Melis Danişmend üç nokta bir gurubundan sonra solo çalışmalara yer verecğini açıklamıştı. Bunun ilk meyvesi "Daha Az Renk" Albümü ile gelmişti. Konserler sonrası koca bir seneyi yedikten sonra yapılan açıklamada ikinci albüm daha neşeli olacak sözü vermişti. İlk albümde fazla karamsar bir hava yoktu fakat sözler bir başkasından alınacak intikamları göstereceğe benzediğinden işin o tarafı ağır basıyordu. Normalde karamsar bir aşk albümü yaptığınızda insanın içine sıkıntı basıyor ama bu[ara]da en büyük fark kullanılan enstrümanlar.
İkinci albüm 2013 tarihli "Biraz Daha Gülmek İstiyordum" ismiyle piyasaya çıktı. Albümdeki parçaların sözleri biraz daha hafif geldi ve kullanılan entrümanların uyumu yaklaşan baharı çağrıştırıyor gibi :)
Albüm dokuz parçadan oluşuyor. En göze çarpan parçalar ise; Masa, erik, gölgemde dinlenmeye gel ve sükut.
İlk klip ise Masa parçasına çekildi. Sözleri de başarılı olan masa klibi ile bırakıyorum sizi. İyi izlemeler.
"Aslında içinde bir yerlerde makul bir insan var
Ama duruyor oyle kim bilir neye yarar"
Bu yazımız biraz toplumumuzu olabildiğince objektif bir biçimde ele almak. Bir açıdan ne kadar çok düşünce ve ayrıntı çıktığını gördüğünüzde şaşırabilirsiniz hatta ben de bu yazının nasıl başladığını kafamda tasarladığımda şaşırmıştım kendime.
"Görmek Önemlidir"
Yener Kızılkaya
Yener Kızılkaya İstanbul - Bakırköy'de bir dersanenin geometri öğretmeniydi. Sayısal derslerden de pek hazzetmem açıkçası ama geometri ve fizik derslerini beceremesem de ayrı bir seviyordum. Geometri öğretmeni de hep soruları çözerken "Görmek Önemlidir" Derdi. Gerçekten de öyle o açıları veya üçgenler içinde üçgenleri bulmak "Bakmak" ile olacak şey değildi.
Görmekten bir başka ele alacağımız konu ise toplumumuzun en kolay işi nasıl sindiremediği veya koyun misali çobanın devamlı dürteceğini anlatmak. Efendim şimdi sokaktaki insanlara baksam hadi asdece önüne bakarak yürüyenleri bir kenara koyarsanız telefonla bile konuşurken yürümeyi beceremeyen insanlar var. Tamam o esnada kim bilir neler konuşuyor ? Fakat etrafını görmesi de gerekmez mi ? Beden dili olarak şu sinyalleri verdiklerini anlıyorum. Kafam zaten yerde (Başka bir işle uğraşıyorum) en kötü birisi dürter ben yoluma girerim. Bu cep telefonu icat edilmeden önce de böyleydi, insanımız alışmış devamlı dürtülmeye. Üzüldüğüm nokta da burası. Hatta telefonla konuşup, yürüyemeyen bir toplumun trafikte araba kullanamamasını da eleştirmemek lazım. Kızmayın sakın. Bazen ben de bu hataya düşüp, kızıyorum ama kızmamak lazım. Hatta en komik durum ise araba kullanan insanların trafikte birbirleri ile takışması. Evet farklı araçları kullanıyoruz, fakat trafikteki kurallar herkes için aynı (Acil durum halleri hariç) Türkçe konuşuyoruz ama anlaşamıyoruz. İnsanlar en kolay yoldan kestirip "Eğitim Şart" kalıbını söylüyor da o eğitimi veren yer var mı acaba ? Herkes bir yerlerden kaçıyor, bilgi vermeyi ve bireyleri eğitmekten kaçıyor. Sonucunda ise bir şey bekleniyor. Yani vermeden almak günümüzde adetten olmuş.
Kendinizi tembel bir çiftçinin yerine koyun. Toprağa bir şey ekmeden bir hasat zamanı bekleyin. O zaman ya toprağı ya da yerden bitmiş yeşillikleri yiyeceksiniz. Yok ben hazırcıyım başkalarının yetiştirdiklerini yerim derseniz de bu işi layıkıyla yapamayanlara da kızmayın lütfen. Konudan fazla sapmayalım, basit bir iş üzerinden çıktık nerelere geldi değil mi ? Malesef biraz görme yeteneğimizi geliştirmemiz ve bakış açılarımızı değiştirmemiz gerekiyor. Geç kaldık ama nereden dönsek kardır diyoruz.
Efendim eskiler eskiler eskiler, günümüzün şu kaos ortamı veya samimiyetsizliği ya da ben böyle mi görüyorum artık bilinmez ama gelen gideni aratıyor şerefsizim. Yani aracından tut, trafiğine sonrasında efendim mimarisinden işleyişine kadar bir özlem var.
Belki hala yeni doğan her bireye doğduğundan itibaren "adam olsa bokunda boncuk bulurduk" serzenişi oluyor, tabi yaramazlık safhasında :D Küçükken bu lafa alınan biri olarak hep üzülürdüm. Ulen derdim adamlara bak demek bunlar bu yüzden şanslı falan tabi olayın ne kakayla ne de boncukla olduğunu gördük. Söylemek istemezdim ama her kapıyı açan kağıt parçasına tapma başlayınca istediğiniz yerde olabiliyorsunuz.
Şimdilerde bazıları hariç, çoğu kanal evlerdeki ve yarışmalara hatta oturumlara katılan insanlarla dalga geçme modunda. Aklı başında program sayısı az efendim.
Eskiden bir Barış Manço abimiz vardı. Yaşları çok da ufak olmayan bücürükleri alır, onlara yediği yemekleri ve faydalarını sorardı. Hatta ilk çıktıklarında adet böyleydi şarkı söylerlerdi. Miniklerin o verdikleri enerji, heyecan onları izleyen anne-babaları ayrı bir sevindirirdi. Ben de göya katılacakmışım "Adam Olacak Çocuk" programına ama mektup gitmemiş mi, yoksa program o zamanlar ( Örnek olarak bir sezonda 45 çekim) belli bir çekim sınırına takılmış mı öyle bir şeyler olmuş gidememişim.
Eski jenarasyonların adam olma kriterlerinden sadece birincisiydi bu. Gelelim ikinci olan "Bokunda boncuk bulurduk" kısmına.
Adam olsak bokunda boncuk bulurduk sözü anne babaların (daha çok anne) en sevdiği moral bozma lafıdır. Siz o minik yeni yetme tavırlarınız ve yaramazlıklarınızla onların aklını birbirine vurdururken işin içinden çıkılmadığında "Yangın ve tehlike anında camı kırınız" acil müdahalesi ile aynı değeri taşıyordu tabi laftan anlayan bir çocukluğunuz olduysa. Ben burda kendimi övmüyorum zaten ne programa çıkabildik ne de bizim bünyemiz boncuk üretebildi. Keza yeri geldi laf işittik yeri geldi annelerin o meşhur fırlattığı frizbi misali terlikleri de yedik :D :D
Bu laf bana hayatımda diğer işittiklerimden daha ağır gelirdi, hani yaramazdım biliyordum ama diğer yaşıtlara bakınca hele ilkokulda önde sınıf başkanı diğer tarafta başkan yardımcısı. Öğretmenin oturduğu tarafta kütüphane kolu. Bana gel "Beslenme kolu" :D ama gün geldi yeşilay ve hava gözlem kolu oldum. Bir Allah'ın kulu da demedi ya bilmem ne "Yarın hava nasıl olur, ne giyelim ?" :D gülmekten yazamıyorum kusuruma bakmayın blogcular.
* Dayanamadım sonunda bir araştırma hastanesine gidip neden bünyemin boncuk üretemediğini sordum. Yapılan analizler ve tetkikler sonucunda kimsenin buna uygun olmadığını öğrendim. Oh dedim nefes aldım, sana kek yaptım. Meğer benim bünye inci üretiyormuş, inci tanesi nur tanesi diyerek kıymetli taşlar mağazası açarak ticarete daldım. Ticaret ise bana daldı sonra :) şaka şaka ne incisi ne boncuğu.
Velasıl kelam 80-90 jenarasyonlarının adam olma kriterini belirleyen önemli iki başlıklarıdır bunlar. Eğer sizin aklınıza gelen bir şeyler olursa çekinmeden yazabilirsiniz. Bugün Pazar ve herkese keyifli pazarlar diliyorum.
Politik ve birazda sistematik bir sitemle ne zamandır güzel bir belgesel bekliyordum ki sonunda dualarım kabul oldu.
Oscar'lı yönetmen Oliver Stone'un üstlendiği on bölümlük belgeselin içeriğinde Dünya tarihini şekillendiren olaylar, skandallar, komplolar ve dahası bizlerle olacak. Merak ettiğim konu ise taraflı mı yoksa klasik Amerika'yı yüceltici bir yapıt olacağı.
Oliver Stone'un yapıtlarına bakınca da ister istemez bu belgeseli yapması şaşırtmadı açıkçası. Buna paralel önemlileri sıralarsak;
Zaten şu üçü hakkında adam gibi araştırma yapıp film çektiyseniz, sonrasında ruhunuz rahat durmaz benzer veya mesaj veren illa ki başka yapıtlar ortaya koymak istersiniz. Mesela kendimi örnek verebilirim, bekli film çekmedim ama bu şüpheli ölümlerden sonra devamlı bir yazı yazma isteği oluşuyor içimde. Örnek vermek gerekirsek; JFK ile ilgili yapıtları 13-14 yaşında izlemeye başlamıştım sonrasında bu işlerin Dünya düzeni olduğunu anlayınca ne kadar da berbat bir işe ilgi duyduğumu anladım. Mutlu insan aptal insandır lafı vardır ya işte bazen bu tür işlerin içine girince ve artık oyunların bir sonraki hamlelerini bile anlayınca yüzünüzdeki gülümsemeler yerini surat asıklığına bırakıyor. Neyse bu on bölümlük belgesel NTV ekranlarında 3MART PAZAR Saat 22:00 itibariyle başlıyor. Belgeselin Türkçeye çevrilmiş adı ise "ABD'nin Gizli Tarihi" fakat yok ben illa bir yerden bulur, izlerim derseniz "Oliver Stones Untold History Of The United States" ismiyle bulabilirsiniz.
Tanıtım videosunu eklemek istiyordum ama başta en popüler video kanalı bile kendi sunucusundan kaldırmış. Demek ki birileri gerçekten rahatsız olmuş :)
Ne diyelim illimunati ile kafayı yemek istemeyen biraz daha olayları anlamak isteyenlere şiddetle tavsiye ediyoruz.
Mobil (gezici) olma konusu eskiye kıyasla oldukça zirvede. İster telefon uygulamaları olsun ister mobil internet ve oyunlar olsun şu anda en çok pazar payı bu kategoride. Unutmadan, tabletler bu pastada en büyük dilimi hak ediyor. Mobil platformların kategori ayırtetmeksizin zirve yapmasında insanların devamlı paylaşma güdüsü yatıyor. En basit örnekle facebook'ta paylaşılan sürüyle kişisel fotolar veya ne yaptıklarını duyurmak gibi.
Firmalar boş durmadan hemen bu paylaşım kazanına kendi kazanlarını da eklemeye başladılar. Önce foursquare (yer bildirimi) adlı programı gördük. Daha sonrasında insanların devamlı kaynaşmasını sağlayan ask.fm (soru sorma kanalı) ve formspring sayfalarıyla tanıştık. Aslında sıralamaya kalksak şu anda yüzlerce hatta binlerce bunlara benzer yazılımlar cirit atıyor. İlk çıktığında gazetecilerin özellikle haber alışverişi için kullandığı twitter bugün amacının hayli ilerisinde desek yanılmış olmayız.
Gelelim asıl meselemize, yine sosyal bir uygulama olan "Didlr" adlı mobil platforma. İşleyişi ve kullanması biraz farklı olan Didlr aslında bir sosyal ağ çizim programı. Basit bir renk paleti ve fırça ile içinizdeki sanatçı ruhu konuşturup Didlr halkı ile paylaşıyorsunuz hatta arkadaşlarınızı da davet edip devamlı çizmeye endeksli bir dünyada yaşıyorsunuz. Twitter ve paint programlarını birleştirin ve karşınızda Didlr. Basit ama çok etkili. Görüşmek üzere ;)
Uygulama o kadar popüler ki sadece tek platform içerisinde yer almıyor hatta tabletlerde de kullanıldığından, yetenekli kişiler sanatını mobil platformda da konuşturuyor. Gözümüze çarpan güzel çizimleri sizlerle paylaşıyoruz;
Hayatın en ince detaylarında mutluluklar saklı,görebilenlere ne mutlu.Biz bundan zevk alıyoruz ve etrafımızda olup biten mantık çerçevesinde gözüken salaklıkları hizaya dizip parmak uçlarına cetvel ile vurup,makaraya alıyoruz.Bakmak ile görmenin arasında ki gibi bizde inciğini-cıncığını çıkartıyoruz bazen yüzeysel bile gelse hoşaf ediyoruz.Duygularımızı akıtıyoruz.Politik duruş içinde,duygular içinde,komediden,drama.Ha unutmadan bir de bakkalın defterine borç yazdırıp,ekmeğin ucunu kemiriyoruz.