibi bakıyor. Bu bakış veya düşünceler aslında ortaya zekasızlığı koyuyor, sıfır karbon salınımı ve haliyle doğayı en az seviyede kirletme, trafik sorunu olmuyor.

 Hala inatla ulaşım konusunda sıkıntı çekmediğimizi düşünen varsa kendilerini özellikle Çarşamba günleri Florya - Zeytinburnu sahil yolu güzergahında gezinmelerini tavsiye ediyorum.

Bunların dışında bisiklet dernekleri daha fazla görev almaya başladı. Otobüslerde belli saatler arasında ücretsiz taşımalar oluyor. Hatta Ulusoy ve Varan bagaj kısmında bisiklet taşıma sözü verdiler. Bazı bisiklet severler Kamil Koç'unda bunu yaptığını belirttiler.

Bisiklet kullanımının yagınlaşması için yeni bir proje daha hayata geçirildi: "Bas Pedala" Siteyi kuranlara sorduğum sorular için basın bültenindeki açıklamayı verdiler;

"Dünyanın bisiklet dostu kentleri, belgesel dizi oluyor.
Bas Pedala, bisiklete özel bir medya platformu. Platformun ilk projesi ise "Bisikletli Kentler" belgesel dizisi. Bu dizi kapsamında, "Dünyanın En Yaşanabilir Şehirleri" arasında gösterilen ve "En İyi Bisiklet Dostu Şehirler" listesini oluşturan 20 dünya kenti, Türkçe ve İngilizce olarak izleyiciye tanıtılacak.

Proje herhangi bir gezi belgeselinden farklı olarak, Türkiye'de bisiklet kullanımının yaygınlaşmasına katkıda bulunmayı hedefliyor. Bisikleti günlük yaşamda kullanan birbirinden farklı insanlar, değişik bisiklet türleri, bisikletin kent ile olan sosyal ilişkisi, yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının proje ve görüşleri... Farklı anlatımıyla benzer belgesellerden ayrılan proje, bisiklet ve şehir odaklı insan hikayeleri üzerinden kentleri tanıtmayı amaçlıyor. Uluslararası bağlantılarla desteklenen proje, aynı zamanda bu alanda yapılacak ilk organize medya çalışması olma özelliğini taşıyor.

"Bas Pedala: Bisikletli Kentler" dizisinin ilk konuğu Amsterdam. Bas Pedala Platformu’nun kurucuları, Amsterdam gezisini gerçekleştirip ilk bölümü hazırladı. Bölüm fragmanı, sosyal medya üzerinden dolaşıma sokuldu. Yayın hakkında ayrıntılı bilgi önümüzdeki haftalarda duyurulacak. İzleyiciden gelecek ilgi ve destek, projenin devamlılığı için belirleyici olacak"


 Sitenin zaten sonuda yer alan TV kısmı ise anlayacağınız üzere görsel ya da videoların daha çok döneceği bir platform tabi ki kuru kuru video olmaz arada yazılı yayınlar da olacak :)

Bisikletli kentler başlığı adı altında başta Amsterdam olmak üzere “Dünyanın En Yaşanabilir Şehirleri” arasında gösterilen ve “En İyi Bisiklet Dostu Şehirler” listesini oluşturan 20 dünya kenti, Türkçe ve İngilizce olarak izleyiciye tanıtılacak. (Alıntı)

 Şimdilik Amsterdam tanıtım filmi internete konuldu yaklaşık iki dakikaya yaklaşan bir bir video ile kısaca Amsterdam'ın bisiklet hayatına gözleri çeviriyor. Desteğimiz tam, umarız günün birinde birileri biraz akıl ortaya koyar da bu iş için bisiklet yollarını yapar ve önemini arttırır.

Tanıtım videosu burada diğer linkler de videonun altında. İyi pedallamalar ;)



Ana sayfa: http://www.baspedala.tv/

Blog: http://baspedalatv.tumblr.com/

Facebook: https://www.facebook.com/baspedala

Twitter: https://twitter.com/baspedala

24 Mart 2013 Pazar

Solo Bereketi

 Gitar virtüözleri arasında sadece Satriani denilince bile hoop kafayı çevirip "Acaba ne oldu?" bakışı gelmesi en tahmin edilebilenlerdir.

 14 Temmuz 2007 tarihinde İstanbul'a geleceğini öğrendiğimizde inanamamıştık. Hani ilk Steve Vai konserine giden arkadaşım için "Ulen yine iyi kötü gördün birini" diyip kendimizle eğleniyorduk ama bu sefer Joe Satriani geliyordu be kardeşim. O zaman en taze albüm 2004 çıkışlı "Super Colossal" albümüydü. Albüm gerçekten harikaydı dedik of of döktürecek eğleneceğiz ...

 Tabi enteresandır o zaman hiç bir virtüöz'ün performansına gitmemişim, biraz garip gelmişti. Hani söz yok ki (bazı parçalarında söz var) adamla eşlik edip söyleyesin :)  yine bu konserde zaten ilk defa bu konserde böyle bir kitle görmüştüm. Nasıl bir kitle :D yani birileri yine kalabalık bir grup olarak geldi ve sanırım sağdan soldan duyarak gelmiş olacaklar ki baktılar baktılar söz yok, adam gitar çalıyor :D kafada soru işaretleri var gibi uzadılar gittiler.  O günde enteresandır Şebnem Ferah oradaydı, normal senin benim gibi ortalarda bir yerlerde takılıyordu. Performansın sonuna doğru doğum gübü olduğu öğrendik ve güzel bir pasta yaptırılmıştı kendisine, gitar şeklinde miydi ? Orasını net hatırlamıyorum açıkçası.

 Sene oldu 2013 Joe Satriani 7 Mayıs'da raflara ekleyeceği yeni albümünü "Unstoppable Momentum" da taze taze bizlerle olacak bakalım nasıl bir albüm olacak ? Dinleyip göreceğiz. Merak edenler varsa yeni albümün tracklist'i yazalım hemen;

01. unstoppable momentum
02. can't go back
03. lies and truths
04. three sheets to the wind
05. ı'll put a stone on your cairn
06. a door ınto summer
07. shine on american dreamer
08. jumpin' ın
09. jumpin' out
10. the weight of the world
11. a celebration


İsimlere bakıldığında enerjik ve sert bir albüm olacağa benziyor ama sadece tahmin tabi. Bunu neye dayanarak söylüyorum ? Genelde Satriani olsun Vai olsun arada başka temalara dalarak sakin bir sound yakalıyorlar ertesinde gerçekten hareketli albümler çıkıyor. En son çünkü Satriani'nin çıkardığı albüm "Black Swans and Wormhole Wizards" albümü sakin sakin ilerliyordu. 2007'de ilk konser sonrası da Aşık Veysel parçasını yazması da ayrı bir lütuf. Kendisine teşekkür ediyoruz. Keşke gelen her sanatçı veya grup böyle kültürel özellikleri irdeleyip çalışmalarına aktarsa.

 Sizi bu yazımızda üç parça ile uğurluyoruz efenim. Aksilik olmazsa konserde görüşmek üzere;

Made of Tears



Theme For A Strange World 

 


Aşık Veysel

 

 

21 Mart 2013 Perşembe

Gülelim gülümsetelim

 Melis Danişmend üç nokta bir gurubundan sonra solo çalışmalara yer verecğini açıklamıştı. Bunun ilk meyvesi "Daha Az Renk" Albümü ile gelmişti. Konserler sonrası koca bir seneyi yedikten sonra yapılan açıklamada ikinci albüm daha neşeli olacak sözü vermişti. İlk albümde fazla karamsar bir hava yoktu fakat sözler bir başkasından alınacak intikamları göstereceğe benzediğinden işin o tarafı ağır basıyordu. Normalde karamsar bir aşk albümü yaptığınızda insanın içine sıkıntı basıyor ama bu[ara]da en büyük fark kullanılan enstrümanlar.

 İkinci albüm 2013 tarihli "Biraz Daha Gülmek İstiyordum" ismiyle piyasaya çıktı. Albümdeki parçaların sözleri biraz daha hafif geldi ve kullanılan entrümanların uyumu yaklaşan baharı çağrıştırıyor gibi :)

 Albüm dokuz parçadan oluşuyor. En göze çarpan parçalar ise; Masa, erik, gölgemde dinlenmeye gel ve sükut.





İlk klip ise Masa parçasına çekildi. Sözleri de başarılı olan masa klibi ile bırakıyorum sizi. İyi izlemeler.

"Aslında içinde bir yerlerde makul bir insan var
  Ama duruyor oyle kim bilir neye yarar"







27 Şubat 2013 Çarşamba

Perde Açılıyor

 Politik ve birazda sistematik bir sitemle ne zamandır güzel bir belgesel bekliyordum ki sonunda dualarım kabul oldu.

  Oscar'lı yönetmen Oliver Stone'un üstlendiği on bölümlük belgeselin içeriğinde Dünya tarihini şekillendiren olaylar, skandallar, komplolar ve dahası bizlerle olacak. Merak ettiğim konu ise taraflı mı yoksa klasik Amerika'yı yüceltici bir yapıt olacağı.

 Oliver Stone'un yapıtlarına bakınca da ister istemez bu belgeseli yapması şaşırtmadı açıkçası. Buna paralel önemlileri sıralarsak;

Geceyarısı Ekspresi (Senaryo yazarı) 1978
JFK (1991)
Nixon (1995)

Zaten şu üçü hakkında adam gibi araştırma yapıp film çektiyseniz, sonrasında ruhunuz rahat durmaz benzer veya mesaj veren illa ki başka yapıtlar ortaya koymak istersiniz. Mesela kendimi örnek verebilirim, bekli film çekmedim ama bu şüpheli ölümlerden sonra devamlı bir yazı yazma isteği oluşuyor içimde. Örnek vermek gerekirsek; JFK ile ilgili yapıtları 13-14 yaşında izlemeye başlamıştım sonrasında bu işlerin Dünya düzeni olduğunu anlayınca ne kadar da berbat bir işe ilgi duyduğumu anladım. Mutlu insan aptal insandır lafı vardır ya işte bazen bu tür işlerin içine girince ve artık oyunların bir sonraki hamlelerini bile anlayınca yüzünüzdeki gülümsemeler yerini surat asıklığına bırakıyor.

 Neyse bu on bölümlük belgesel NTV ekranlarında 3MART PAZAR Saat 22:00 itibariyle başlıyor. Belgeselin Türkçeye çevrilmiş adı ise "ABD'nin Gizli Tarihi" fakat yok ben illa bir yerden bulur, izlerim derseniz "Oliver Stones Untold History Of The United States" ismiyle bulabilirsiniz.



 Tanıtım videosunu eklemek istiyordum ama başta en popüler video kanalı bile kendi sunucusundan kaldırmış. Demek ki birileri gerçekten rahatsız olmuş :)

Ne diyelim illimunati ile kafayı yemek istemeyen biraz daha olayları anlamak isteyenlere şiddetle tavsiye ediyoruz.

Hoşçakalın.



10 Şubat 2013 Pazar

Çizelim Sosyalleşelim

  Mobil (gezici) olma konusu eskiye kıyasla oldukça zirvede. İster telefon uygulamaları olsun ister mobil internet ve oyunlar olsun şu anda en çok pazar payı bu kategoride. Unutmadan, tabletler bu pastada en büyük dilimi hak ediyor. Mobil platformların kategori ayırtetmeksizin zirve yapmasında insanların devamlı paylaşma güdüsü yatıyor. En basit örnekle facebook'ta paylaşılan sürüyle kişisel fotolar veya ne yaptıklarını duyurmak gibi.




 Firmalar boş durmadan hemen bu paylaşım kazanına kendi kazanlarını da eklemeye başladılar. Önce foursquare (yer bildirimi) adlı programı gördük. Daha sonrasında insanların devamlı kaynaşmasını sağlayan ask.fm (soru sorma kanalı) ve formspring sayfalarıyla tanıştık. Aslında sıralamaya kalksak şu anda yüzlerce hatta binlerce bunlara benzer yazılımlar cirit atıyor.  İlk çıktığında gazetecilerin özellikle haber alışverişi için kullandığı twitter bugün amacının hayli ilerisinde desek yanılmış olmayız.




  Gelelim asıl meselemize, yine sosyal bir uygulama olan "Didlr" adlı mobil platforma. İşleyişi ve kullanması biraz farklı olan Didlr aslında bir sosyal ağ çizim programı. Basit bir renk paleti ve fırça ile içinizdeki sanatçı ruhu konuşturup Didlr halkı ile paylaşıyorsunuz hatta arkadaşlarınızı da davet edip devamlı çizmeye endeksli bir dünyada yaşıyorsunuz. Twitter ve paint programlarını birleştirin ve karşınızda Didlr.  Basit ama çok etkili. Görüşmek üzere ;)



 Uygulama o kadar popüler ki sadece tek platform içerisinde yer almıyor hatta tabletlerde de kullanıldığından, yetenekli kişiler sanatını mobil platformda da konuşturuyor. Gözümüze çarpan güzel çizimleri sizlerle paylaşıyoruz;





















26 Ocak 2013 Cumartesi

Taze Klip çıktı

 Wax Poetic'in en sevdiğim yanı İstanbul'a dair izler taşıması. Yani sözlerin veya kliplerin. Bunda tabi İlhan Erşahin'in payı büyük :)  Son albümleri için internette deli gibi klip ararken (canlı performanslar hariç) en sonunda "No Escape" klibini buldum. Akustic versiyonu da orjinali kadar iyi olan ve İstanbul/İstiklal'de canlı performans olarak kaydedilen parçayı sizlere sunmaktan onur,gurur ve bir şeyler duyuyorum.

6 Ocak 2013 Pazar

Yeni bir projemiz vaaaaaar !!!

 Selamlar olsun size blog okuyucuları ve yazarlar. Efendim şu sıralar uğraştığım yeni konular, aktiviteler (motorsiklet kullanmaya başlamak, yol bisikletine sarmak) var ki her biri için sağlam malzemeler topluyorum. İlerleyen zamanlarda genel konularımızın dışında üç-dört tane daha başlık altından güzel haberler sunacağım sizlere. Bunun dışında saygı duyduğum bir arkadaşım ile yeni bir projeye başladık; Bilim Kurgu Magazin. Yine Blogger üzerinden yayında olacağız. Bunun dışında magazin kısmı sizi korkutmasın, işimiz traştan şeyler yapıp, göz boyamak değil. Sadece gerçek, güzel ve nadir bulunan bilgilere kolay ulaşılması için seçtik bu ismi. Şimdiden tasarımı bitirip konular üzerinde başlıklar oluşturduk. Sıra geldi yazmaya. Biraz yoğun geçecek, ocak ayı içerisinde sizlere doyurucu bilgiler vererek başlamak istiyoruz.

 Esen kalın Bu[ara]da :)









Adresimiz ise;

http://bilimkurgumagazin.blogspot.com/

Not: Anlamsız ve anlaşılmaz deneme yazımız var bir tane. Onu sadece kullandığımız tema üzerinde nasıl duracak diye yazdık ;)

25 Kasım 2012 Pazar

2012'nin güzel albümleri

 2012 tarihli o kadar çok ve güzel albüm çıktı ki, abi dur ertesi gün yazarız blog'a, abi bir tane daha çıkacak ikisini beraber inceleriz falan derken nereden baksan on - on beş iyi albüm çıktı yani beğendiğimiz grupların öyle söyleyeyim. Lafı fazla uzatmadan ilk incelememizle başlayalım;

Flyleaf

Flyleaf'i şansa albüm ararken video kanalında i'm so sick parçasıyla tanıdım, bayan vokalin brutal vokal vermesi hatta daha doyurucu bir şekilde bunu yapması aklımı aldı, bir bedenim kaldı. Üçüncü albümleri olan New Horizons'ı şiddetle tavsiye ediyorum, distortion ve sözler yerli yerinde sanki ikinci ilk albüm yapmışlar gibi :)


Albümün ilk klibi aynı adı taşıyan parça new horizons oldu. Bunun dışında "call you out" adlı parça da beğenimi kazandı.










Milo Greene
 5 Kişiden oluşan grup üyeleri (maşallah) bir de kalabalık olması yetmezmiş gibi beşi de vokal ve enstrümanda görevli. Böyle bir grup az gelir, çabuk kaybolur. Temennimiz tabi gitmemesi ve uzun bir süre bizlerle kalması :) Grup üyelerini tanımak gerekirse;

  • Robbie Arnett–vocals, various instruments
  • Graham Fink–vocals, various instruments
  • Andrew Heringer–vocals, various instruments
  • Curtis Marrero–percussion
  • Marlana Sheetz–vocals, various instruments
Grubu yine enteresan bir şekilde supernatural dizisi izlerken sekizinci sezon - dördüncü bölümde keşfettim. Genelde böyle güzel, yumuşak geçişli parçalar cinayet filmlerine güzel oturuyor bunu da anlamış olduk bkz. jetonun geç düşmesi. Bu tanışmaya vesile olan parça ise "What's the matter" adlı tatlı parça. Kendi ismiyle aynı adı taşıyan albüm 2012 çıkışlı. Marlana adlı ablamız da bas gitar çalmasıyla dikkatimi çekti :) onu da unutmadan ekleyeyim.


 Aslında parçası sevmemizin o dizideki ambiansı yakalaması bir yana, parçanın biraz da jefferson airplane tadı yakalaması. Bu parçadan başka tavsiye edeceğim albümden ise "Take A Step"




  

Papa Roach

Zaman insanları nasıl değiştiriyor
Evet kulağınıza bir yerlerden aşina gelmiş olabilir veya uzun bir ara vermiş olabilirsiniz bu gruba. İlk defa Tony Hawk kaykay oyununda tanıştığım bu grup güzel hardcore parçalar yapıyordu. Güzel gidiyordu taa ki Gettting Away with Murder'a kadar. Bu albümden sonra ultra - mega derecede saçmaladılar, klipler falan "La oğlum ne oluyoruz ?" havasına büründürdü bizi. Daha sonraki albümlere de baktık ama belki eski günlere dönerler diye ama olmadı sonra da kan kaybetti mi veya o melodiler artık sarmadı mı bilinmez. The Connections albümü geldi biraz tadı eskileri anımsatıyor dinletiyor kendini ama fazla değil açıkçası. Uzun ara vermiş olanlara sadece tadımlık bakmanız tavsiyesi veriyorum.


Son zamanlarda artık pazarlama furyasına dönüşen zombi konsepti, şarkılardan da nasibini aldı. 

Still Swingin adlı parçamızla eski günlere sert bir başlangıç yapıyoruz.



Peter Buck  
 Üzüntüden kahrolduğumuz ve ayrılmamalarını dilediğimiz alternatif rock grubu olan R.E.M. bu kararın ardından kahramanlarımız boş durmadı. Müzikal anlamda boş durmayan biri olarak Peter Buck (gitarist) solo albümünü yayınladı. Albümde on dört parça var, bol distortion'luı ve bazıları da kirli distortion ile yapılmış daha lezzetli olmuş aslında. 
 
 İlk çıkışı da  10 Million BC adlı parçayla yaptı daha sonra birkaç festivale katılarak diğer parçaları seslendirdi. Bunun dışında I'm Alive adlı parça hoşumuza gitti . Umarız daha nice albümler çıkartır.








Wax Poetic
 Wax Poetic İlhan Erşahin önderliğinde Nublu Records tarafından piyasaya sürülüyor. Albümleri caz temelli biraz da deneysel kokuyor. Altıncı albüm olan On a Ride'da yine sürpriz isimler yer alıyor. On a Ride albümüne konuk olan sanatçıları sıralamamız gerektiğinde;

 Gabriel Gordon
 Sissy Clemens
 Norah Jones ( Daha öncekilerden bildiğimiz için bizi şaşırtmadı )
 Natalie Walker
 Jovanotti


Hoşumuza giden parçalar arasında;
Time Moves (feat. Jovanotti)
Warm Night (feat. Natalie Walker) Bu parçası çok kafa kıyaksa dinleyebilirsiniz, aşırı güzel oluyor :)

Diğer parçalar kesinlikle boş değil ama bunlar ayrı bir güzel geldi.

 No Escape
 


Eskilerden kulağınıza belki bir yerlerden tanıdık gelen bir parçayı da sunayım sizlere;

   




Lindsey Stirling 
 Sonunda albümüne erişebildiğimiz bir sanatçı daha ama Lindsey'in bu ilk albümü. Bu albüm de sanatçı ile aynı adı taşıyor. Daha önceleri hep video kanalları üzerinde single parçaları görmekten bıkmıştım. Sonunda albüme sahip olduk. Diğer yayınlanmış parçalardan bazılarını içeriyor. Tür olarak saf keman beklemeyin, elektronik ve dup step öğeleri içeriyor. Hoş bir çalışma olmuş. En favori parçamı da Moon Trance seçtim, klipte biraz gönderme var ama adam toprağa girmiş. Gönderme olsa ne farkeder ?





 

  yazmaktan yoruldum :) green day ve daha fazlasıyla devam edeceğim ;) Bereket var bu sene :)
 

 





Siz Beğendiniz ;)

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı