20 Eylül 2011 Salı

Bir dakikada neler oluyor ohooo haberin var mı gurban?

 Sevgi kelebekleri bizden.Poğaça,açma,kısır,pasta,çörekler sizden çünkü ben çok yoruldum geçen haftadan biraz hizmet edin bana iki laflarız bir de altın günü al sana takım çalışması.

 Zaman ne kadar çabuk geçiyor diye günde belki de sene içerisinde çok kullanıyoruzdur bu lafı ama bir dakikaı ele aldığımızda ve bunu Dünya geneline yaydığımızda azımsanmayacak şeyler oluyor.Araştırma yapmışlar (zaten yapmasalar olmuyor bok var) 1 dakikada ( 60 saniye) içerisinde internette neler olduğunu tespit etmişler.Bazılarını sıralamak gerekirse;

60 ve üzeri yeni blog girdisi yapılıyor
70 ve üzeri domain kaydı yapılıyor
600 yeni video Youtube'a upload yapılıyor
13.000 application (uygulama) iphone telefonlara yükleniyor
168 Milyon elektronik posta yollanıyor

daha devam etmeyeyim bayıldım,resime tıklayınca büyüyor dilerseniz kendiniz zevkle okuyun :)

18 Eylül 2011 Pazar

Tren gelir,hoş gelir

 Sevgili okurlar nasılsınız yahu? Bu satırları bir pazar sabahı hatta öğlenine doğru yazıyorum siz bunları okurken ben çok uzaklarda olmuyorum kafam acayip davul oldu arka otoparkda deli gibi araba yıkıyorlar bir de üstüne üste yeni bi eleman taşındı evin duvarını her bokunu değiştiriyor valla ben kendimden geçtim ama siz geçmeyin gelin kaynaşalım hatta sıkı sıkı sarılalım (bkz. teletubbies)  Bu aralar yine kayış kopartan ve mala bağlatan haberler oldu kimisini ciddiye alıyoruz kimisine de "Ne diyo la bu?" Deyip çekirdek çıtlatıyoruz.

Ver bir cigara böreği de kendimize gelek!

 Adapazarı'nda ki abiler böreğin isminden rahatsız olmuşlar abisi,böyle kanepede yatarken herhalde arkadan biri dürttü ulan bir şey yapmalı şarkısını mırıldatırken rot balansı yamuk yapmış.Neymiş? Sigaraya özendiriyormuş,yahu bırakın vala bırakın size diyorum yani boş işleri bırakın.Ben ömrü hayatımda sigara böreğini sigara gibi kullanan bir-iki çocuk görmüşümdür o da bir benim ufaklığım diğeri de arkadaşımdı.Onun dışında misafirliklere gelen veletlerde araştırma yaptım,kadın günlerinde bulundum ama sıcaklığından ve lezeetinden dolayı ya tutamayan ya da hapur hupur camış gibi yiyen çocuklar gördüm bunu da bilginize sunarım.

Ara Notlar: Trabzon Inter'i kendi evinde yendi facebook'ta bir gecede Trabzonspor olanların sayısı 500 hani benim tespitim.belki daha fazladır.

 Abazan Mode "ON"

 Tecavüz olayları yine AVM sezon sonu indirim gibi birden patladı,düşünün bir de bu kadar gündeme vurmayanlar var.Neyse moral bozukluğu olan bir haber ve en son mahkemede verilen kararda "Tecavüzcüyle evlensin" kararı herkesi şoke etti.Sallamamazlığın da göstergesi olabilir diyorum.Zaten biliyoruz ki kıyamet devrinin çocuklarıyız hani en azından yüzümüzü güldüren haberlere açız.Gerçi magazin dünyası hep keyifli değil mi?




 Ortalıklarda bildiğimiz ve devamlı dönen muhabbet; "Ya abiler bu kızlar neden korkuyor,çekiniyor?" alın işte cevap anahtarı öyle optik formla da uğraşmaya gerek yok.
Daha detay isterim,mağdurum ben mağdur!

 Abi gözlüğü versene.Güneş'i görücem

 Avusturya'da 30 yıl Güneş görmeyen şempazegiller sonunda gün yüzü gördü biz de Kapalı Çarşı'dan aldığımız kınaları sandıktan çıkartıp yaktık.Şakası bir yana yani ciddi bir rakam hayvan devamlı teste tabi tutuluyor,kan veriyor,virüs enjekte ediliyor valla iyi sabretmişler.Gerçi ödemeyi her ne kadar çikita muzla yapsalar da ben dayanamazdım ziterim sizin muzunuzu toplar valizi eve gelirdim veya ormana işte.



Burası çok gereksiz bir bilgi ama not düşmek istedim,ipod touch'ınız varsa 1.-2. jenerasyon farketmez.Eğer şarj olmuyorsa yani durup dururken bir aptallık yapmayıp açılmıyorsa buzdolabına koyun 15 dakika bekletin veya deep freeze'e koyun.Ben son anda servise veriyordum arkadaşımın da başına gelmiş klimaya tutmuşlar çalışmış valla ne diyim abisi.Garip işler adamı arkadan şişler.

Bir not daha düşeyim: Artık her yerde sabliminal mesajlar görmekten bıktım.Yani çoğunluğu sex'den ibaret olsa da ulan verin para hepinizi götüreyim diye haykırasım var.Hadi herkes kendine iyi baksın

14 Eylül 2011 Çarşamba

Değişen Dünya'dan bizim için neler var?

 Yaz Ayını selametle göndermemize az kala Sonbahar için mesajlarını verdi (sağnak yağmurlar falan) bu kış daha sert geçeceğe de benziyor malumunuz küresel ısınma.
 Hep seviniyorum ve düşünüyorum bu yüzyılda doğduğuma ama bir de o kadar üzülüyorum belki teknolojik ve yaşayış bakımından türlü kolaylıklar var ama bir o kadar da insanlık namına bir şey kalmadı.Temuz ortasından beri acayip bir kaos ortamı hüküm sürmekte borsalara baktığımızda ise bizi yanıltmıyor.

  İlk önce Amerika'nın kredi notunun AAA'dan AA+'ya düşürülmesi piyasalarda baya bir hareketlilik yaşattırdı önce dolar düştü sonra altın birden fırladı ki 2012'ye kadar 2000 dolar düşünülüyor bir ons'u için o da 28 gram ediyor yanılmıyorsam ama bundan sonra Amerika kan kaybetmemek için yine kendi bildiğini okudu önce AA+ gerçek değerimiz değil dedi ne yaptı ne etti bu hafta başı kendilerini denetleyen şirkete hangi yöntem ile denetlendiğini ne gibi hesaplamalar yapıldığını sordu işin içinde katakulle mi var yoksa gerçekten mi düşürülmüştü bilinmez ama ABD'nin notu tekrardan AAA'ya çıktı.Altın "Yo yo" tabir edilen seyire devam etti düştü-çıktı.Ben de inişlere çıkışlara bakarken milletin bir saniyede nasıl zengin veya fakir olduğunu gösteren altın grafiğinin videosunu çektim.En azından hep sağda solda duyduğunuz adamlar dakikalar içinde zengin oluyor veya dibe vuruyor lafları biraz şekillenir;



Wall Street ile ilgili bir de arkadaşım Efe'nin çok güzel bir fotosu var Simgesel olarak önünde bir boğa heykeli vardır (Borsa'da Boğa-Ayı ilişkisi) millet tabi orda da boş durmamış hayvancağızı rahat bırakmamışlar :D Efe'nin de bu[ara]dan kulaklarını çınlatıyorum.


 Bundan sonra çok geçmeden Avrupa piyasaları dalgalandı,pazartesi günü İtalya ve Fransa borsaları açılmadı.Fed denetleme kurulu yaptığı basın açıklamasında Avrupa'da ki bazı bankaların denetime alınacağı söylendi.Komşu için de işler hiç iyi gitmedi hatta yerel televizyon kanalını kapatma kararı aldı (Bkz. Yunanistan)


 Şu sıralar gündem başlıklarında en üst sırada olan Nato'nun Ülkemiz sınırları içinde radar konumlandırabileceği konuşuluyor en son olarak Malatya belirlendi.

Bizim yorumumuz; İlk önce güzel bir senaryo,neden? Avrupa battı,bitti,işte isveç para değerini sabitledi.O oldu,kıldı,tüydü falan hikaye normale bakarsanız haberler dışında çoğu şey gayet rayında gidiyor.Biz baştan beri belki de dini inançlarından dolayı günah keçisi seçilen,hiçbir şeyi adam akıllı yapamayan hep başkalarından hazır bekleyen bir Ülke durumuna geldik.Ne oldu da şimdi bizi yerlere gözklere çıkarıyorlar? Ortadoğu'da zaten kıyamet kopacak onu biliyoruz da neden bizi İsraille savaştırmak istiyorlar? Çoğu web sitesine bakın Türkiye güçleniyor,büyüyor artık Dünya'ya sözünü geçirecek diye gazlıyorlar neden? 2023'de bütün yer altı kaynakları bizim himayemize giriyor olmasın? Hala altınımızı kendimiz çıkaramıyorken???

7 Ağustos 2011 Pazar

Hayatın renkleri geri gelse

 Plesantville 1998 yapımı olan film içinde komedi,drama,fantistik öğeler bulunduruyor biraz da imdb puanlarıyla takıntınız varsa hemen o merakınızı da gidereyim,şu anda güncel olarak 7,5/10 üzerinden.Yönetmen ise Gary Rose bu filmden başka da seabiscuit,big,dave filmlerini de çekmiş abimiz ve her ne hikmetse ki aradaki dostluktan kaynaklanıyor tabi Örümcek adamdan tanıdığımız Tobey Maguire'nin tam genç dönemini izliyoruz.

 Konuya gelelim,başta kardeş olan David ve Jennifer'ın akşam başlarına gelenlerle başlıyor.Jennifer o gün okulda tanıştığı çocuğu akşam evine MTV konserini izlemek için davet etmiştir.David ise 1950'lerin sitcom'u olan Plesantville adlı siyah-beyaz diziyi bıkmadan ve tüm repliklerini söyleyerek her akşam izlemektedir.Yanlız tek bir şey vardır.David Plesantville için yapılan yarışmayı akşam izlemek için evde kalmıştır ve ikisininde izleyeceği program aynı saattedir.Salona inerler ve haliyle kumanda tartışması başlar ve en sonunda David elinden kaçırdığı kumandayı en son duvarda parçalandığını görür.Şansın böylesi zil çalar ve kapıdaki televizyon tamircisidir.Kendisi de David gibi Plesantville hastasıdır ve biraz muhabbete başladıktan sonra amcanın gizemli olduğunu öğreniyoruz ve ak sakallı dede kıvamında bir iyilik yapmak ister onlara boyut atlatan bir kumanda verir ve evine ssk maaşını yemeye gider :) David ve Jennifer yine kızışmaya başlayacakken olanlar olur ve kendilerini Plesantville içinde bulurlar.

 Plesantville'e gelince,sadece dizi hayatından ibaret olan bir yer olduğu için ve eski bir dizi olduğundan her şeyin rengi siyah-beyaz ve normal hayattaki ihtiyaçlar ve doğa olayları burada yoktur; tuvalet,sex,evli çiftlerin tek yatakları,bütün kitapların boş sayfa olması,eğlence,üretkenlik,yangın çıkması,yağmur yağması gibi.Tabi David için pek problem teşkil etmiyor hayaline kavuşuyor ama Jennifer tam anlamıyla afallıyor o yüzden normal Dünya'daki gibi davranınca,Plesantville'deki değşimler hemen göze çarpıyor önce okulun basketbol takım kaptanıyla sex yaptıktan sonra bir gül kırmızı rengi alıyor ve ilk defa cinsellikle tanışan eleman da acayip duygular gelişiyor.



 Birazcık anladıysanız hayatta tabu olarak görülen şeyler Plesantville'de,hatta bunu dizi olarak anlatmış ki üstü kapalı olarak neyin ne olduğunu anlayalım diye.Bir toplumun nasıl değiştiği,geri kafalı olarak nitelendirilen çoğunluğun kendi özünü bulması,değişmeden önceki değerleri ve buna adapte olabilmeyi bizlere çok tatlı bir şekilde gösteriyor.Özel efektler konusuna gelince 1998 yapımı bir film için bence çok başarılı.Soundtrack'leri de bir o kadar başarılı eğer rüya gibi bir film içinde gerçekleri yaşayıp,tanık olmak istiyorsanız bence kaçırılmaması gerekenlerden.Bu zamana kadar nasıl izlememişim diye kendime kızmadan edemedim.

En sevdiğim sahne aşıklar tepesine giderken Bud'ın ormandan geçişinde yaprakların pespembe oluşu ulen valla o zamanda yaşamak isterdim ve aşık olmak isterdim açıkçası.

Sizleri "Here Comes The Sun" ile uğurlayalım efenimmmmm

4 Ağustos 2011 Perşembe

Gri Muhabbetler

  Dilin kemiği yok her yere esniyor,hani güzel dilimze söyleniyoruz ya arada sırada! Ya abi aslında öyle demek istememiştim diye fakat burda iki farklı eylem türü gerçekleşiyor.Birincisi aklımızdan istediğimiz gibi işleme almak (her insanın yaptığı) ikincisi ise, dötümüzden anlamak.Neyse bu işin biraz da makara kısmı.

 Asıl değinmek istediğim ise;

İş yerinde olsun,okulda,apartmanda yani insan ilişkilerinin olduğu her yerde "Bok atma" diye tabir ettiğimiz kötüleme,beğenmeme hatta az biraz arkasından konuşma olayına değiniyorum.Fazla uzun bir yazı değil sadece kimlerin ne yaptığını ve nasıl başlarına geldiğini söylemek istiyorum.Eskiler büyük konuşma derlermiş aslında haklılar.Gün olur devran döner :) işin can alıcı kısmı da devamlı etrafımda/etrafımızda dönen olumsuzluk bulutları yani insanlar neden hep kötü kötü kötü düşünüp,kötü yorumlayıp bu güzel havayı bunaltırlar anlamış değilim ve bok attığın kadar da boka batarsın diyorum ben.Neden mi?
 Büyük konuşmanın insanı tepetaklak ettiği gerçeği bir süre sonra kendini mükemmel insan kılığına sokuyor ve üstün insan hataları kabul etmeyip bu sefer diğerlerinin hatalarına takılıp dalga geçiyor ama gel gör ki bir bu kadarı da kendi başına geliyor.Tam açıklamaya gelirsek bok attığın kadar da boku yersin biraz kaba oldu ama yapacak bir şey yok! Çünkü o boku attıysan muhakkak bir şeyler yemişsindir.Kimse durup dururken kounşmaz he boş konuşanı da var,dolu konuşanı da var asıl mesele o doğru konuşmanın direk etki etmesi.

 Güzel sözlere hasretiz.Yıkıcı değil,yapıcı eleştirileri de beklemekteyiz.

 En önemlisi de birazcık olsun güven vermeliyiz

Bir o kadar aktığı gibi,bir o kadar da geleni var

Siz Beğendiniz ;)

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı