17 Kasım 2010 Çarşamba

Anaaaa

 Eskilerin dizileri hakikatten iyimiş ya şimdikileri görünce ve muhabbetleri dinleyince,yahu reyting denen cansız nesne patlaması olması için her dizide ya tecavüz ya da entrika boyutunda sevişmeler olması gerekiyor (Toplum yozlaşması) Eskilerden çıkarttığımız bir dizimiz de "Ana" adlı komedi mafya dizisi Yönetmeni Oğuz Yalçın ve Senaryosu da Kandemir Konduk'a ait.Ana'ya bak Ana'ya eder üç beş Baba'ya :)

13 Kasım 2010 Cumartesi

Ne yaptık?

 Etkinliklere pek fazla takılamadım. diyecekken dün plansız bir şekilde kendimizi Balans'daki Teoman konserine attık.Hep yabancı etkinlikleri takip edecek değiliz ya.Biraz o aşk kokan,biraz da iğneleyen sözlerine eşlik üzerine de dans ettik iyi oldu biraz hafiflemiş hissettim kendimi.Ara verildiği sırada bir kaç saniye süren bir tartışma çıktı neyse ki o da bastırıldı (ya kız mevzusu ya da devamlı öne arkaya geçen tiplerin rahatsız etmesi) Onun dışında gece vakti bir anda şimşek çakarcasına bir fikir geldi.İlk senaryo doğaçlamaydı tabi kamera amatördü ama ikinci çektiğimiz daha komplike ve hazırlıklıydı.Bir karakter hayal ettik.Yapı sektöründe yılların tecrübesi ve ilklere imza atan bir kişilik ortaya çıkardık :D Adı da Tursun Yaptıbitirdu.Çok sevdiğim arkadaşımı da yanıma aldım o tipledi ben kamera arkasından gözlemledim.Belki beğenirsiniz,hatta olumlu olumsuz eleştirileriniz veya fikirleriniz varsa onları da yazmanızı isterim ki biz de eksiklerimizi görelim efendim.İşte karşınızda Tursun Yaptıbitirdu;

Tursun Bey kendinden bahsediyor (linkler youtube'dur)

iphone kamerası ile çekildiğinden normal video çerçevesine uymuyor buraya entegreli yapmaya çalıştığımızda o yüzden direk linkini veriyorum sizlere tıkla bakalım

Tursun Bey Pazar Keyfine konuk oluyor ama ortalığı yardırıyor :D

6 Kasım 2010 Cumartesi

Kısa bir parça

 Yahu hakikatten bende bir kör mıknatıslık var ama kaçarı da yok yani.Hep böyle tüm acayipler beni mi bulur diye sorardım kendi kendime meğersem bayiliğini almışım da haberim yokmuş.Çoğunlukla kendi kendimle hesaplaşırım ve her hesaplaşma sonunda kendi iç sesime karşı şunu sorarım; Sence? Bence? Geçen hafta cuma namazında tıkış tıkış saf bulmaya çalışırken adamın biri de pentium çift çekirdekli bilgisayar kasası ile içeri girince bütün bünye darmadağın oldu.Hatta bir kaç kişi daha dağılmıştı da hoca zor toparladı.

 Bu cuma günü de bir arkadaşla Bakırköy'de buluşup kamera alacaktık.İşimizi hallettik ara sokaklardan birinde hesabımızın olduğu bankanın atm bölümünden halledecektik durumumuzu tabi önümüzde bir beş kişi vardı.Kendim,pek şeyimden aşşa kasımpaşa stadı olduğu için pek iplemem ama orada işlem yapan elemanın tedirginliğini,arkasına yarım bakış ve hay anasını... moduna girip ayaklarıyla hızlı tempo tutuşunu görünce biraz keyiflendim.Sanırım hafif manyaklık var bünyemde.

 Bazı iş çevrelerinin ve kimi insan psikolojilerinin çok tutarlı olmadığını halbuki mantık çerçevesinde bakıldığında bunun son derece akıllı bir şekilde işleyebildiğini gördüm.Mesela o banka atm'sinde beklerken yan tarafta yine aynı bankaya ait kredi kart standı vardı ve arkadaş oradaki bayanla önceden muhabbeti kurduğundan sonraki kredi kartı muhabbetine ben dahil olacaktım.Bu sefer konu benim kart çıkartıp,çıkartmama işine geldi ve ben kabul etmedim tabi hayalleri suya düşen çalışanımız hiç oralı olmuyordu durumu da anlattım kendisine çok ısrar etmeye başladı (reklam olmasın) donus gs kart çıkartmak istiyordu bende devamlı kullandığım iki kartımı saydım ve nedenlerini gayet iyice açıkladım ama buna karşın hala beş-altı yaş arası istediği olmayan mağdur bir çocuk moduna giriyor insanlar hemen surat ve sizle alakası olmayan bir birey.İpliyor muyum? Şeyimde bile değil.Keza aynısı iki sene önceki blues festivali için geçerliydi güzel bir bayan önce geldi yanımıza stand etrafından bizim bir şeyler almamız için ısrar ediyordu,şahsen kara kaşına kara gözü için almayacaktım ve gerçekten de o zaman hoş ürünler yoktu.Trip yine aynı trip.O psikolojiyi de anlıyorum fakat hitap etmiyorsa veya işime yaramıyorsa neden yelteneyim?Elbet benden başkaları da var bu Dünya'da :)

 Öğretmen olmak acaba nasıl bir şeydir diye sorardım kendime ilkokul evresinde.Başımızda cadı gibi bir öğretmen olunca,bir de o yaşta empati kurmak nedir?O kelime nedir?Bilmiyorduk işte kendi kendime acaba ben ilerde öyle olsam ne olurdu derken,başımıza geldi ama sporlu olarak.Ara ara deliriyorum özellikle ufak yaş grubunda bazen onları düşünüyorum ama öyle değil işte.Çocuk yetiştirmede ne gibi detaylar var? Sınır nedir? veya dikkat edilecek püf noktaları nedir? Gibisinden kitap yazabileceğimi farkettim.Gün geçtikçe daha yeni şeyler öğreniyorum ama şurası kesin ki her dediği hiç bir zaman yapılmayacak ve TV denilen o salak aletin başına bırakılıp kendi şeyimizin derdine düşmeyeceğiz.Emek isteyen bir iş,bir birey yetiştirmek.Belki ömrünüz geçiyor ama onun tadı sanırım bambaşka kim bilir şimdi benim olsa farklı düşünür müydüm acaba?

 Inception adlı filmi yeni edindim ve insan rüyasına nasıl saygı duruşu yapılacağı iyi bilinmiş.Özellikle de o her insanın bir "Sabit'i" olması fikri son derece muazzam.İzlemiş de hala anlamayan varsa ben de biraz katkıda bulunayım; Rüyalarınızda çoğu zaman yapmak istediğiniz şeyi zorlarsınız ama gerçekleşmez.Mesela kapı açıksa o esnada siz müdahale edip onu kapayamıyorsunuz.Ne bileyim bir olayı tersine alma gibi gerçi rüyanın derinliğine göre de değişiyor efenim.Bu salı günü edinmiştim hep eve yorgun gelmekten anca cuma günü bitirebildim filmi yuh diyorum kendi kendime :D iki buçuk saat ama film.Bir gün tekrar baştan uyumadan izleyeceğim.

 İçimde bir ümit kıpırdanması var sanki böyle bir şeyler yeşerecekmiş gibi ama neyle alakalı yine bilmiyorum.

 Bir arkadaşımla kısa film çeviri fikri üzerine farklı bir karakter ortaya çıkardık onunla ilgili de kısa kısa bölümler çekiyoruz,eğleniyoruz.En kötüsünden arkaya baktığımızda güzel bir anı olur :)

 Buna paralel yine çok sevdiğim bir şarkıya klip çekeceğim "The Apologist" diye.Hasta olan bir bireyin göya iyileştikten sonra etrafındakilerden devamlı özür dilemesini ele alıyormuş.Tabi ben etrafımda çok insan bulamadığım için bunu nasıl anlatacağımı uzun uzadıya düşündüm ve projemi hazırladım fırsat buldukça evde çalışmaları yapacağım bir de içimi darmadağın eden iki şarkıya da ilerleyen zamanlarda klip çekeceğim.İyi oluıyor aslında kafam da dağılıyor tabi önce yaptığım işleri kendime sindirmem gerek.

 Şu aralar sevgi kelimesi zerre kadar yakınımdan geçmiyor.Çocukça tavırlardan ve köpek çektirmeden bıktığımdan dolayı iki gönül bir olursa fikri gayet mantıklı geliyor.Mantık olursa da ilişki olacağına inanıyorum.Bir şeyler olur mu acep?

 En azından Avrupa'dan bildiğim kadarıyla da insanlar birbirlerine sokakta veya herhangi bir yerde dokunma çabası içinde değiller.Fransa'dan hatırlıyorum neredeyse abartmıyorum iki yüz metre karşıdan gelen bir yaya eğer aynı yoldaysak beni görüp hafif kenara çekiliyordu.Keza Amerika'da ki arkadaşım da bunu onaylıyor.Bizim bu [arada] ise herkes birbirine omuz atmaya çalışıyor.Metrekare başına düşen insan sayısı bile fazla bu şehirde (İstanbul)

 Çalıştığım ilk zamanlarda suratıma tokat gibi ama komik sözler sarfeden bir bayan vardı ki kullandığı kelimeler hep maddiyat ile alakalıydı ki hatta kendi hayalimi ona anlattığımda dalga geçmişti.Kendisi ile hiçbir şekilde muhabbetim yok ama hayallerimi adım adım gerçekleştirmenin o sıcacık mutluluğu sanırım beni o zararlılardan koruyor.Allah kıymet bilene düşürsün efendim.

 İş temposu,yok efendim işte erkek kalkmak veya ne bileyim,fazladan çalışmak gibi etmenler fazla yormuyorda,insanlarla uğraşmak fena halde beynimi yoruyor.Hele o naz niyazlar yok mu? Bitiriyor bünyeyi.Sanırım ondan gece kuşu olarak geziyorum.


 Bakalım hayat daha hangi sürprizleri karşıma çıkaracak?

3 Kasım 2010 Çarşamba

Efes Blues Festivali Bileti

 Eveet geçen hafta bazı ufak sorunlar olduğundan bu haftaya aldım sorumu.Bu sene 21.'si düzenlenen Efes Blues Festivali'nin geçen seneki sanatçılarından bir tanesini aşşağıdaki mail adresine konu başlığı "Efes Blues" adı altında bana gönderen ilk kişiye bileti kargo yoluyla yollayacağım.

Çok da zor olmasa gerek,geçin klavyenin başına ;)

limpxit@gmail.com

28 Ekim 2010 Perşembe

Olmuş,olacak,oluyor

 Yine kısa kısa gözüme çarpan köşecik haberlele sizleri selamlıyorum.
 Geçen hafta mail kutuma düşen bir Microsoft haberine göre Windows Live Spaces alanı (Blog alanı ve şimdilerde daha çok sosyalleşme platformu) artık yerini WordPress.com'a bırakıyor.Açıkçası iyi oldu da diyebilirim spaces sayfanız sadece msn kullanıcıları ile daha çok haşır neşirdi ve oraya da yazdıklarım özellikle de ilk zamanlarda ki aşırı politik nedenlerden dolayı kapanmıştı.Sinirlenmiştim :) yılmadım yine yazmaya devam ettim.Kafamda oluşan her yeni fikirle kendimi yeniden yoğuruyorum inşallah WordPress ile de iyi bir platform yakalayabiliriz.Bana kapanması için verilen tarih 16,Mart fotoğraflar gitse problem değil de o kadar deneme ve içimden gelen yazılar var bir yedeğini alsam iyi olacak unutmadan.


 Hiç kimse bir Mcfly'a tavuk diyemez!

 Bu sözler bir yerden tanıdık geldi mi?Gelmediyse biraz daha geriye gidelim,hatta araba ile gidelim.Zaman sıçrayışları yapmak insanın uçmaktan sonra bir diğer tutkusu olmuştur diyebilirim.Hatta hayatımızda yaptığımız hatalarda bile "Keşke zamanı tersine çevirebilsem" dediğimiz mutlaka olmuştur.Geleceğe dönüş filmi bizi o zamanlar tam kalbimizden vurmuştu tabi teknoloji de bu kadar parlak değildi ve ilk filmden sonra üçlemesi oldu.Dr. Emmett Brown ve Marty Mcfly'ın macerları ve başlarından geçenler bizi bizden aldı.Hele o "Power of Love" adlı şarkı da kült haline gelmiştir sanırım.Geleceğe Dönüş filmi 25. yaşına girdi.25 seneden sonra hala karakterleri capcanlı görmek beni ayrı sevindiriyor.Aslında dördüncü de olsa fena olmazdı diyorum kendi kendime en son zaman makinası bir tren olmuştu ve Doktor acaba ne yapıyordur diye merak konusu oldu.
 Bu sahne unutulmayacaklar arasında."Marty Johhny be good" parçasını çaldıktan sonra asıl görevi olan geçmişteki anne ve babasını tanıştırmaktı bu kareden sonra da işlerin iyi kötü gittiğini söyleyemeyiz.








Yanık Marty Mcfly 
marty mcfly - johnny b. goode from etsw on Vimeo.


 Haydi gel içelim

 Haydi gel içelim diyorduk da şu andan itibaren pek iştahlı olduğumu söyleyemeyeceğim.İçkiye ÖTV zammı geldi.Zıkkımın pekini iç de diyebilirsiniz o da kabulümüzdür.Kırk yılda bir yapıyoruz onu da hani çok keyifli olunca hani insanlar dertten içer,sıkıntıdan,boku püsüründen falan ama bize sanırım ters etki yapıyor.Bu [aralar] içki sofrasına konuk olduğum misafir arkadaşları ertesi hafta bir şekilde bir yerlerde görüyorum merhaba hatırladınız mı?Diyorum ama hatırlayan aşk olsun ölçü mü kaçıyor anlamıyorum :) Gelen zamların özetine; Alkollü içkilerdeki maktu ÖTV, alkollü ürünlerin sadece içerdiği alkol miktarına uygulanıyor. Örneğin 35'lik rakı, yüzde 45 alkol içeriyor. Maktu ÖTV de, bu alkol miktarı üzerinden hesaplanıyor.
Buna göre yeni düzenlemenin ardından 70'lik rakıda 12 lira 47 kuruş olan maktu ÖTV tutarı, 16 lira 22 kuruşa çıktı. Bu durumda 70'lik rakının vergi yükünde 3 lira 75 kuruş lira artış meydana geldi. Rakının ÖTV'sindeki artış, oransal olarak ise yüzde 30 oldu.

 Fatmagül'ün suçu kıçı başı oynamasıydı
Hangi TV kanalında bile oynuyor haberim yok.Bir kaç kişinin ağzından duyuyorum.Yokbir yerde kıstırıyorlarmış da falan filan kız gidiyormuş kötü ellere.Toplumu yozlaştıran gerzek bir dizi daha karşımızda.Bir de demezler mi ya yok aslında bu dizinin içinde başka mesajlarda var anasını satayım işte Kurtlar Vadisi'nde Türkiye'yi siyah filmle kaplı arabalara ve belinde silah taşıyan insanlara çevirdiniz.Bu diziyle de bakın bakalım diğer tecavüz olaylarında patlak oluyor mu olmuyor mu?Bir de şişme bebek olayına el atmış birileri Allah akıl ve en yağsızından fikir versin diyorum.

  Çalınacak ne kaldı? Cevap A şıkkı dötümdeki don
 KPSS Skandalı ve çok geçmeden ÖSS sınavı soruları için ortaya çıkan skandallar birbiri ardına gözler önüne serildi.Sanki hiç bir şey yokmuşçasına da vurdumduymaz davrandı yukarıdakiler.Kimilerinin sesi çıkmadı bile.Tam bu kargaşa yeniden yatışırken ortaya bir de ehliyet sınavı soruları çıktı.Yahu ne acayip iş bilemedim ben yahu.Ulan bende ehliyet kursuna yazıldığımda tamam bir yusufçuk bir 3,5'luk korkularına kapıldım ama toydum sonra baktım ki kitabı yutup biraz da pratik yapınca bunlar havada karada yapılabiliniyormuş ama kardeşim sen gel bunda da kopya çek yuh yani sen valla ehliyet alma ben sana Haşim İşçan Geçidinden bisiklet alayım 4 teker sağlam valla ;) çok zekiler bluetooth'lu silgiler falan bir opereyşınlara bürünmüşler efendim.Detaylar için;Detayım bana tıkla ;)

Siz Beğendiniz ;)

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı