Politik Mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Politik Mizah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mayıs 2012 Cumartesi

Gerçekleri mi vermek istiyorsunuz ?

Son bir ay içerisindeki haberlere bakınca zaten öncesi mantıklı değildi fakat bundan sonrası tam bir felaket tellalcısı edasıyla yayınlanıyor. İnsanları bir panik ve korku içerisine alma psikolojisi tam hızla gidiyor. Bu etki Ülkemiz sınırları içinde hemen tutmadıysa da yıllar ilerledikçe yavaş yavaş çoğunluğa doğru gidiyor.

 Gerçeklere bakacak olursak; 1 Mayıs işçi gününde şok bir haber geldi. Kredi derecelendirme kuruluşu S&P Türkiye'nin notunu pozitiften durağana düşürdü. Şimdi insanın sorası da geliyor içinden, be yaprak kafalalılar. Avrupa bu kadar ekonomi ile can çekişirken siz neden gelip bize sarıyorsunuz ? Dış ticarette kötüleşme ve yavaşlama varmış. Neden olarak bu gösteriliyor fakat çevrenize baktığınız zaman inşaat sektörü örneğini bu aralar çok veriyorum çünkü en çok fırlayan bu, bir sürü yabancı ortak ve şirket sürüsüyle projelere el atmış durumda. Hadi bu inşaat alakası yok diyelim, sürüsüyle Türkiye'ye giriş yapan yabancı firmalar ve yabancılar ile anlaşan Türk firmaları. Son beş yıl içinde Türk markaları da yabancılara ciddi sponsor ve anlaşma içindeler. Mal üretimi de cabası.


 Çok geçmeden 10 Mayıs'da S&P'nin Türkiye Bölge Müdürü Zeynep Holmes karar verirken yanlış yapılmadığını ve özür dilemediklerini açıkladı. Zaten dileseniz ne olur, dilemeseniz ne olur ? Amaç belli. Nedir bu istenen? Türkiye'nin ekonomisini yine allak bullak edip bizi IMF'e köpek etmek. Yıllardır beli doğrultamayan bir Ülke pozisyonuna getirildik. Dış etmenler kendi kafalarına göre çok güzel oynuyorlar. Bizim güleceğimiz zaman şahsen kol bastı oynattıracağım kendilerine.


 Her ne hikmetse okullarda süt kampanyası alevlenmeye başlandı. Çocukların gelişimi için iyi bir niyet olabilir fakat gerçek niyet bu mu sorusunu sormak istiyoruz. Dağıtılıp bu talihsiz haberlerden sonra bir de ifade değişikliği yapılması istenildi. Sütten zehirlenilmedi, sütler bozukmuş. Bozuk olan bir ürünü insanoğlu bünyesine kattığı zaman büyük oranda zehirlenme belirtisi gösteriyor zaten. Bunun neresi yanlış anlamış değilim. Daha sonra bunun yankılarını bir şekilde bastırdılar. Geçen hafta İzmir'de süt dağıtımı lojistik konusuna açıklık getirdiler. Yok Devlet neden dağıtmıyormuş da özel şirketlere vermiş falan...

 Devlet gücünü yitirdiğinin farkında değil sanırım. Tek sorun bu[arada]



 İstanbul'da şiddetli bir deprem beklentisi var 1999 senesinden beri. Son üç senedir de ciddi şekilde artan emlak piyasası bundan iyi gelir elde etti. Bunun dışında kara parayı aklamak için mafyalar inşaat sektörüne girdi. Şikayet sitelerinin emlak bölümüne bakın, aklınızın almayacağı şikayetler dolu.  Hükümet Kentsel dönüşüm projesi önerdi ve deprem gerçeği yüzleşirken üzülmemek için ciddi çalışmalar yaptı, yapıyor da. Bir buçuk hafta arayala hep ciddi deprem haberleri veriliyor bunu anladık belki kaz kafalıyız anlamakta zorluk çekiyoruz da Deprem için konut haricinde başka ne önlemler alındı? Diye sorarım o zaman.

 1999 depreminden sonra bariz şekilde yapılanları anlatayım;

* Neredeyse bir sene boyunca deprem anında neler yapılması gerektiği anlatıldı. Bu çok güzel açıkçası.


* Belirli yerlere konteynır bırakıldı. Deprem sonrası işe yarayacak alet-edevatlar içerisinde yer alıyordu. Bunların kontrolü iyi sağlanamadı ve geceleri kilitleri kırılıyor diye geri çekildi.


* Yine bazı ilçe belediyelerde acil çıkış sokakları belirlendi,aradan geçen iki sene sonra bu işaretlerle belirlenmiş yolların levhaları kaldırıldı.

 Doğrusunu söylemek gerekirse, gösterişten başka bir şeye benzememiş. Ne zaman yakalayacağı belli değil tabi ama tedbir her zaman önemlidir.

 İnşaat firmaları buna paralel 1+0 daire fiyatlarını fahiş fiyatlara satmaktan hiç çekinmiyorlar. Hele hele 1+1'ler... Bir de kentsel dönüşüm projesinde ciddi para olacağından pazara yabancı şirketleri sokmak istiyorlar. Bu hoşuma ve çoğunluğun hoşuna gitmeyen durumlardan birisidir. İnşallah yanılırım ama kendi eviniz varken dönüşüm projesi sonra ya metrekareniz ciddi şekilde küçülecek ya da mal sahibiyken borçlu duruma geleceksiniz gibime geliyor.

 Her kafadan ses çıkaran bu baştaki bireyler. Şimdi de Türk Aile yapsı üzerinde durup, metrekareleri düşürme derdine düşmüş. Zaten verilen döt kadar metrekareli evlere millet zor sığıyor, bir de üzerine "Yok size gereken bu küçük evler" Diye dikte ediyorlar. Çünkü kolayına bu geliyor abilerin, 20 kat 1+0 50 metrekare çık sat fahiş fiyattan.

 Ülke Vatandaşımız şu son yıllarda belini çok büktü. Vatandaşı düşünen var mı? Hayır. Neden? Her birey bir müşteri. Ne kadar köpek çekersen o kadar muhtaç kalacak, çünkü yaşamını sürdürmesi gerek ve onun için elinden geleni yapacaktır. Bu yüzden de bankalar kredi konusunda pek adil davranmayacak. Sistem çok güzel işliyor, daha yazmak isterdim fakat bilmemiz gerekenleri biraz özetledim.

 Bu kadar olumsuzluğa rağmen inşallah iyi şeyler görmemiz dilekleriyle...

6 Mart 2012 Salı

Bize fazla güvenmeyin !

  263.2457 sayısı 7 basamaklı olmasının dışında size ilk bakışta bir şey ifade etmiyor olabilir. Bu sayı ABD Savunma Bakanlığının 1950'li yıllarda hazırlamış olduğu Türkiye ile ilgili olan tanıtım filmi. Hani bu son zamanlarda o politikacı ajan, illimunati ve onlar aramızda gibi çıkan kavramlar bu videoyu izledikten sonra biraz daha kafada şekillenmeye başlıyor. İşin enteresan yanı görüntülerin neredeyse yatak odamıza kadar girmiş dedirtecek cinsten.

 Belki çok yaşlı değilim ama özellikle Ülkemizde değişen sistemlerin, özel sigorta şirketlerinin güçlenmesi ve özel hastanelerin bakkal gibi çoğalması, alışveriş merkezlerinin çoğalması bana yabancı gelmiyor. He unutmadan bir de indirim adı altındaki tüketim çılgınlığı. Bizi tanıdılar, onlar bizden biri. Eğitim almamızı istemiyorlar, cahillik ile beraber kardeş olarak yaşamamızı istiyorlar. Korkmaya ve kaçmaya gerek yok...

 Sadece hamleleri bekleyip göreceğiz

25 Ocak 2012 Çarşamba

Blog yazarına BÜYÜK BİR GEÇMİŞ OLSUN

 Havada, karada hatta suda bile destek verdiğimiz blog yazarlarına hatta sayfalarına üzücü işler bulaştığında içimiz biraz acıyor açıkçası. Bu sefer konumuz yasakların daha çok arttığı bir dönemde başa gelen bir mağdur olan Barış Ünver. Barış Ünver 22 yaşında bir üniversite öğrencisi ve onun da kendi dünyası olan bir blog sayfası var. Yayından kaldırılan içerik ile fazla bilgi veremiyoruz hatta dava konusu olan cümleyi bile yayınlayamıyorum aynısı başıma gelecek diye :) Belki çok ağır geldi, belki de sadece uğraşmak istemeyen kişilerin cızz! olmaz! kötü konuşursan ağzına biber sürerim! Tepkisiydi. Başı bozukluk bunun önüne geçmek için çaba sarfedilmemesi ve çözüm yerine devamlı yasaklar konması gibi geliyor. Bundan sonra kardeşimize hakkında hayırlısı olması temennimiz.


Barış'ın blog'u için;
http://beyn.org/

Dava hakkında ise;
http://beyn.org/dava-konusunda-aciklama/

13 Kasım 2011 Pazar

 Konuya nasıl başlasam derken zaten bu yazdıklarımla girişi yapmış bulunuyorum anladınız değil mi? Bu kadar gerilmeye hiç gerek yok esneme hareketleri yaparak üstesinden gelinebilinir. Gidişata bakıyorum da pek iç açıcı şeyler göremediğimden ve haliyle de "Ulan sittir et" Diyemiyorum çünkü etrafımda olan biten şeyler,aynı yer kabuğundayım diğer vatandaşlarımla. Terör, deprem, bombalama ... Ekonomi bir yandan kötü gibi gösteriliyor fakat bakıyorum deliler gibi tüketim çılgınlığı devam ediyor.Bunların bazıları medyanın görevi yani suni gündem yaratmak bazı kesimi uyutmak. Her zaman doğru haber verilecek diye bir şey yok. Neyse onun dışında bazı gözümüze çarpan hatta gözümüze giren haberleri irdelemeye;

 İzmit'te meydana gelen Deniz otobüsü olayı.84 doğumlu terör örgütü ile bağlantısı olan eleman sen gel kaçırmaya çalış. Başka işi yok, tamam amaç zaten zarar verme ama gözlemlerim doğrultusunda şu yorumları net yapabiliyorum;
1- Türkiye'nin sadece Doğu değil artık çoğu yerinin güvenli olmadığı izlenimini vermek.
2- Buna paralel yine Dış Ülkelere bunu göstermek.
3- Dışarıdan düğmeye basanların veya bastırtanların "Bakın istersek neler yapabiliyoruz!" Mesajlarını bu yoldan vermesi.

 Olarak özetleyebiliriz.Bu akşam haberlerinde de Mersin'de bir apartmanda bir dairede bomba yapmaya çalışan bir örgütün elinde de bomba patladı ve olay yerine gidildi. Avrupa Ülkeleri zaten finans yönünden kıvranıyor bizi de işte Allah kahretsin ki bu terör olayları ile oyalıyorlar. Oyalamakla kalmayıp zarar ve can kaybı veriliyor.

 Vay be! İçim rahatladı şu an he bildiğin gibi değil. Saldım daşşaklaru kanepeye oturuyorum :D ne lan bu? ABD böyle dedi diye oh mu çekeceğiz? Bırakın ya! O zaman Kandilli ne iş yapar ? Diye sorarım sizlere. Deprem olacak veya olmayacak ki olacak oluyorda aralarda. Bununla yaşamayı öğreneceğiz.1999 depreminde en önemli şey olarak ne öğrettiler? Deprem çantası yapacağız bir kere.Saniyeler var abisi, o yüzden bunu en iyi şekilde kullanmamız lazım. Yine klasik Türk aklı devreye girdi bu son depremde de binalar artık istendiği gibi yapılmayacak yok öyle böyle kardeşim sen önce tüm Türkiye'nin yer yüzü koşullarını bir dök ortaya ona göre ev yap.Her yere beton yapılacak diye bir kaide yok ki. Para hırsı yüzünden giden canların dönüşü de yok artı bunun hesabını veren de yok! Biraz daha geniş çaplı düşünmek ve sorgulamak herkesin iyiliğine diye düşünmekteyim.


DASK olayında gerçekleri hepimiz gördük.Deprem vergisi için yapılan ödemeler ne oldu? Karayolları yapılmış o parayla. Şimdi resmi işlerin içinde olan bir ahbabımın yaptığı açıklamaya göre yani yasa öyleymiş hatta bu havuzda (Havuza bak deprem için deniliyor :) toplanan para her şey için kullanılabilinirmiş :S yuh yani. Ya zaten şöyle bir şey var belki paranoyak diyeceksiniz ama kaç tane Ülke Türkiye kadar kendi yurduna envai çeşit araba markası ve fabrikası açtırabiliyor? Göya savaşlar bittikten sonra antlaşmalar imzalandı falan fişman yahu madenleri biz işletemiyoruz.Onu yapamıyoruz, yabancılara yine tanınan haklar üst seviyede.Neyse konu sapmasın. sadece özgürlüğümüz kalmış bu konuda. Kısaca Türkiye'de çok marka araba olması biraz demeyeyim fazla bir şekilde baskıdan dolayıdır. Sen çok araba için pazar aç biz de sana Karayolu yapmak için para verelim.Dask için verilen paralar nerelerde yenildi acaba çok merak ediyorum. Yeni deprem yasası deniliyor. Avrupa yakasında acayip acayip yerlerde kazık kadar binalar yapılıyor.Hayırlısı olsun Türkiyem diyorum ve burada noktalıyorum.He unutmadan Zeytinburnu tarafından geçerseniz 16/9 evleri var koskoca arazi de eşşek kadar bi onlar dikmiş o evleri ve denize de yakın ağır bir depremde kim hesap verecek? Hep soru işaretleri var ama bunları cevaplayacak kişiler veya sözler ortada yok.

18 Eylül 2011 Pazar

Tren gelir,hoş gelir

 Sevgili okurlar nasılsınız yahu? Bu satırları bir pazar sabahı hatta öğlenine doğru yazıyorum siz bunları okurken ben çok uzaklarda olmuyorum kafam acayip davul oldu arka otoparkda deli gibi araba yıkıyorlar bir de üstüne üste yeni bi eleman taşındı evin duvarını her bokunu değiştiriyor valla ben kendimden geçtim ama siz geçmeyin gelin kaynaşalım hatta sıkı sıkı sarılalım (bkz. teletubbies)  Bu aralar yine kayış kopartan ve mala bağlatan haberler oldu kimisini ciddiye alıyoruz kimisine de "Ne diyo la bu?" Deyip çekirdek çıtlatıyoruz.

Ver bir cigara böreği de kendimize gelek!

 Adapazarı'nda ki abiler böreğin isminden rahatsız olmuşlar abisi,böyle kanepede yatarken herhalde arkadan biri dürttü ulan bir şey yapmalı şarkısını mırıldatırken rot balansı yamuk yapmış.Neymiş? Sigaraya özendiriyormuş,yahu bırakın vala bırakın size diyorum yani boş işleri bırakın.Ben ömrü hayatımda sigara böreğini sigara gibi kullanan bir-iki çocuk görmüşümdür o da bir benim ufaklığım diğeri de arkadaşımdı.Onun dışında misafirliklere gelen veletlerde araştırma yaptım,kadın günlerinde bulundum ama sıcaklığından ve lezeetinden dolayı ya tutamayan ya da hapur hupur camış gibi yiyen çocuklar gördüm bunu da bilginize sunarım.

Ara Notlar: Trabzon Inter'i kendi evinde yendi facebook'ta bir gecede Trabzonspor olanların sayısı 500 hani benim tespitim.belki daha fazladır.

 Abazan Mode "ON"

 Tecavüz olayları yine AVM sezon sonu indirim gibi birden patladı,düşünün bir de bu kadar gündeme vurmayanlar var.Neyse moral bozukluğu olan bir haber ve en son mahkemede verilen kararda "Tecavüzcüyle evlensin" kararı herkesi şoke etti.Sallamamazlığın da göstergesi olabilir diyorum.Zaten biliyoruz ki kıyamet devrinin çocuklarıyız hani en azından yüzümüzü güldüren haberlere açız.Gerçi magazin dünyası hep keyifli değil mi?




 Ortalıklarda bildiğimiz ve devamlı dönen muhabbet; "Ya abiler bu kızlar neden korkuyor,çekiniyor?" alın işte cevap anahtarı öyle optik formla da uğraşmaya gerek yok.
Daha detay isterim,mağdurum ben mağdur!

 Abi gözlüğü versene.Güneş'i görücem

 Avusturya'da 30 yıl Güneş görmeyen şempazegiller sonunda gün yüzü gördü biz de Kapalı Çarşı'dan aldığımız kınaları sandıktan çıkartıp yaktık.Şakası bir yana yani ciddi bir rakam hayvan devamlı teste tabi tutuluyor,kan veriyor,virüs enjekte ediliyor valla iyi sabretmişler.Gerçi ödemeyi her ne kadar çikita muzla yapsalar da ben dayanamazdım ziterim sizin muzunuzu toplar valizi eve gelirdim veya ormana işte.



Burası çok gereksiz bir bilgi ama not düşmek istedim,ipod touch'ınız varsa 1.-2. jenerasyon farketmez.Eğer şarj olmuyorsa yani durup dururken bir aptallık yapmayıp açılmıyorsa buzdolabına koyun 15 dakika bekletin veya deep freeze'e koyun.Ben son anda servise veriyordum arkadaşımın da başına gelmiş klimaya tutmuşlar çalışmış valla ne diyim abisi.Garip işler adamı arkadan şişler.

Bir not daha düşeyim: Artık her yerde sabliminal mesajlar görmekten bıktım.Yani çoğunluğu sex'den ibaret olsa da ulan verin para hepinizi götüreyim diye haykırasım var.Hadi herkes kendine iyi baksın

14 Eylül 2011 Çarşamba

Değişen Dünya'dan bizim için neler var?

 Yaz Ayını selametle göndermemize az kala Sonbahar için mesajlarını verdi (sağnak yağmurlar falan) bu kış daha sert geçeceğe de benziyor malumunuz küresel ısınma.
 Hep seviniyorum ve düşünüyorum bu yüzyılda doğduğuma ama bir de o kadar üzülüyorum belki teknolojik ve yaşayış bakımından türlü kolaylıklar var ama bir o kadar da insanlık namına bir şey kalmadı.Temuz ortasından beri acayip bir kaos ortamı hüküm sürmekte borsalara baktığımızda ise bizi yanıltmıyor.

  İlk önce Amerika'nın kredi notunun AAA'dan AA+'ya düşürülmesi piyasalarda baya bir hareketlilik yaşattırdı önce dolar düştü sonra altın birden fırladı ki 2012'ye kadar 2000 dolar düşünülüyor bir ons'u için o da 28 gram ediyor yanılmıyorsam ama bundan sonra Amerika kan kaybetmemek için yine kendi bildiğini okudu önce AA+ gerçek değerimiz değil dedi ne yaptı ne etti bu hafta başı kendilerini denetleyen şirkete hangi yöntem ile denetlendiğini ne gibi hesaplamalar yapıldığını sordu işin içinde katakulle mi var yoksa gerçekten mi düşürülmüştü bilinmez ama ABD'nin notu tekrardan AAA'ya çıktı.Altın "Yo yo" tabir edilen seyire devam etti düştü-çıktı.Ben de inişlere çıkışlara bakarken milletin bir saniyede nasıl zengin veya fakir olduğunu gösteren altın grafiğinin videosunu çektim.En azından hep sağda solda duyduğunuz adamlar dakikalar içinde zengin oluyor veya dibe vuruyor lafları biraz şekillenir;



Wall Street ile ilgili bir de arkadaşım Efe'nin çok güzel bir fotosu var Simgesel olarak önünde bir boğa heykeli vardır (Borsa'da Boğa-Ayı ilişkisi) millet tabi orda da boş durmamış hayvancağızı rahat bırakmamışlar :D Efe'nin de bu[ara]dan kulaklarını çınlatıyorum.


 Bundan sonra çok geçmeden Avrupa piyasaları dalgalandı,pazartesi günü İtalya ve Fransa borsaları açılmadı.Fed denetleme kurulu yaptığı basın açıklamasında Avrupa'da ki bazı bankaların denetime alınacağı söylendi.Komşu için de işler hiç iyi gitmedi hatta yerel televizyon kanalını kapatma kararı aldı (Bkz. Yunanistan)


 Şu sıralar gündem başlıklarında en üst sırada olan Nato'nun Ülkemiz sınırları içinde radar konumlandırabileceği konuşuluyor en son olarak Malatya belirlendi.

Bizim yorumumuz; İlk önce güzel bir senaryo,neden? Avrupa battı,bitti,işte isveç para değerini sabitledi.O oldu,kıldı,tüydü falan hikaye normale bakarsanız haberler dışında çoğu şey gayet rayında gidiyor.Biz baştan beri belki de dini inançlarından dolayı günah keçisi seçilen,hiçbir şeyi adam akıllı yapamayan hep başkalarından hazır bekleyen bir Ülke durumuna geldik.Ne oldu da şimdi bizi yerlere gözklere çıkarıyorlar? Ortadoğu'da zaten kıyamet kopacak onu biliyoruz da neden bizi İsraille savaştırmak istiyorlar? Çoğu web sitesine bakın Türkiye güçleniyor,büyüyor artık Dünya'ya sözünü geçirecek diye gazlıyorlar neden? 2023'de bütün yer altı kaynakları bizim himayemize giriyor olmasın? Hala altınımızı kendimiz çıkaramıyorken???

26 Ekim 2010 Salı

Geliyorum Demez!

  Salla,oyna eller havaya diyemeden ansızın bizler uykuda iken 7,4 ile sarsıldık birden.Sonrasına kimin ne halt yediği,hangi muhitin ne kadar güvenli olduğu ve en azından insanımızın ne kadar bilinçli olduğu ortaya çıkmıştı akabinde de deprem uzmanlarının seksi erkek seçilmesine kadar türlü aptallıklar da yapılmadı değil (E burası Türkiye) 17 Ağustos depreminden sonra neler değişti.Öncelikle o depremden sonra artçılar belli bir süre devam etti TV kanallarında kapalı ortamlarda neler yapılacağı bir bir anlatıldı,evlerde öncelik verilmesi gereken deprem çantaları hazırlandı.Fay hatları aylarca gözlem altına alındı.Yanılmıyorsam bahsetmiştim yine bir bölümde Eylül veya Ekim ayında bir anlık artçı ile yeniden uyandık.Maalesef fotoselli bir bünyemiz olduğundan illa ki birileri bizi uyandırmalıydı.
 İnsanoğlunun en büyük hatalarından biri olan "Kendi başına gelmedikçe anlamaz!" Tezimi her zaman savunmuşumdur.Uçaklarda belirli miktarda sıvı alımına (300ml'den fazlası) kısıtlama gelmesi,o da bu tedbirden önce bir delinin uçakta 300 ml sıvı fazlası ile bomba yapmasından kaynaklanması ve sonradan önlemin alınması keza alışveriş merkezlerindeki standart güvenlik prosedürleri.Fazla dağılmayalım.Deprem sonrası dayanıksız bölgeler ortaya çıktı.Avcılar (sahile yakın bulunduğu için),Beylikdüzü (ama orası ile ilgili net bir şey anlamadım),daha bir çok ilde buna benzer risk haritaları çıktı.O zamandan bu zamana değişen tek şey bazı binaların temel güçlendirme girişimleri oldu ve bugün okuduğum bir haberde sanırım Ülke'nin bu alanda etkilenen kişileri veya semtlerin yüzlerini güldürecek.
  Haber: "İstanbul'a özel deprem kanunu"

7 bakanın da hazır bulunduğu toplantıda Başbakan’a olası deprem tablosu aktarıldı: ‘24 bin bina yıkılacak, toplam maliyet 60 milyar dolar.’ Başbakan ise binaların yıkılarak yeni binaların yapılmasını sağlayacak kanun tasarısı için talimat verdi: “Yıl sonuna kadar yetişsin.”

Ayrıntılı detay için: Tıklatın

Risk haritası ortaya çıkarılmış.Darısı diğer illerin başına.Bazen her türlü olumsuzluğa karşı yine kendime soruyorum.Akıllanıyor muyuz?

23 Ekim 2010 Cumartesi

Yalan Söylemişler

 Her kafadan bir ses çıkıyor bunlara inanmıyorum.Çoğunlukla sadece gördüklerime.Basına da olan güvenim azaldı çünkü doğru ve dürüst habercilik ilkesi artık yalanolmuş durumda.Çoğunluk gözlerin kendinde olmasını istiyor ve bunun için neler yapıyor bir bilseniz.En azından ismini vermeyeyim belden aşşağı konularda uzman olan doktorun yazdığı gazete sırf onun hastaları var diye satılıyor :) (Ağlanacak halimize gülüyoruz malesef) sorduğunuz zaman da "Yok abi ya sadece ne salak soru sormuşlar onlara bakıyoruz" Cevabı alıyorum.Buraya kadar hafif keyfimiz yerine gelsin diye yazdım.

 Festus Okey 

İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Beyoğlu Asayiş Şube Müdürlüğü”ne gözaltındayken ölen Nijeryalı sığınmacı Festus Okey’in, bir polis memurunun silahını almak üzere hamle yapması sonucu çıkan arbedede, silahın ateş alması sonucu hayatını kaybettiğini açıkladı.Açıklamada, olaydan sonra yapılan aramalarda Festus Okey’in fotoğrafının bulunduğu bir sahte kimlik ele geçirildiği belirtildi.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nin internet sitesinden yapılan açıklamada, 20 Ağustos’ta iki yabancının Taksim’de şüphe üzerine durduruldukları ve üzerlerinin arandığı belirtildi.

Yapılan kontrollerde Festus Okey’in üzerinde satışa hazır durumda kokain bulunduğu kaydedildi.

Nijeryalı sığınmacının gösterdiği belgelerden BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne iltica talebinde bulunduğunun anlaşıldığı belirtildi.

Açıklamada, karakola sevk edilen Festus Okey’in iç çamaşırı içerisinde de 13 paket daha satışa hazır kokain bulunduğu, Nijeryalı sığınmacının bunun üzerine paniğe kapıldığı belirtildi.

Açıklamada, “Festus Okey paniğe kapılarak polis memuru C.Y.’nin silahını almak üzere hamle yapmış, memurun silahını vermemek için mücadele etmesi neticesinde çıkan arbedede silah ateş almış ve Festus Okey omzundan giren mermi ile yaralanmış, kaldırıldığı Taksim İlkyardım Hastanesi’nde de hayatını kaybetmiştir” denildi.

Açıklamada, mevzuat gereği karakolun sadece nezarethanelerinde kamera bulunduğu, diğer kısımlarda ise izleme yapılmadığı belirtildi. İstanbul Emniyeti, dün üzerinde kokainle yakalanan bir başka yabancının ikametinde ise Festus Okey’in fotoğrafının bulunduğu sahte Somali kimliği ele geçirildiği belirtildi.İncelemede Festus Okey’in arkadaşı olduğu anlaşılan bu kişinin de sığınma talebinde bulunduğu anlaşıldığı belirtildi.


(Fotoğrafa tıkladığınız zaman büyük halinden okuyabiliyorsunuz)

Neye göre hareket ediliyor anlamıyorum.İşin hep aslı sorusu kafalarda soru işareti olarak kalıyor.

Mor ve Ötesi'de Festus isimli bir parça yazmışlardı Masumiyetin Ziyan Olmaz albümüne.Sözler güzel ama biraz faka basılmış...

Festus'u dinlemek için;
Dinle beniiiiiiii 

31 Ağustos 2010 Salı

3 Yanlış 1 Çoban HB Kalem.Optik formu iyi doldur

 Ne zamandır gündemi meşgul eden ve hakikatten de çıngar çıkarılası bir olay KPSS sorularının araklanması.Taaa kaç sene önce ÖSS sorusu çalındığında ortalık ayağa kalktı sınav iptal edildi,o sene içinde başka bir sınav daha yapıldı.Bu kadar titizdi işler ama ahlak seviyesi her geçen gün düştüğünden yapılan şerefsizlikler sanki normal gündelik olarak yapılan etik hareketlermiş gibi yapılıyor ve öyle gösteriliyor,bunu insanlar benimsiyor.İşin salaklık boyutları o kadar uzun ki.Hele bu [arada] yapılan salaklıklardan artık bıktım ama n'apiyim yine bilelim diye açıklıyorum.Beyler bayanlar KPSS soruları çobana kadar gitmiş.Yuh yani hem de okkalı arşınlı tarçınlı.
 Hani çobanda bu şekilde iş buluyorsa valla tebrik edicem.Hani düşünüyorum ulan inceden mesaj mı vermek istiyor Süleyman Demirel'de eskiden çobanlık yapmış.Ülke'nin başına gelmiştir diye de bu işlerle biraz zor.İstifalar oldu.Kelle gidince malesef çözüm olmuyor,insanların çoğu keşke diyor ve bu keşkeleri dememk için ders almak lazım.Alan var mı? O da yok.

Biz artık kıyametin çocuklarıyız.İyi işler beklemeyin.

 Hepinize sulugöz sakızı çiğnemeli günler diliyorum.


Demir kaynak;
Haberin Maden Suyu Kaynağı

29 Ağustos 2010 Pazar

Bırak ben yaparım (Bilenler yapsa daha iyi olacak)

 Sene ortası içinde sabah işe gitmeden haberlere bakarım gazete varsa okurum nete girmek içn vaktim varsa ona bakarım.Sonra haydi eyvallah ben kaçtım.Aklımın başında olduğundan beri şunu gördüm özellikle bizim halkımızda herkes her şeyden doğuştan anlıyor ama içi boş bilgelik bizimkisi özellikle de etrafta hatun kişi olduğunda herkes Einstein kesiliyor aman aman.Sonra da olayın şu yönü var işin içinden çıkılamadığında bu işi başkası üzerine yıkma evresi ve o işi üzerine (garibim) alan şahıs da yapamyınca azar manyağı oluyor.Malesef herkes çok biliyor ama icraat yok bu da başka bir tarafı.Bu [araya] nereden girdik?

 Öncelikle bahsetmiyim bahsetmiyim diyordum kendi kendime tek haber pek bir değeri olmaz dedim ama aynı hata iki defa belki biraz daha araştırsak başka yerlerde de benzer şekilde bulabiliriz.Olay nedir peki?
 İlk olayımız bu metrobüsler ama hani Hollanda'dan gelenler.Normalde bunlar orjinal olarak kapıları yol tarafına bakıyormuş (metrobüs güzergahına uyan yolda tabi) bizimkilerde akıl fışkırıyor tabi hemen iş ucuza kapansın diye Bursa'dan başka bir firmayla anlaşıyorlar.Ne için? Tabi ki ters tarafa da kapı yapılsın diye.Bu [arada] Hollanda'lı şirket bu olup biteni bir şekilde duyup hemen olay yerine varıyor ve firma bu işlem yapılacağı için Belediyeye dava açıyor.Çünkü hatırlarsınız hep bir LPG'li Ferrari hikayesi dönmüştü yurdumun dört bir yanında işte firmaya ciddi zarar vermesin diye böyle bir dava olmuş.Bizimkilerde yaptıklarıyla kalmışlar ve hala kaybedilen tazminat davasının paraları ödeniyor.Sonra birileri çıkıp da neden bu metrobüse dakka başı zam geliyor demesin.

 Akıllanmak lazım salaklığa giden bu yolda.

 Buna benzer ikinici bir olay ise Dünya Basketbol Şampiyonası başlamadan önce Ankara Arena yanılmıyorsam (Ankara'da ki yeni basketbol sahası) oradaki tavan skorbordunda teknik bir arıza meydana gelmişti.Bir basketbol periyodu 10 dk. düdük çaldı,durdu,foul atışları derken 20 dk'yı bulabilir.Skorbord arıza bir periyodu tam bir buçuk saat geciktirdi.Skorbord Fransız şirketin ve haliyle şirket montajı kendileri yapmak istemişler.E biz çok akıllıyız ya,yine demişiz ki yok ya biz yaparız bunun montajını.İşte sen gör o zaman montajı.Al sana montaj derler adama.Yapmayın etmeyin.Her işi ustasına bırakma mantığını ne zaman benimseyeceğiz hala bekliyorum.Belki olmayacak ama...Az da olsa bir umudum varrrrrrr.


Arızalı Skorbord Haberinin detayı;

http://salsabasket.blogspot.com/2010/08/ankaradaki-skorbord-krizinin-perde.html

22 Ağustos 2010 Pazar

PARDON ! (Kötü bir alışkanlık haline gelen özür dileme sistemi)

 İnsani olanlar içinde (Etraf artık ayı kaynıyor) yapılan hatalarda ve yanlış davranışlarda ağzımıza uhu ile veya ne bileyim japon ile yapıştırılmış "PARDON" dediğimizde sanki her şey geçiştirilmiş oluyor.Ben kendi yapım itibariyle bir özüre neden olacak olan hal ve hareketleri veya sözcüklerden kaçınmaya çalışıyorum çünkü yediğiniz çok afedersiniz o boku sonra temizlemesi zor oluyor kolay oluyor diyemeyeceğim illa bir yerde bir şekilde izi muhakkak kalır görüşündeyim.Telafisi olmayan işlerde zamanı geri alamıyorum.Sadece insanlar mı hata yapıyor peki? Başka kimler yapabiliyor?
 Mesela Devlet'i ele alalım.Ben dün ilk defa izleme şansı bulduğum Pardon filminden yola çıktım taa buraya kadar getirdi beni ki işin üzücü tarafı keşke zamanında izleseymişim gerçi o zamanda buraya yazma fikri doğar mıydı bilinmez.Film gerçek bir olaydan beyazperdeye aktarılma.Asker kaçağı olarak yaşayan bir adamın eniştesi tarafından ihbar edilmesi üzerine gelişen olayları ele alıyor.Kaşla göz arasında İstanbul'a geliyim derken polisle göz göze gelip kaçmaya başlıyor bir anda ve kendini sorgulamada buluyor,bundan sonra olayların ardı arkası kesilmiyor.Bir,iki ve sonunda bir tane daha isim verilerek üçlüyü tamamlayıp cezaevine giriyorlar.Altı yıl üç ay hapiste kaldıktan sonra bir sabah odalarına müjdeli haber geliyor.Artık serbestler tabi şaşırtıcı olan ise onca yıl bir hiç uğruna yattıklarından üzülsünler mi sevinsinler mi onlarda anlayamıyorlar.Belki insan olarak da her şey pardon ama Devlet'in yaptıklarına bakınca,bu iş biraz tartıyı bozmuş.Her hatada büyük zarar verip (Koskoca Türkiye) pardon demesi alışkanlık haline gelmiş.Olmamış.Eğer benim gibi uzatmalı izlemeyenler varsa filmi tavsiye ederim izlesinler.Şimdi en son kesiti yayınlıyorum ve bir de Devletin ne kadar çok pardon dediğini sizlere gösteriyorum;

Pardon kesiti; 





Devletin Pardonları

20 Ağustos 2010 Cuma

Evet-Hayır (Benim de kafam karıştı be abi)

 Bir refendum olacak biliyorsunuz sanırım 12 Eylül 2010 tam da darbenin eski anılarını bir daha hayata geçireceklermiş gibi ya da yaralanmış olanları yaralarını deşecekmiş gibi.Dikkatimi çeken şu oldu ki balık baştan kokar derler.Efendim Milletimiz neye neden dolayı Evet diyecek veya Hayır diyecekler neden Hayır diyecekler?Bunu adam gibi bilen ya da açıklayan yok.Çok üzücü bir durum.Ortada iki tane köpekçik var ve bunlar devamlı birbirlerine salya akıtarak diş geçirmeye çalışıyorlar.Bir Allah'ın kulu acaba Tv'de adam gibi bir açıklama izledi mi veya bilgilendi mi? Ben Hayır diyorum şahsen.Geçen de babam eve bir tane kitapçık getirmiş AKP bastırmış kitapçığı işte efendim evet derseniz bunlar bunlar olacakmış da falanda filanda...

Şimdi bu olayların arkasında başka şeyler var hadi onları geçtik diyelim de sen taaaa kaç sene önce olmuş bir olayın şimdi ele alıyorsun.Bizim muhabbetimizde sevilmiş dötün davası olmaz derlerdi.Eşelemek mantıksız.Tabii ki de 12 Eylül olaylarının başlarında olanlara halkın söyleyecekleri ve tepkileri vardı ama iş işten geçtiğinde değil.AKP mantıklı baktığınız zaman pek de iyi iş yapmıyor.Onları tutan taraftan bakmaya çalışıyorum bilgili olmam lazım ama bunu göz boyama ile geçiştirmeye çalışıyor.Bazı maddeler kaldırılarak daha farklı şeyler olacak.Belki aramızda bilmeyenler vardır; Lozan antlaşmasının bazı maddeleri hala günümüzde kendisini koruyor.

Neden hala ülkemizde çoğu yeraltı madenlerimizi kendimiz işletemiyoruz??? Bu neredeyse çoğu insanımızın bir muhabbetinde ortaya dökülüyor.Altını niye yurtdışındaki firmalar arıyor?İşte Evet ile bazı işler kolaylaşacak,anayasa ile farklı açıklar açılarak diğer devletlere malzeme verilecek...Eğer halk biraz uyanıksa biraz neyin ne olduğunun farkında ise yapacağını biliyor.

 Yine malesef diyerek devam etmek istiyorum,bu işler seçim zamanı geldiğinde millete kömür dağıtarak veya para dağıtarak olmuyor.Klasik Türkiye efendim işte şaşırmayın! Demeyin bana aslında bunun tam tersini yaptığınızda bir iş yapmış olursunuz.Seçim zamanına yaklaşınca çoğu belediyeler elini eteğini işten çeker.Sonra klasik politikacılar türlü yalanlarını satar...Konudan uzaklaşmayalım;
 Uyuyan bir millet var istatistiğe vurduğuzda okur-yazar oranı kaç? Kaç kişi bilgi edinmek için araştırma yapıyor? Bunlar Ülkemizde düşük yüzdeli seyrediyor ve başkaları için büyük bir kazanç.Güvenilir olduğunu sanan çoğunluk yine bizi bu karanlıktan kurtarsa kurtarsa bu hükümet kurtarır diyerek görmediği yılana sarılıyor denizde.Üzücü hem de çok üzücü...
 Hayır seçeneğini de sadece oyunu bozmak için kullanacağım.Şayet şöyle bir olay var diğer tarafta;

Ben ne sağdayım ne de solda.Sadece çemberin dışındayım.

(Video dailymotion'dandır e yani bu kadar da olsun)


Kılıçdaroğlu SSK'yi nasil Batirdi?
Yükleyen Rukal. - Dünyadan haber videoları

11 Ağustos 2010 Çarşamba

Biri bana üretebilmeyi anlatsın

 Savaştan yeni çıkmış bir ülke ağır ağır kendi yaralarını sarmaya çalışıyor.Elinde son kalanlarla bir şeyler yapmaya çalışıyor.İnancı var yapacak ama birileri sadece hayır yapamaz diyene kadar.Bugüne kadar akıllara hep şu empoze edilmiş "Türkler yapamaz,üretemez.Üretse bile kaliteli olmaz" bu laf şimdilerde yavaş yavaş yıkılıyor.Özellikle bakıyorum bilim alanında beyin göçü çok fazla.Ünlü kalp doktorumuz Mehet Öz'de demek bir şeyler yapmışki adı baya anılıyor.Hadi bu sözü geçtim,yahu daha geçen güne kadar çin malı dandik veya bir şey aldı mı hemen bozulduğunda arkasına etiketine bakardık "Made in China" ya adamlar zaten kaliteli yapmıyor,dandik dandik derdik.E hani? Sadece biz miyiz üretimde sıkıntı yaşayan.Adamlar gayet dışarıya açıldı hatta ele geçirdi.İstatistiksel olarak yüzdeye vursak belki ürünleri her yerde.Bize gelince sıra ama öyle olmuyor anlamadım gitti.Buradan nereye bağlayacağız?
 Sabah işe gitmek için İETT otobüs saatlerine baktım,anasayfada da bir haber dikkatimi çekti " Hedefimiz yerli elektrikli otobüs…" demiş.Devrim Otomobili filmini izlediyseniz eğer o arabaların üretilirken ki çekilen sıkıntıları ve hayatlarında hiç araba üretmemiş TCDD Mühendislerinin emeklerini görseniz herhalde bu işin köküne kibrit suyu dökmeyi bırak tam tersi her patronu otomobil üretmeye teşvik ederdiniz.Tabi filmde dış güçlerin de etkisi görülüyor (Bizi nasıl yönlendirdiklerini) Nedendir bilinmez ama bizden hep korkuyorlar.Zamanında da uçak fabrikası kapanmış yerine tencere fabrikası kurulmuş,aaah o çok bilenler.Dışarıdaki korkan zihniyet "Bunlar bugün bu arabayı üretirlerse düşünün o zaman ileride neler yapabilir diye" Her zaman üretkenliğimize kelepçe vurulmuştur.Kendi madenlerimizi bile adam gibi işletemiyoruz....
 İETT göya büyük bir hamle yapacak yerli otobüs,çok kızdım hem de çoooook.Bu zamana kadar akılınız neredeydi derler adama? Sonradan şu geldi aklıma.Yahu bunların üretimine sınır getiririz,zaten avrupa-anadolu arası çalışan bir sistem kendi ihtiyaçlarını karşılarlar.Böyle olacaksa zaten hiç olmasın,bırakın Mercedes rüşvet verip kendi otobüslerini kullandırtsın hala.Eğer Devrim Otomobilinin devamı gelseydi,şu anda Almanya'dan sonra sanayi devrimini geç de olsa iyi yakalayan ama iyi bir değere sahip olan bir Ülke olabilirdik.
 Geçmişe bakılıp dersler alınmıyor,günü kurmarta çalışmaları bir fayda vermez.İleriyi göremeyen insanlarla çevrili çoğu yer,gerçek örneğini de vereyim isterseniz; Vatan Caddesini daha geniş yapın diyen Menderes ile dalga geçilmiş.Ne o uçak mı indirecekmiş diye.Şimdi görüyorsunuz hala sıkışık hala sıkışık.Ankara içinde keza Ata geniş yapın dediklerinde yolları,insanlar şaşırmış.


 Biz bu elli derece sıcaklıklarda hala bozulan metrobüsleri itelim efenim; 
http://www.habersinerji.com/haber/13196/metrobusuyolcularitti.html




Fazla uzatmıyorum,ileriyi görmek önemli diyorum

6 Ağustos 2010 Cuma

Hızına Hastayım (Bu bir TTNET Faciasıdır)

 İnternet kelimesi yok işte www ile başladı her şey kısımlarına hiç inmeyeceğim.Direk maruzatım budur.Nedir?
bir hafta öncesi bizim ev aranıp TTNET Müşteri Hizmetlerinden eski kullanıcılara yönelik bir kampanya olduğu söylenmiş 8Mbit 5 veya 6 ay boyunca yanılıyor olabilirim 15 TL sonraki aylar ise (24 aylık =2 sene) ise 49TL olacağını söylemişler tabi bana da sormak istediklerinden,daha sonra karar vereceğiz cevabı verilmiş müşteri hizmetkerine neyse mantıklı geldi.Hız ve fiyat oranı bulunduğum yere göre gayet iyiydi (Superonline kampanyaları bizim tarafa uğramadığı için başvuramıyorum) Neyse bugün telefon açtık tam beş kere.İlkinde bizi aradıklarında 22TL denmiş yukarda sonradan öğrendiğim için gerçek fiyatı yazdım.İkinci telefon konuşmasında 29 oldu bu fiyat,üçüncü aradama arkadaş kısa devre yaptı işin içinden çıkamadı telefonda bekletti bizi ve kendi kafasına göre 49 TL'ye çevirmiş net'i (canım benim diyerek bildiğim tüm küfürleri söyledim) en son aramamızda nihayet istediğimizi gerçekleştirdik.Sadece geçi dönemi için arada bir nette kopmalar oldu falan neyse şimdi iyi bu sefer hız testi yapalım dedik 8Mbit ya bakalım bi gösterişine,şahlanışına aaaaa o da ne? 2Mbit :D :D yerlere düştüm gülmekten bir daha telefon ettik emin misiniz? Diyoruz evet 8Mbit beyfendi diyor.Kare kökü falan mı aldılar diye düşündüm sonra aklıma bağlantı aldığınız postane ile mesafe geldi aklıma (Çünkü ne kadar uzaksanız hız bariz bir şekilde düşüyor) buna da şükür dedik.İşler bu [arada] çok komik.Milletin kullandığı hızları duysanız belki de duymuşsunuzdur ağzınız uçuklar.Bundan beş veya altı sene önce nette bir elemanla konuşurken İsveç'te ki net hızını sormuştuk T1 denilen bir bağlantı var onu kullanıyoruz demişti o ne kadar dediğimizde 23 falan diyince ben kendimi direk köprünün üzerinde buldum intihar edecektim çünkü o zaman ADSL yeni gelmişti ve 512 ile bağlanıyorduk (Mbit bile değil :D ) o zamandan bu zamana kadar çok şey mi değişti?Sanmıyorum yeni gelecek teknoloji için bile kolları sıvadık deyimi komik kalır.ADSL 2+ testleri Çanakkale'de oldu.Her yere fiber döşendiğine bile inanmıyorum.ADSL = Hız diye algılandı ülkemizde evet ama çoğunu isteyemiyorsunuz hakkınız değil.

  Türk Milletine ne verirsen ver yer onlar zihniyeti iyi olmadı kanımca,daha ne kadar gider böyle düşünmek bile istemiyorum artık sıkılıyorum.Bunun bir değişik versiyonunu Superonline adlı firma yaptı.Daha önce başka kampanya adı altında 8Mbit veya daha fazla hızı 3-4 ay boyunca baya makul şekilde kullanıyordunuz.Sonra ise yine cüzi bir miktar vererek devam ediyordunuz.Sonra heh aklıma geldi Quick Net'di ismi neyse bunun adı değişti (değişti derken taşın altından Superonline çıktı) ve bundan sonra 8Mbit'i kotalı yapacaklarını söylediler ve o anda kıyamet kopmaya başladı herkes tepki gösterdi.Forumlarda baya ses getirdi.Firma bunu kasten mi yaptı yoksa vatandaş acaba koyun mu yoksa bazı şeylere hala duyarlı mı?Diye yaptı bilemiyorum.Gerçek olan şu kuyuya biri taşı attı ve kaçtı.Deliler ise hala üzerinde uğraşmakta.
 Son söz olarak da PTT'nin T'si özelleşti Türk Telekom oldu ve Araplar ortalıkla bu işe girdiler acaba ortaklık bitince Telekom ne hale gelecek çok merak ediyorum.

1 Ağustos 2010 Pazar

İntikam isteyen bir DOĞA

 Her yer ev olmuş,piknik yapmayı özleyenlerle dolmuş etraf.Eskilerin anlattıkları ile yaşıyor şimdiki nesiller biraz da ben hiç olmazsa azıcık da olsa yaşadaığımız yerin eski halini az-çok biliyoruz.Ordan dere akarmış kimisi der burda kocaman orman vardı.Diğerleri de buranın denizi pırıl pırıldı herkes burada güneşlenir,yüzerdi.Bu anlattıklarımın çoğu yaşadığınız yerlerde mazide kaldı.Hemen kafada 40'lık ampul yandı di mi?Hayır mı tamam florasan olsun di mi daha çevreci hem ampule göre daha az enerji üretiyor.Uçmayalım fazla...

 Normal Dünya döngüsü şu şekilde gerçekleşiyormuş.Buzullar eriyecek iklimler değişecek ve tekrardan oluşacak bir soğuma ile bir buzul çağı yaşanacak.Tamam burada belirttik iklimler değişecek ama normal koşullarla gerçekleşerek malesef bu bizim için geçerli değil.Çok geriye gitmeye gerek yok,haziran ayının son haftasında (2010'un) İstanbul-Florya'da birden büyük misket büyüklüğünde dolu yağmaya başladı hatta hatırlarsanız meterolojide sel ile ilgili uyarılar yapmıştı.360 derece değişen bir hava için malesef meteroloji bile güven olmuyor.Hiç hayıflanmamamız lazım.Az da olsa çok da olsa doğanın düzeninde bir karışıklık meydana getirdik.Şimdi ise "Haaaaa öylemi" diyerek arkada bırakılan pislikleri toplamaya çalışıyoruz.

 Sene 2009 başları.Malum küresel ısınmadan kaynaklanan ve devamlı değişiklik gösteren hava durumu canımıza okuyacaktı fakat kimse bunun farkında bile değildi.İkitelli yolu o gün bambaşka bir senaryoya hazırlanıyordu.Fırtına öncesi sessizlik verildi ve birden sel hiç olmadığı kadar can ve mal kaybına neden oldu.Topkapı'dan-Avcılar güzergahına giderken,Yenibosna'yı geçtikten sonra sağ tarafa baktığınızda Osmanlı'dan kalma eski bir taş köprü bulunur.Altı kanal oyuklarına sahiptir fakat bugün onun altından geçen kanal (Ayama Deresi) farklı bir yol izliyor ya da izlettiriliyor.Dere yatağının da küçülmesinden dolayı işte o gün orada bulunan fidanlıktaki evlerde sular altında kaldı.Başkası anlatsa belki inanmazdım ama inanılmaz derecede sular yükselmişti.Doğa intikamını almıştı bu kadar sessizlikten sonra.Dere yatağı çok küçültüldü,halbuki her şeyi bilen insanımız bir şey olmaz edasıyla rahatlıktan uçuyordu.

 Mesela gerçek bir örnek vereyim sizlere sonradan kimse ağlayıp sızlamasın.Ataköy'de en son proje Ataköy Konakları adlı proje hayata geçirildi mekan olarak gayet güzel fakat bir sorun vardı,o da bu sitelerin kurutulmuş bir bataklığın üzerinde olmasıydı hatta atık giderleri için içinden iki üç insan geçebilen borularla yeni yer altı güzergahları yapıldı.Konaklar yapılmaadn önce oradaki koku yüzünden insanlar yakınlarından geçemiyordu o bölgenin.Arada başka dalavereler döndüğünden bir şekilde çözüm buluındu.Arka kısmına ise kocaman atık arıtma tesisi yapıldı :D hatta orada oturanlar için yanına Ataköy Plus AVM yapıldı şimdi kokudan eser yok millet cafelerde cirit atıyor.Atsın tabi gözümüz yok fakat şu bir gerçek olası bir sel baskınında veya Allah göstermesin deprem anında ne kadar dayanabilir orası tartışılır (Kurutulmuş bataklığın zemin haritası?) İnsanlara akıl veriliyor,kullanılsın diye kimi hinliğe,kimi cinliğe,kimi de iyiye kullanıyor.

 İyi olan kazansın diyoruz.Başka hayatlar gitmesin.Boş bulunan yere değil uygun lokasyona sahip yerlere inşa edilsin yapılar.

31 Temmuz 2010 Cumartesi

Arkadaşa bakıp çıkıcam (Green Zone)

 Keşke her şey bu kadar basit olsa.Kim kimin hakkını yiyebiliyor diye düşünürüm bazen ince hesaplardır aslında baya kafa yormak gerekiyor ucunda sıyırmak da var.Ben zaten gidip-gelmeleri yaşadığımdan normal geliyor artık.Nereden nereye geldik diyeceksiniz,olayın özü şu efendim vizyona yakın zamanda Green Zone adlı film geldi.İlk başta bende klasik işte delta yok bilmem ne hareketı ile orayı burayı tarayıp düşmanları alt eden bir Amerika göreceğim sanmıştım ama arkadaşımın "Abi ABD'nin Irak'a girdiğini anlatıyor" Demesiyle bir pause tuşune bastım durdum durdum baya belime ağrılar girdi ama yine inat ettim durdum,düşündüm.Dere tepe düz gidemedim bacaklarımda derman kalmamıştı.Neyse filmin konusu buysa o zaman izlenir dedim (Filmde evdeki HDD'de öyle yatıyordu o günü bekliyormuş demek) İnsanın bir atak yapması için gözle görülür bir neden ve herkes tarafından kabul edilmesi içinde haklı bir neden olması gerekir derim.İşler eğer son raddeye geliyorsa ve Dünya üzerindeki hakimiyetini kabul ettiren bir Devlet varsa orada başka bir iş var demektir.
 Sözüm ona anlatacağım veya tanıtacağım film bu işin sadece kaymağı ile ilgili değil tamamıyla ilgili.Amerikalılar'ın klasik salaklığı klasik kaos ile birleştiği zaman ortaya onların tabiri ile "American Idiot" kavramı çıkıyor.Pek inanmazdım aslında derdim araştırmıyorlar,merak yok,istek yok o yüzden ama başıma gelen bir olay yüzünden "American Idiot" kavramına gerçekten inanıyorum.Konuyu sapturmadan devam edersek.Filmimiz daha önce de söylediğim gibi ABD'nin Kuzey Irak'a aslında ne amaçla ve aslında ne gibi planları olduğunu gözler önüne seriyor (tabi bunu göstere göstere beyazperdede göstermesi inandırıcı değil gerçi özgürlükler ülkesi ama bu kadar da kolay olamaz) Kitle imha silahları var ve bunları yok etmeniz gerekiyor uyarıları ile şaşkına dönen Irak bu duruma anlam verememişti ve sonunda küçük kıyamet koptu.ABD tüm silahlı kuvvetlerini Kuzey Irak'a çevirdi.Televizyonlar günlerce bombalamaları gösterdi.
 Birbirini anlamayan iki devlet karşı karşıya gelmişti.Halk panik içinde ne olduğuna anlam veremiyor.Kimisi Saddam rejimi gitti diye sevindi kimisi de önünü önceden görüyordu.Amerika kendi düzenini getirecekti.


 Komplo teorilerini sevenleri gerçeklerle tokatlayacak (iyi anlamda) bir kaç kitap ve film tavsiyesi olarak Green Zone başta olmak üzere,muhalif yönetmen Michael Moore'dan Fahrenheit 9/11 ve NTV yayınlarından Irak'ı Anlamak kitabını tavsiye ediyorum.
   Fahrenheit 9/11'de en dikkatimi çeken sahne Irak'ın işgalinden sonra petrolün ne olacağı konusunda ihale açılmasıydı ve bu ihalelere neden sadece ABD şirketleri katıldı? (Belli ki petrol için yapıldı) Şu anda kitle imha silahları ile konuşan kimse yok sadece İran'a girmek için aynı politika izleniyor.Green Zone'da buna iyi bir örnek bir bahanenin nasıl olurda herkes tarafından inanılıp ona göre hareket edildiğini gözler önüne seriyor (daha fazla anlatmayayım tadı kaçmasın)

Kapanışı yapmadan tekrardan söyleyeyim; film kesinlikle bir delta harekatı ile ilgili veya özel operasyonlu bol sis bombalı filmlerden değil.Bazı şeyler hakkında bilgi edinmek istiyorsanız kesinlikle tavsiye ediyorum ve filmin belkide beyinlerde yer edecek bir repliğini sizlere sunuyorum

"we're doing a good thing here
  we're going to rebuild this place"

"Burada iyi bir şey yapıyoruz
  Burayı tekrardan yapılandırıyoruz"

Hoşçakalın



Green Zone - Paul Greengrass - Trailer n°2
Yükleyen 6ne_Web. - Film ve TV kanalındaki diğer videolara göz atın


26 Temmuz 2010 Pazartesi

Başka Platform kaldı mı?

 Küresel ısınmayla beraber insanlar birden panikleşmeye başladı.Ne oluyor? Gelecekte nasıl olacak? Gibisinden soru manyağı etiiler hem bizi,hem de kendilerini.Olaylar bu safhaya gelmeden önlemini alacaksın sözünü malesef insanımız bir kulaktan alıyor çalkalıyor diğer kulaktan çıkartıyor.İlkokul birinci sınıftan beri okutulan hayat bilgisi derslerinde ezberlerimde kalan çevre'nin kirletilmesini önlemek için sayılan maddeler arasında fabrika bacalarına filtre ve atık suyu arıtma önlemlerini millet daha yeni yeni yapıyor veya yapmıyor.Araba egzosları,kömürden doğalgaza geçişteki süreç ve ve en önemlilerinden biri de kullanılan deodorantlar.Ozon tabakası delindikten sonra iş işten geçti.Şimdi aldığınız her deodoranta baksanız ozonla dost bir kanka modunda ama olmaz böyle malesef istenmeyen sonuçlar için acı veya zorda olsa malesef önlemimizi almamız gerekiyor.Web sitelerinde ve çoğu bilim kültür dergileri bas bas bağırıyordu "Temiz su kaynakları gittikçe azalacak!" Nasıl nasıl diye düşünürken işte o patlak çıka geldi; Meksika körfezindeki petrol sızıntısı.Bazı dikkat ettiğim detaylar oldu:

*Petrol sızıntısının geniş kitlelere yayılarak bazı canlı türlerinde telafisi olmayacak şekilde hasara neden oldu.Hayvan hakları koruyucuları ile ilgili hiç haberlere rastlamadım (Acaba susturuldular mı)
 *Petrol platformu BP firmasına aitti olay büyüyene kadar bir ses çıkmadı taaa ki Obama BP'ye çıkışana kadar.

   Bunların sebebi nedendir diye yine başkalarına değil kendime sordum.Acaba BP,Irak'ta ki ihalelerden bazılarını kazanamadı da Meksika'da böyle bir işe girişti? Bu kadar petrol ellerinde varken neden böyle bir işe kalkışılıyor?

 Daha çok para,hırs insan gözünü boyuyor tüm karamsarlığı ile...


İşte kendi kendime sorduğum soru cevabını bulmuştu denizler kirleniyor.Artı olarak bulunduğu ülke arıtma tesisleri yapmayarak da bu işi körüklüyor.İster istemez temiz su kaynağı artık altın madeni gibi olacak.National Geographic'in Su ile olan sayısını da almayı unutmuştum eğer edinebilirsem onu da okuyacağım.Yeni nesil savaşların çoğu SU SAVAŞI olacak.

Bu yazıyı tam da yayına sunacakken sıcağı sıcağına yeni bir haber edindim.Petrol sızıntısı sebebiyle eleştirilerin odağında olan BP,faturayı Genel Müdür Tony Hayvard'a kesmiş.Haberin detayında pek fazla bir şey yok çünkü haberlikten çıkmış neymiş efendim kovulmak onlar için aslında kötü bir şey değil aksine CEO durumundakilerin maaşlarını ele alırsak aldıkları tazminat baya yüksekmiş.Yahu bana ne tazminattan sen doğanın ağzına sıçmışsın hiç olmamış gibi gelmiş bir de adamın durumunu yokluyorsun.


http://www.ntvmsnbc.com/id/25099348/http://www.greenpeace.org/turkey/news/meksika-korfezi-petrol-sizintisi-040510

Eğer ben ingilizce de anlarım diyenler için BP Global sayfa
http://www.bp.com/bodycopyarticle.do?categoryId=1&contentId=7052055
http://www.bp.com/extendedsectiongenericarticle.do?categoryId=40&contentId=7061813

7 Haziran 2010 Pazartesi

Sansüre gel de bok sür


  





Dokunma cızzz! Elleme,oturma,bakma,gülme,konuşma... ve en sonunda teknolojinin nimetine olumsuz komut Tıklama! Tamam internet dünyası gerçekten bir çöplük haline geldi fakat kardeşim bir,iki,üç derken hakikatten bokunu çıkardınız.Önce ismi meşhur sözlük'e bir yasak gelmişti ki onlar hala izlerini belli eder siyah bantlarıyla.Şimdi youtube'u geçtim hadi orda devamlı bir it dalaşı var.Atatürk kötülendi,millet kanlı bıçaklı oldu.Yahu Google'ın documents ve translate hizmetlerinden ne bok istiyordunuz?Onu anlamadım hakikatten.Herhalde Türk Milletine çeviri bile çok baksın sözlükten diyen zihniyet kesin dolaşıyordur etrafta veya bilgisayarında ofis programı olmayan adam bedava online ofis programı kullanmasın abi ne işi var? Diyen zihniyet'e bol soslu mısır ısmarlayıp su içireceksin.Dolaşsın isal isal.İpin ucu kaçtı,insanlar hangi kıstaslara göre karar verebiliyorlar onu anlamıyorum.Pornografiye koyarsın nedeni bellidir.Ergenlik çağındaki çocuğun gelişimini olumsuz engeller nedeni budur vs. ama anasını sattığımın yerinde yakında daha komik şeyler olacağı kesin.Hatta sevdiğimiz mizah dergisi bile çok önceden bunu görüp de kapak yapmıştı.İşler o kadar mallık boyutuna geliyor ki bir ara web sitelerine denetleme getiriyordu Devlet.Olay şöyle gerçekleşecekti eğer yürürlüğe girseydi; Her web sitesi güncellendiğinde güncellenen sayfa muhtarlığa bildirilecekti yazılı olarak.Çıldırmamak içten değil.Hani yakında daha uç ne olabilir diye düşünürken şimdi aklıma geldi.Cep telefonuyla konuşurken müstehcen kelimelere bip sesi falan konursa otomatikman hiç şaşırmayacağım aksine oyuncakçılarda satılan walkie talkie'lerden alıcam frekansları da bir şekilde tutturacağız artık.Başka bir açıdan yine bakarsak Google'a gerçekten ciddi bir tepki var.Almanya'da street view özelliği ile çıkan bisikletli araçlar veya normal binek araçlar şifresiz ağ bulduğunda direk oraya bağlanıp giden-gelen verileri depoluyormuş ki burada Google harbiden kaşınmış.Dışarıdan saf kullanıcı dostu ve web hizmeti veren bir servis ve şirket gibi gözüken abiler arada ipin ucunu kaçırıyor.Bilgisaraya kurulan tüm Google üçüncü parti yazılımları kullanıcı bilgileri toplayıp bunları istatistik olarak depoluyor.Mahremiyet mi?Bunu takan yok şimdilik.Bu [arada] kötülemek için söylemiyorum gerçekleri anlatıyorum.İşin devamında blogger hatta gmail bile kapanmaya gidebilir.Gmail ama son sınır olur çoğu kişinin gmail kullandığını düşünürsek baya bir ses gelebilir.
   DNS ile çözüm şimdilerde yavaş yavaş sona da eriyor gibi gözüküyor.Hayra alamet işler değil ama sonumuz hayrola diyoruz.Yakında sağ tarafta "Kendimi şanslı hissediyorum" yerine "Ben Türk'üm bana gösterme" butonu da çıkabilir.Hepimize geçmiş olsun.

4 Haziran 2010 Cuma

İğne Zamanı

 Bonus Card 10. yaşını kutlarken ben onun pek sevgili olan mı artııık sadece sömürgesi olan bir müşterisi miyim?Bilinmez ama şurada ki korkum kesin "Köprüyü bedava yaptı günü birlik" bunun acısı illa bir yerden çıkacak.Öyle almadan vermek...Ya ekstreye bir şekilde yansıyacak bu.Ne olur? Kredi kartı aidatını mı arttırır? Yoksa vadesiz hesaptakilerin işletim ücretlerine mi zam yapar? Orası meçhul.Biz yine alışılmışın içinde ödeyeydik de beleşi kusur kalsaydı taraftarıyız.Geçenlerde yine kendi kafasına göre işlem yapmış,aradım kendi bünyesindeki müşteri hizmetlerini baya bir fırçaladım.Sonuç olumlu fakat buralara kadar gelmesi işin üzücü.
 Başka bir bankanın yine beni ve önümdeki on kişinyi gaza getirip temassız kart çıkarışını da unutamıyorum.Bunu şu amaçla çıkardı hem de üstüne özellikle basa basa "Yakında metrobüslerde bozukpara olayı kalkacak,elinizdekileri bu karta yükleyip temassız geçiş yapabileceksiniz" demesi üzerine herkes 18'lik ergen ateşindeki gibi formları doldurdu (bende dahil :D ne boka yanıyorsak) sonra neyse akbil makbil davaları canımı sıkıyordu.Dakka başı az kaldı yeniden yükle,yok efenim doldurma kuyruğu bekle,önündeki iki saatte parayı tanıtamaz... Uzar gider.Dedim bir kerede yükleyeyim de şu karta temassız tak tak geçerim.Unuttum falan.Neyse ertesi güne kredi kartı ödemem var ve unutmadan da sorayım dedim kullanaabiliyor muyuz? Diye (çünkü o zamana kadar sadece beşi bir yerde kullanan gördüm,diğer olaylardan ses seda yoktu) üstüne ne cevap gelse beğenirsiniz "Yok kullanılmıyor" Kan beynime sıçradı ve orda kalakaldı.Sen gel çıkart (hadi orası zor değil) üstüne bir de kart aidat parası iste.Ohooooo ölme eşeğim ölme sen zaten bana normal çıkartıyorsun.Böyle kim bilir kaç kişiye yaptılar.Yok efenim neymiş temassızmış.Ben temassız bir sürtücem o zaman görün siz kıvılcımları.Havai fişek bilem patlatıcam efem :D

 Toplu taşıma araçlarından biraz muzdaribim.İşe gittiğim-geldiğim tek araç var İETT bünyesinde 73T.Ben hayatımda böyle bir otobüs yolcusu,şoförü,hattı ve çalışma disiplini görmedim.Yavaştan görüyoruz ama.Facebook ortamında da sinirli olduğum zamanlar yazarım başlığıma (ünlü değiliz sallamanız gerekmez ;) Ünlü şoför abimiz kafasına göre sürer,istediği durakta durur,istediğini alır.Daha bugün kadın inerken kapıyı kapamaya çalıştı,uyarmasak ikiye bölünüyordu.Akşam özellikle de sene ortasında 21:00 ve sonrası seferlerini kafalarına göre idare ederler.Başka yerlerden dönerler.Biz çok afedersiniz göt ve göte benzer şekillere bürünüyorduk ki güzel sanatlar öğrencisi o esnada önümüzden geçerken.Bir de resmimizi çizdi.Duygulandık tabi ki de.Ek yapıp,metrobüse de değineyim diyorum da o daha beter.Aklın bittiği yerde engelliler için merdiven başlıyor yeni yeni bir kaç yere rampa yaptılar.Herkes düz mantık.At gözlükleriyle koltuk başına oturanların acılarını biz çekiyoruz.Hizmet akıllıca ama uzun vadede olmalı ve bir kere yapma şansın varken en iyisini,ilerisine dönük olarak yapacaksın.Yarın öbürgün yolu bozulacak (ki bozulan yereler baya var) bir sürü uğraş ki Allah'tan uğraşı çok seven bir milletiz.Devamlı boş yere emek harcansın.Neyse bu kadar bu olaya değinme yeter.






Sağdaki pikçır da :D Günümüz 1. Haçlı Metrobüs Seferinden bir karedir efenim.Hoşçakalın,yeni bir İğne Zamanında görüşmek üzere.

2 Haziran 2010 Çarşamba

Kapak ve direk (Eurovision 2010)

 2010 Eurovision şarkı yarışması için Ülkemizi Manga adlı grup temsil etti.Şarkının fır döndüğü zamanlarda tv'lerde ben pek olaya hakim değildim.Etrafımdakiler "Ya dinledin mi?" "Bence zor" falan gibi laflar duydum.Dur bir de ben dinleyeyim dedim.Pek başarılı bulmamıştım onun da nedeni şu olsa gerek; illa kendi müzik zevkime göre kıyaslama yapacak olmamdı ki sadece rock ve metal'e göre yapmıyordum.Sözler akıcı oraya eyvallah fakat ritimler arası tutmuyor gibi geldi.İlk 20 oralarda dolaşırız diyordum ki tv'yi açıp izlemedim bile finali (Minikler turnuvam vardı.Can alıp,can veriyordum :D ) Ertesi gün radyodan öğrendik ki 2. olmuşuz ne de güzel tabi şu patlak veren İsrail olayıda işin içine girince istemeden sorasım geldi.Hangi Ülkeler bize yüksek puan verdi?Biliyorsunuz ki Eurovision işin makyaj kısmında şarkı yarışması ama iş oy kısmına gelince ülkeler ellerindeki tek silahı oylama yaparak kullanıyor ve hiç konuşmadan size cevabını bildiriyordu.Hatta şimdi bunları yazarken NTV'nin net sayfasında Can Dündar ile olan röportajlarını izliyorum.Can Dündar bile işin kulis tarafını merak ediyordu.Yüzdüler yüzdüler işin kuyruğuna gelmişlerdi.Sunuculardan Fransız olan sunucu (adını da bulamadım,araştırdık,ya da gözümüzden kaçtı) "Bu şarkıya kim oy verir?" diyerek küçümsemiş ardından cevap mikrodalganın o güzel sıcaklığıyla hemen gelmiş Fransa 12 puanı yapıştırmış.Ablaya hemen Erikli Su'dan güzel bir kapak gelmiş anlayacağınız.2. Yarı finalde de Erik Solbakken (Bir de diğer taraftan baksa ne olacak çok merak ediyorum) Türk Bayrağı kravatını yere atmış.Ona da burdan Guiness rekorlar kitabına giren en uzun bayrak direğini zeytinyağsız takdim etmek istiyorum siz de izin verirseniz ki vereceksiniz biliyorum.Bayrak direğini planlı koyuyorum ki arkadaş zorlanmasın efenim :D Kalın sağlıcakla.

Siz Beğendiniz ;)

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı