Dünden Bugüne Ne Değişti? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dünden Bugüne Ne Değişti? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mart 2022 Cumartesi

Dünya'nın içinde, kaçıncı yeni düzen?

   Defterde tutulan günlüklerimizin yerini bloglar almıştı. İnsan kendisini internet'in uçsuz bucaksız arazisinde tanıtmak veya kendi fikirlerinin önemli olduğunu göstermeye çalışıyordu. Bizler daha renkli ekranlı ve nispeten de adam akıllı kamerası olan telefonların çıktığına, oyun konsollarının da gittikçe gerçekçi grafiklere sahip olmasına sevinirken, 2000 yılından sonrakı "Hızlanma" veya "Hızlı tüketim, yaşam" Çağına girmiştik. 

 Seneler ilerledi, yaş aldık. Hayatı ve insanları anlamaya çalıştık. Bir şeyler oldu... Ta ki bu insanların fabrika ayarları değişene kadar. Eski blogları yazdığım zamanları hatırlıyorum da bu kadar umrunda olmayan, kendinden başkasını düşünmeyen ya da işte bencil değildi insan. Hele pandemi daha da mahvetti. Kara bulut gibi bazılarının kanına giren bu defekt özellikleri insanların suratlarından haylice okuyabiliyorum. Davranışlarına bakmaya bile gerek yok. Tabi ikinci satırdayız, bu ne yazısı ya? Diyenleriniz olabilir. Nispeten 2000 sonrasındaki insanın artık kendini tüketmesi ve bir yerlerde hem anlam hem de kendini araması.


 Öncesinden sonrasına neler değişti? veya biraz daha tahlil, gözlem odaklı bir yazı serisine başlıyorum. İlk açılış olarak böyle giriş yapayım dedim. Umarım güzel olmuştur. Umarım hala bir şeyler okuyan veya duyguları dile getirenler vardır.

24 Ağustos 2013 Cumartesi

Türkiye'nin Jeopolotik Önemi

 Eyy dostlar :) dayanamadım geldim yine. Bir şeyler yazalım çizelim dedik. O da etraftaki rahatsızlığın hiç dinmemesinden dolayı oldu. Gezi Parkı öncesi ve sonrası dikkat edersiniz etraf bir şekilde sakinleşemiyordu. Mısır'ı desen ayrı, Suriye'si desen ayrı. Biliyorsunuz Batı'nın Büyük Ortadoğu Projesi var ama bunu ehemen istediği gibi gerçekleştiremeyeceği için kullanacakları yöntemler çok farklı şekilde olacaktı. Gerçek örnekleri verelim,

 Yabancı şirketlerin Ülke içinde sayısının artması.
 Buna bağlı medya kuruluşlarının da artması
 Yabancı şirketlerin yerli hammaddeyi çıkartması ve işlemesi
 Kendi para değerlerini arttırıp, sizin tekelinizi kırmak
 Darbe eski bir yöntem gelişmiş devletler için, şimdi demokrasi adı altında milleti kışkırtmak


Şirketler adlı bir belgesel izlemiştim. Şu anda kolayca bulabilirsiniz hatta bunun hakkında da bir şeyler yazacaktım ama olaylar o kadar birbiri ile karmaşık bir bağlantı ile bağlı ki açıkçası buna fazla zaman ayıramadım ve her gerçeği öğrendiğinizde yüzünüzün biraz daha düşmesi... İşte bu yüzden yazmaya da ara vermiştim :) Şimdi şirketler konusu şöyle, bizim pazarımıza giren yabancı elemanlar ,şirketler yani yüüzdesel olarak nüfuzları kaç bilmiyorum ama en olmadık şekilde derinlere işlemeye çalışıyorlar. İlk zamanlar Türk ortakla pazara giren şirketler zamanla Ülke içindeki değişimi anlamaya çalışıyorlar.

 Her şeyi bir kenara bırakalım. Jeopolotik önem ta yıllar önce oluşan bir kavram.

 Olay günümüzde YERALTI KAYNAKLARI SAVAŞIDIR.

İlkokulda okuyan çocuklarınıza hala tarih derslerini sudan sebep bahanelerle çıkan savaşlardan sonra böyle oldu diye okutuluyorsa alın onları bir köşeye gerçekleri anlatın lütfen. 106 yıl önce II. Abdülhamit petrol haritası hazırlattığı zaman diğer Ülkeler hemen gözünü bu tarafa çevirdi. Dikkat ederseniz tarih sahnesinde de Osmanlı İmparatorluğu çöküş zamanlarında diğer devletler hep bir isyan peşinde ve halk ayrımcılık istiyordu. Tarihin gerçekleri çoğunlukla saklanıyor. II.Abdülhamit petrol haritasını çıkarttıktan sonra arka planda gizli anlaşmalar oluştu bunun sonucunda ne hikmetse sanki kağıda çizilmiş gibi devletler hemen arazileri paylaştılar.


Petrol o kadar farklı bir kaynak ki olmazsa olmaz bir durumda ve şu anda yeraltı yüzdeleri düştüğü için daha kıymetli ve batı artık doymayan bir yaratık haline geldi. Daha fazla ve daha fazla. Gözleri hiçbir şeyi görmüyor bu yüzden varil fiyatlarını neredeyse sıfır maliyetle kendileri çıkartmak istiyorlar.

 Paranın kontrolsüzce kullanılması ve insani değerlerin günümüzde yitirilip yerine açgözlülüğün gelmesi işte ahlakı kaldıran öldüren nedenlerden biri. Bu yüzden bulunduğumuz konum çok tehlikeli yeraltı madenlerimizin çoğu çıkartılmamış ve bu şimdilerde savaş sebebi. Bor-Uranyum vs. madenler şimdi ve gelecekte çok ama çok önemli birer element. Petrol'ün bitimine yakın bunlar enerji elde etmek için kullanılacaklar.

 Keza su savaşları şimdilerde gizli gizli ilerliyor. Toprakları parçalayıp, önemli su yatağı geçişlerini elde edip onlardan elektrik üretecekler. Neden mi ? Geleceğin teknolojisi Elektrikli Otomobiller :)
Sonra firmalar arasında elektrik istasyonları savaşları başlayacak, pardon başlamayacak onlar zaten bunların da kararını verdiler bile.


 Televizyon izlememeye çalışıyorum. İzlersem de geceleri iki-üç kanal doyurucu programlar yapıyor onları izliyorum. Bunun dışında izlemek isterseniz iki tane belgesel tavsiye edebilirim size. Günümüzde artık devlet politikalarına yön veren yeni yöntem: Şirketlerin büyümesi ve verilen kararları anlatan "Şirketler" belgeseli ve diğeri de "Elektrikli arabayı kim öldürdü?"





13 Temmuz 2013 Cumartesi

Dünya'da ikilem

 Blog severlerim, canlarım, kanlarım hatta hanimiş annesinin bir tanesi. Gezi Parkı olaylarından sonra ikinci bir yazıyı daha hazırlıyordum ama olayların bambaşka taraflara çekildiği, sadece faşist yapı ile ilgili direnmenin daha sonrasında Ülke içindeki azınlıklarla kapıştırılmasına kadar gittiği için bu konuyu uzatmak istemedik. Kaçtık mı ? Hayır hayır, sadece olanların ne zaman net bir şekilde anlaşılacak bir biçimde bireyler topluluğu çıkacak ? Onu bekliyorum.

 Şunu açık ve net gördüm ki, bunu sakın kötülemek adına anlamayın. 90 jenerasyonundan sonraki hepsi değil tabi ona buna, havadaki martının bokuna bile gaza gelen bireylerin de sosyal medyada neler yaptığını gördüm-dük. Yani "Hadi eylem var" ya da "Haydi gidiyoruz, biraz daha olaylara bakalım" kalabalığı beni ve bizi üzdü. Sadece, ilerde ona buna anlatmak için profil fotoğrafı çektirenler vesaire vesaire. Daha fazlası zaten bizi yoruyor ve işi daha da anlamsızlaştırıyor.

 İçimin acıdığı noktalara gelirsek;

* Tüketim toplumu olduğumuz gerçekten tescillendi. Tamam marka giymek belki önemli ama her yerde Avm olması ve "Tüket" dayatması hiç hoş değil. Maalesef bu kabullenildi. Shopping Fest'lerde milletin başı dönüyor.

* Üretim azaldı. Geçen hafta Cnn Türk'de Para dedektifi programında çiftçi ve tarım ağırlıklı bir program vardı. Savaş sonrası Ülkem için başlıklar "Türkiye bir tarım ülkesidir" başlığı ne oldu da değişti ? Samanın balyasının 20-25 Tl'lere çıkması ve ithal edilmesi göz yaşartıcıdır. Kırmızı etin dışarıdan alınması ve neyle beslendiğini bile bilmeden alınması göz yaşartıcıdır.

 ve en önemlisi de Ülkem Çiftçisinin şartlarının kolayştırılmaması içler acısıdır. Şimdiki ve en son hatta en kritik savaş su savaşıdır. Suyunu bile dışarıdan alacak duruma geleceğiz.

Bunların yanında özkaynaklarımızı kullanamıyoruz. En son İzmir'e yanlış hatırlamıyorsam nikel çıkartılması için koca tanker sülfirik asit götürüldü ve içme suyuna karışırsa, koca İzmir'in halini düşünün. Bunun yanında kaynaklarımızı kendimiz kullanamayıp verilen ihalelerin de yabancılara yaptırılması da ilginç :)

 Tablo korkunç, dilerdim ki sadece sahil kenarında esen rüzgarı ya da piknik en güzel nerede yapılır gibi şeylerden bahsedeyim ama gerçekler de bir o kadar beni kopma derecesinde yırtıyor.

 Akşam akşam kafamıza gelen bir başlık ve daha sonra yanan fikir ampulü ile Dünya üzerinde hep ikili oyunlar işliyor diye bir iddia geldi ve en önemli üç ikiliyi hazırladık belki bakmak istersiniz ya da fikriniz olabilir bunun için.




















 Mor ve Ötesi'nin Yardım Et adlı parçasındaki gibi "Dünya yalan söylüyor"

Hoşçakalın ve sevgiyle kalın

27 Şubat 2013 Çarşamba

Perde Açılıyor

 Politik ve birazda sistematik bir sitemle ne zamandır güzel bir belgesel bekliyordum ki sonunda dualarım kabul oldu.

  Oscar'lı yönetmen Oliver Stone'un üstlendiği on bölümlük belgeselin içeriğinde Dünya tarihini şekillendiren olaylar, skandallar, komplolar ve dahası bizlerle olacak. Merak ettiğim konu ise taraflı mı yoksa klasik Amerika'yı yüceltici bir yapıt olacağı.

 Oliver Stone'un yapıtlarına bakınca da ister istemez bu belgeseli yapması şaşırtmadı açıkçası. Buna paralel önemlileri sıralarsak;

Geceyarısı Ekspresi (Senaryo yazarı) 1978
JFK (1991)
Nixon (1995)

Zaten şu üçü hakkında adam gibi araştırma yapıp film çektiyseniz, sonrasında ruhunuz rahat durmaz benzer veya mesaj veren illa ki başka yapıtlar ortaya koymak istersiniz. Mesela kendimi örnek verebilirim, bekli film çekmedim ama bu şüpheli ölümlerden sonra devamlı bir yazı yazma isteği oluşuyor içimde. Örnek vermek gerekirsek; JFK ile ilgili yapıtları 13-14 yaşında izlemeye başlamıştım sonrasında bu işlerin Dünya düzeni olduğunu anlayınca ne kadar da berbat bir işe ilgi duyduğumu anladım. Mutlu insan aptal insandır lafı vardır ya işte bazen bu tür işlerin içine girince ve artık oyunların bir sonraki hamlelerini bile anlayınca yüzünüzdeki gülümsemeler yerini surat asıklığına bırakıyor.

 Neyse bu on bölümlük belgesel NTV ekranlarında 3MART PAZAR Saat 22:00 itibariyle başlıyor. Belgeselin Türkçeye çevrilmiş adı ise "ABD'nin Gizli Tarihi" fakat yok ben illa bir yerden bulur, izlerim derseniz "Oliver Stones Untold History Of The United States" ismiyle bulabilirsiniz.



 Tanıtım videosunu eklemek istiyordum ama başta en popüler video kanalı bile kendi sunucusundan kaldırmış. Demek ki birileri gerçekten rahatsız olmuş :)

Ne diyelim illimunati ile kafayı yemek istemeyen biraz daha olayları anlamak isteyenlere şiddetle tavsiye ediyoruz.

Hoşçakalın.



11 Temmuz 2012 Çarşamba

İlişki içinde çelişki

Normalede bu tarz konular üzerine pek yazmayı sevmiyorum çünkü hep insanların biribirine olan üstünlüğü varmış gibi gösterildi yıllarca veya bir kulvara geçin bakın karşı taraf size böyle davranıyor silahlarınızı çıkartın denildi.

 Bu bahsettiğim olay ise Türkiye'de ilişki veya evlilik de diyebiliriz.

Olayın köküne inersek diye bir şey söylemeye gerek yok çünkü bu olayların başlangıç şekli yok ama insanların neden bu şekilde davrandığını açıklamak için ortada baya bir kötü malzeme var. Toplumumuz devamlı baskıcı oldu tabi burada çoğunlukla kelimesini kullanmak daha uygun olur çünkü yine eskilerde de isteyen istediği ile beraber oluyormuş görücü usulüne göre. Şimdiki zamana bakarsak etrafta devamlı bir mutsuzluk tablosu var. Ayrılanlar, karaları bağlayanlar ve hiç bir yere ait olmayanlar. Bunlar duygu durumları tabi olacak ama bu işin içindeki piçlik ise kadın-erkek üstünlüğü diye bir şeyin çıkmasından dolayı oldu. Toplumumuzda kadın devamlı baskı gördü, erkek bu baskının en başı hatta şiddet uygulayan birey tasvir edildi. Filmler çekildi, kitaplara konu oldu. Bunun bir de ters tarafı da vardı baskıcı ve şiddet ugulamayan erkekler bunları yazarken yine belirteyim erkekleri de tutan bir yazı değil. Tamamen ortada görülenlerdir. Dünya'da  ya çok kötü var ya da çok iyi ortası olan durumlar çok nadir. Hani demin dediğim madalyonun diğer yüzü.

 Evet insan ilişkileri günümüzde pek parlak değil ama bir o kadar da iyi giden taraflar da var ama bu gösterilmiyor. Neden ? Eğer insanlara çıkış yolu gösterirseniz onlar kurtulmak için kaçacaklar ve geri gelmeyecekler. O yüzden toplumla uğraşmak veya kendi yararlarına çıkar sağlamak daha keyifli geliyor. Bunu asıl konumuza bağlayacak olursak öncelikle;


 İlişki yaşamakta zorlanan hatta yaşayamayan özürlü bir toplumuz !!!

Neden ? 

Etrafınıza yine bakın o bana böyle yaptı, ben onu böyle sevmiyorum veya işte en kaba tabirle ilk tanışmalardan sonra ergen lafı misali köpek çektiren taraf göya kazanıyor veya köpek gibi sürünen en sabırlı ve en sadık kişi ünvanını kazanıyor :D bu ne ? Şaka değil mi ? Malesef bu coğrafyada işler böyle yani gençler bu şekilde akıl alıyor veya alter egoları böyle gösteriyor herhalde.

 Öyle şikayet ediliyor, böyle şikayet ediliyor. Osundan rahatsız, yok yemek yiyişinden rahatsız... Allah ağız vermiş, dil vermiş. Konuşup beraber tartışmak varken bile bir samimiyetsizlik var. Şu yaşıma kadar hiç şunları duymadım geçinemeyen veya ayrılan bireylerden " Biz her şeyi denedik, konuştuk, kendimize çeki düzen vermeye çalıştık" Tabi burada iki kişinin de ne kadar birbirini istediği önemli. Yoksa memleketin çoğunluğu maymun iştahlı. Çok kişiyle çıkanlar yüksek skorlara imza atıyor sanırım yine anlamadıklarım arasında :) veya sadist ruh halleri ortaya çıkıyor ayrılık acısı çekmeyi seviyor insanımız. Alemlerde sürümeyi alkolle sevişmeyi seviyor...

ve en çok üzüldüğüm noktalardan birisi de efendim, insanımız at gözlükleriyle yaşıyor ben demiyorum ki zamanı gelene kadar bütün etraftakileri elden geçirin ama öyle bir hayat yaşıyoruz ki tam evlilik çağına geliyor örneğin bir birey. Evlendikten sonra göz açılması vardır :D işte ondan sonra zampara tabir edilen tipler üremeye başlıyor.

E sorarlar adama kardeş bu zamana kadar neredeydin ?

Cevap yok her iki birey için de tabi. Ne o görsen formaliteden evet ve hayırlar karı-koca ilan edilmeler... Yeni moda haline gelmiş gibi "Ya evlen, çocuğu yap adamı veya kadını boşa" Her şeyi bu kadar nasıl basite indirgiyebiliyorlar anlamıyorum. Bunları bir insan bünyesi yapamaz...

Aklı karışık bünyeler daha fazla sapıtıyor ve saçmalıyor bunlar çarktan sızanlar veya parçaları uymayanlar.

Fazla sıkmadan sadede gelmek istiyorum. 

Bir ilişki yaşayamayan topluma sahibiz. İnsanların birbirine nasıl davranacağını bilmeyen. Evet iki farklı dünyanın insanı bir araya geliyor tabi ne yapacağını bilmez ama burada anlatılan davranış biçimleri. Ne erkek erkek gibi ne de kadın kadın gibi. Deyim yerindeyse yine göt-baş oynaması var kimse kusura bakmasın. Her birey kalıbı gibi davranırsa ve e istediğini bilir bir şekilde davranırsa o zaman biraz daha normal hayatlar göreceğiz. Hayat sadece tv'deki diziler veya filmler gibi değil...


Gerçekleri de kabullenmek lazım. Herkese iyi sıcaklar :)

Belki bu durumu özetleyecek şakayla karışık bir harita hazırladık. Neden hep bunalım havası var ? :D 
 
 

4 Ocak 2012 Çarşamba

İşin aslı ne?

 2012 Yılının ilk yazısıyla karşınızdayız. Ne kadar takarsınız orasını bilmem ama yazacağım konu belki ucundan da olsa alakadar edebilir sizi ;)

INSIDE JOB

 Inside job filmi 2010 yapımı bir Charles Ferguson filmi. İçerik olarak 2008 yılındaki büyük Amerikan Krizi'nin patlamasına kadar ki süreci ciddi bir şekilde kaynaklara bağlı bir yolda anlatıyor hatta şahitlerle ve olayın iç yüzündekilerle (röportaj yapmayı kabul edenler) Olay şu ki şu 4 senedir etrafta devamlı mason locaları veya Dünya'yı yöneten üç büyükler (Morgan,Rotschield ve Rockefeller gibi) var ve bunlar ne derlerse olur anlayışı hakimdi. Dünyada sadece bu üç büyükler haricinde sadece bir sene (12 ay içerisinde) içerisinde bir insanın veya hükümet çalışanlarının nasıl zengin olduklarını. Wall Street'in sadece ekranlarda kayan yazıları ve değerleri okuyan adamlardan ibaret olmadığını bizlerin gözleri önüne seriyor. TV'lere çıkan insanların yüzünüze bakarak nasıl da rahat bir şekilde yalan söylediklerine şahit olacaksınız. Ya da sadece tüm hayatınız boyunca bir ev almak için çalıştığınız paranın aslında banka yerine nasıl striptiz kulüplerinde yendiğini öğrendiğinizde kafanızı ya duvara ya da hala almamışsanız farklı yatırımlar peşinde koşmayı öğreneceksiniz. Film Türkiye'de geçmiyor fakat dikkatli izlediğinizde özellikle son 10 sene içerisinde satılan şirketlerin ve Hükümetin yaptığı tercihler göz önünde bulundurulursa bizim sonumuzun da aynı olacağı bir gerçek.

 Büyük bir kriz var içerisinden çıkılamayacak şekilde. Siz belli bir hayat standartı yakalamak isteyene kadar, tepenizdekiler 6. veya 7. özel jetlerinin hesabını yapıyor olacak. Açgözlüler her yerde. Şeytan aramızda...

10 Eylül 2010 Cuma

Mısır (Kötü bir başlangıç)

 Sağlığınız ne kadar önemli?Yediklerinize dikkat ediyor musunuz?Ediyorum diyenleer pek o kadar içtenlikle inanmıyorum keza insanlar iş başa gelince önlem almaya bayılıyorlar.Elde para varsa önce üstüne başına sonrada bir yeri ağrıdığı zaman veya önemli bir şey olduğu zaman hııııı,haaa diye doktor yolunu tutuyorlar.Biraz bu konuda bilgi ve kültür eksikliği var.Eskilerin muhabbetlerine çoğu zman ortak olmaya çalışıyorum,o zamandan bu zamana kadar çok şey değişti hem de iyiye doğru değil kötüye doğru.İyi zamanları göremediğimden o iyi zamanlara kulak kabartırım arada bir bildiklerimde muhabbete girmeye çalışırım.Konumuz gıda ve en temel gıda maddesi olan mısır.Şimdilerde patlak veren GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar) olaylarından sonra çoğu kişi daha temkinli.Neymiş işte haftada bir kaç gün kurulan organizk pazarlar varmış millet oradan alışveriş yapıyorlarmış.E tamam da taaa kaç sene öncesi zaten tarımda genetiği değiştirilmiş bir şey yetiştirilmiyordu.Her hileli oyunda illa ki bir yan etki oluyor.Bu genetiği ile oynanmış gıdalar daha sonraları insanlar üzerinde bir çok hastalığı ortaya çıkaracaktı.

 Eğer imkanı olanlar varsa,40-50 hadi 60'ları da ekleyelim o zamanlardaki besin değerleri ile şimdiki besin değerlerini ve hastalık oranlarını araştırsınlar.Sonuçlar şaşırtıcı derecede fazla.Olan bize oluyor başka kimseye değil.Neye güveneceğimizi de şaşırdık.Keza ben ilerde çocuğum olursa bebekken ona ne yedireceğimi ara ara düşünüyorum :D komik gelebilir ama taa o yaştan sağlıksız besinlerle tanışacak.Bebek mamasından tutunda diğer piyasadaki çoğu ürün böyle malesef ve temel ham maddesi bu ürürün mısır.
 Neden mısır peki?
Birim alandan elde edilen ürün verimi fazla,yani ufak bir alana bir mısır ekiyorsunuz ve o dikey olarak büyüyor ve o dikey bitkiden 5-6 tane belki de daha fazla mısır elde ediyorsunuz.Sonrası ise kullanım alanı çok geniş ve hayvanlara yem olarak veriliyor.Bu genetiği değiştirilmiş mısırda hayvanlara veriliyor dedik düşünün şimdi o hayvanları da et olarak evimize sokuyoruz.Gelin bu kaçınılmaz gerçek paranoyadan çıkın.

Sadece iyi bir tavsiye ne yediğinizi bilin!!!
Mısır nelerin içinde varmış bakıyoruz hemen;
Ketçap,peynir,pil (Evet yanlış okumadınız),hazır salata,şurup,meyve Suyu,fındık ezmesi,kraker,kola,şeker,bebek bezi,fast food.
 Mısırdan Başka neler elde ediliyor?
 Maltodekstrin,Xantham,Yüksek Fruktoz mısır şurubu,Askorbik Asit,DI-Gliserin,Kalsiyum Sitrat,Ethel Asetat,Mısır Unu,Selüloz,Vanilya Ekstratı,Xylitol (Özellikle Sakızlarda vardır dikkat edin)

 2009 yapımı Food Inc. adlı belgeseli bulabilirseniz kesinlikle izleyin,mideniz biraz kalkacak ama neyin ne olduğunu az da olsa bilin.Bende oradan mısır ile ilgili olan sahneyi kırptım fakat bir aksilik üyünden iki defa aynı video oynuyor :D hiç olmazsa bir kere izlemekten iyidir ;) hoşçakalııııın.Bol Sağlık Karnesiz günler


14 Temmuz 2010 Çarşamba

İzleyici Kültürü (Dünden Bugüne Neler Değişti?)

 Evimize destursuz giren bir teknolojiyi nasıl olur da sevebiliriz?Hatta yeri geliyorda onu sahipleniyoruz.Kuralları vardı şaşırmıştı insanımız ilk defa ağzı olmayan biri vardı ama kendini izlettiriyor ve dahası sözünü de dinlettiriyordu.Zamanla zombi sınıfından insan grubu türedi.Tepkisiz,sülük gibi ekrana yapışan,kanı donuk ve malesef acı gerçek olan yalan haberlerle uyutuldu.Darbesi geldi,sansür'ü geldi,rtük geldi,kapatıldı,açıldı.Yine kendinden aldığı güçle ayakta kaldı.Her istediğinizi vermeyen bu görsel kutu insanların aklında hep "belki" lafını yerleştirerek daha da izlenir hale getirdi kendisini.Gerçi nereye çekersen oraya gider de olabilir ama malesef iyiliğini yitirmiş durumda.Buraya kadar iş böyle...

 Gelelim işin bizler tarafına,dedik ya izleyici kültürü.Günümüze doğru alışkanlıklar pek bir değişti.Dizi furyalarının son bir kaç sene içerisinde patlamasıyla neredeyse bütün programını diziye endeksleyenler vardı.Radevularını iptal edenler,akşam yemeğini ona göre ayarlayanlar,hatta o gün en sevdikleri varsa kombo paket yapıp hiç evden çıkmayanlara şahit oldum,olduk.Bizim üst kattaki Necati Abi hakkında rivayetler vardı bir ara demişler ki,abi bak fazla haşır neşir olma sonu kötü olur sonuçlarına katlanamazsın! Oralı olmayan Necati Abi hızını alamayıp TV ile bir temas noktasına gelmiş.Arada bir oğlu geliyor uğruyor buralara bazen renkli geliyor bazen de siyah-beyaz kafa atacak diye korkuyorum kablolu yayın bir de :D

 Yozlaşmanın ilk belirtileri bunlardı.Sonraları ahlak bazında "Kendimizi nasıl kaybederiz?" olayına sıra gelmişti.Eskilerin anlattığı "Filmlerde ufak bir dudak teması görsek gözümüzü elle kapardık" ibaresini yavaş yavaş akldırmak için her filmde mutlaka hayatında bir dönüm noktası olan karakterler konmaya başlandı ve o kadar normal sunuldu ki "Her yalnız birey kafa dağıtıp bardan sonra illa bir hatunla geceyi geçiriyordu" bu işi gerçekten TV başardı.Önceleri kanıksandı ama yavaş yavaş normal bir hale geldi ve hatta şimdi insanımıza o kadar basit geliyor ki "Aaaa başka atraksiyon yok mu?" kısmına kadar geldi.Dikkatli bir liste yaparsanız kendinize en baştan-en sona doğru bir liste yaparsanız değişimi mutlaka göreceksinizEn ciddi filmlerde bile illa bunun eklenmesi bazende işin bokunu çıkarıyor efendim (Efendimler yesin seni)

 Bir sonraki olacak değişim,özellikle gençleri hedef alacaktı.Sigara ve alkol her gencin hayatından en az bir kere geçen serbest radikallerdi.Sigara kullanımı ya sıkıntıdan ya da en bildiğimiz klişe olan arkadaş tavsiyesiydi.TV'ye göre bunla sınırlı kalmamalıydı.Bir ara yasak geldiğini hatırlıyorum Hollywood'a ama tabi ki film endüstrisini yöneten koskoca stüdyoların umrunda olacak mıydı?Kan kaybedilecekti ve bunu da kimse istemezdi.Yavaştan o da kalktı.Alkol olayı klişesi de bu yalnız adamımızın bar sahnesindeki kısmı.Bir,iki kadehi o kadar çok gördük ki veya eve yorgun argın gelen adamımız neredeyse tüm gün bir şey yemiyor eve gelip,ceketi attı mı bir güzel kanepeye evin en güzel köşesinden alıp şişesini bir duble dolduruyor varmayın siz onun keyfine halbuki mide açlık krizi geçiriyor.Bu olay da empoze edilen kısımlardan.

 Şu sıralar patlak veren ilk BBG (Biri bizi gözetliyor)  yarışmasından sonra "Merak" öğesi yüksek dozda verildi.Yok Ahmet ne yaptı? Yok Veli tuvalette ne bok yedi? Gibi elalemin derdini malesef halkımıza gerdirttiler(Evlendirme programlarına fazla girmek istemiyorum onlar ayrı bir dava ki o tür programların da nasıl döndüğünü anlatsam çene ameliyatı olursunuz)Şu anda da zaten insanlarımızın çoğunda hep o onu yapmış,bu bunu yapmış var malesef kimse kendi yaptığı işin farkında değil kendilerinin farkında değil.Bu o kadar üzücü ki!Hani darbeler Ülkeyi bir o kadar geri taşırdı ya,işte bunlar da darbesiz geriye gidişler.İkinci,üçüncü tekil veya çoğul şahısların yerine kendimizle biraz ilgilensek bir sonraki adım gelişme olacak.

 İşin yavaş yavaş sonuna doğru gelinirken "İzleme" eylemi tabii ki devam edecek buna dur diyemeyiz.Hı ne vardır?Bilinçli ve bilinçsizce izlemek.Ekran karşısında sizi yönlendiren kimsenin olmaması (ailenin düzeyi) halinde zombi izleyici olarak nitelendirdiğim bu grup ortaya çıkıyor.Onsuz olamıyor hayat ve ekran içine gömülme var kimileri bundan rahatsız olmuyor ya da farkında değiller ve ses düzeyi kimi zaman en üst seviyelerde geziyor.

 Bu anlattıklarım belki çoğu kişinin işine gelmeyebilir veya sadece bunlar mı var denebilir.En basitinden hiç bir özel paketi olmayan tv kanallarından bahsederek yaşananlardan yola çıktım.Bir ara belgesellerin gündüz vakti yayınlandığı zamanlardı.İnsanlar sorgulayabiliyorlardı.Şimdi sorgulama biçimi yine var ama soruların önündeki kalıp değişti "Aptal soruları" dediğim sorular ortaya çıktı.Bir şeyin yararı veya amacından alınacak sonuç yerine tamamen alakasız fikirler yürütülmeye başlandı.Önemli bir unsur aslında!!! Bu kısım sadece belgesel ile ilgili değil tabbi ki de kültür seviyesini arttırıcı,bir kademe arttırıcı olarak anlatmak istedim.

 Çizgi filmlerin yapısı gözle görülür oranda değişti (çiziminden tutun da...)
 Diziler keza onlar da nasibini aldı (Kimin eli kimin götünde?)Cevaplar için 2222'e mesaj atın
 Bilgi aldığımız bir diğer medya organı TV haberlerinde tüm alaksız olayları görebiliriz
 Konsepti tamamen beyinleri uçurmak olan programlar

 ve sonucunda ortaya çıkan (yetişen) bireyler sadece TV aracılığıyla mı oluyor?Hayır ama yüksek bir paya sahip olduğu çok açık ve biraz da saçık.İpin ucu her haliyle kaçmış,doğrular her gün toprağa gömülüyor ve bu durumda da bulmak bizlere düşüyor.Görüşmek üzere öpüyorum efenim

Siz Beğendiniz ;)

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı