Esen kalın Bu[ara]da :)
.jpg)
Adresimiz ise;
http://bilimkurgumagazin.blogspot.com/
Not: Anlamsız ve anlaşılmaz deneme yazımız var bir tane. Onu sadece kullandığımız tema üzerinde nasıl duracak diye yazdık ;)
.jpg)
Eskiden bu vardı köşesinde akbillerin ve İstanbul kartın olmadığı zamana uğruyoruz. O zamanlar bilet vardı efendim. Teknoloji ile çok haşır neşir olan yeni bünyelerin bunu hatırlaması imkansız. Tanıtacağım bu bilet biraz daha farklı en eskisi evde duruyor fakat nereye koydum bilemedim. Aslında ilkini bulunca da onu ekleyeceğim onun yazısı ve hikayesi biraz daha farklı olacak. İlki biraz daha saman kağıdı idi. Öğrenci mor veya gri renklerde oluyordu. Sonra bilet ile sanırım biraz sıkıntı oldu ve biraz daha şekli şemali değişti. Bunun içine atılan kutusu da farklıydı. Kabul ederse ışık yanıyor sonra da içerisindeki kağıtlar öğütücüden geçer gibi kıyılıyordu. Nostalji nostaljidir diyerek evimizin bir köşesinde hala duruyor ve sanal alemde de sizlere sunuyorum efendim.
Bize uzun gelen bir aradan sonra soluğu bir blues festivalinde almak oldukça keyifliydi. Gerçi hepsinin tadı farklı. En son 21. festivale gittiğimi hatırlıyorum, 22. olan festival geçen sene Van depremi nedeniyle sona ermişti erkenden.
sıralama da sahneye çıkışlarla aynı. Cedric abi tek tabanca takılıyordu, sonlara doğru aldı eline sazı başladı çalmaya. Solo atmaya çalıştı, kendine has bir şeyler yaptı fena değildi. Sonrasında Smokin' Joe abiler geldi, bu grubun sololarını ve çalış biçimini çok sevdim. Normalde baktığınızda hani blues formatında ürün verdiğinizde hep birbirine benzer gelir ya bunlar biraz daha farklı. Bu güzel atraksiyonlardan biri de vokal+gitarda olan abimizin gitarı dillemesiydi ama şaşırtmadı ki Steve Vai'den biliyoruz bu şovları. Dedim içimden acilen ikisinin dilleme konusunda kapışmaları lazım tabi gitarda :D
Eskiden bu vardı bölümünde hafızayı biraz daha zorlayarak aklıma gelen bir oyuncağı sizlerle paylaşmak istiyorum. O zamanlar anaokulu öğrencisiydim, sümüklü olduğumu tam bilmiyorum ama yaramaz olduğumu biliyorum. Ulan anaokula dedik de aklıma pastel boyalar gelirdi hey gidi hey. Biz adam gibi bulamazdık falan neyse şimdi :D
Bir gün öğretmenimiz sınıfa saksıda bir çiçek getirmişti ama hepimiz şaşkınlık içerisinde çiçeğe bakıyorduk. Sonra demez öğretmen "i asked yellow flower ..." :D tamam çok geyik oldu. Çiçeğin gözlükleri vardı elinde de (yaprak) gitarı vardı ve herhangi bir tepkimeye karşı ya dans ediyor ya da gitarını çalıyordu o zamana göre süper ötesi bir oyuncaktı sonra kayboldu o da eskiler arasında yerini aldı. Şimdi olsa valla üçer beşer tane alırım yeminlen.
Flyleaf'i şansa albüm ararken video kanalında i'm so sick parçasıyla tanıdım, bayan vokalin brutal vokal vermesi hatta daha doyurucu bir şekilde bunu yapması aklımı aldı, bir bedenim kaldı. Üçüncü albümleri olan New Horizons'ı şiddetle tavsiye ediyorum, distortion ve sözler yerli yerinde sanki ikinci ilk albüm yapmışlar gibi :)
5 Kişiden oluşan grup üyeleri (maşallah) bir de kalabalık olması yetmezmiş gibi beşi de vokal ve enstrümanda görevli. Böyle bir grup az gelir, çabuk kaybolur. Temennimiz tabi gitmemesi ve uzun bir süre bizlerle kalması :) Grup üyelerini tanımak gerekirse;
Grubu yine enteresan bir şekilde supernatural dizisi izlerken sekizinci sezon - dördüncü bölümde keşfettim. Genelde böyle güzel, yumuşak geçişli parçalar cinayet filmlerine güzel oturuyor bunu da anlamış olduk bkz. jetonun geç düşmesi. Bu tanışmaya vesile olan parça ise "What's the matter" adlı tatlı parça. Kendi ismiyle aynı adı taşıyan albüm 2012 çıkışlı. Marlana adlı ablamız da bas gitar çalmasıyla dikkatimi çekti :) onu da unutmadan ekleyeyim.![]() |
| Zaman insanları nasıl değiştiriyor |
Evet kulağınıza bir yerlerden aşina gelmiş olabilir veya uzun bir ara vermiş olabilirsiniz bu gruba. İlk defa Tony Hawk kaykay oyununda tanıştığım bu grup güzel hardcore parçalar yapıyordu. Güzel gidiyordu taa ki Gettting Away with Murder'a kadar. Bu albümden sonra ultra - mega derecede saçmaladılar, klipler falan "La oğlum ne oluyoruz ?" havasına büründürdü bizi. Daha sonraki albümlere de baktık ama belki eski günlere dönerler diye ama olmadı sonra da kan kaybetti mi veya o melodiler artık sarmadı mı bilinmez. The Connections albümü geldi biraz tadı eskileri anımsatıyor dinletiyor kendini ama fazla değil açıkçası. Uzun ara vermiş olanlara sadece tadımlık bakmanız tavsiyesi veriyorum.
Üzüntüden kahrolduğumuz ve ayrılmamalarını dilediğimiz alternatif rock grubu olan R.E.M. bu kararın ardından kahramanlarımız boş durmadı. Müzikal anlamda boş durmayan biri olarak Peter Buck (gitarist) solo albümünü yayınladı. Albümde on dört parça var, bol distortion'luı ve bazıları da kirli distortion ile yapılmış daha lezzetli olmuş aslında.
Wax Poetic İlhan Erşahin önderliğinde Nublu Records tarafından piyasaya sürülüyor. Albümleri caz temelli biraz da deneysel kokuyor. Altıncı albüm olan On a Ride'da yine sürpriz isimler yer alıyor. On a Ride albümüne konuk olan sanatçıları sıralamamız gerektiğinde;
Norah Jones ( Daha öncekilerden bildiğimiz için bizi şaşırtmadı )
Sonunda albümüne erişebildiğimiz bir sanatçı daha ama Lindsey'in bu ilk albümü. Bu albüm de sanatçı ile aynı adı taşıyor. Daha önceleri hep video kanalları üzerinde single parçaları görmekten bıkmıştım. Sonunda albüme sahip olduk. Diğer yayınlanmış parçalardan bazılarını içeriyor. Tür olarak saf keman beklemeyin, elektronik ve dup step öğeleri içeriyor. Hoş bir çalışma olmuş. En favori parçamı da Moon Trance seçtim, klipte biraz gönderme var ama adam toprağa girmiş. Gönderme olsa ne farkeder ?