12 Mart 2022 Cumartesi

Dünya'nın içinde, kaçıncı yeni düzen?

   Defterde tutulan günlüklerimizin yerini bloglar almıştı. İnsan kendisini internet'in uçsuz bucaksız arazisinde tanıtmak veya kendi fikirlerinin önemli olduğunu göstermeye çalışıyordu. Bizler daha renkli ekranlı ve nispeten de adam akıllı kamerası olan telefonların çıktığına, oyun konsollarının da gittikçe gerçekçi grafiklere sahip olmasına sevinirken, 2000 yılından sonrakı "Hızlanma" veya "Hızlı tüketim, yaşam" Çağına girmiştik. 

 Seneler ilerledi, yaş aldık. Hayatı ve insanları anlamaya çalıştık. Bir şeyler oldu... Ta ki bu insanların fabrika ayarları değişene kadar. Eski blogları yazdığım zamanları hatırlıyorum da bu kadar umrunda olmayan, kendinden başkasını düşünmeyen ya da işte bencil değildi insan. Hele pandemi daha da mahvetti. Kara bulut gibi bazılarının kanına giren bu defekt özellikleri insanların suratlarından haylice okuyabiliyorum. Davranışlarına bakmaya bile gerek yok. Tabi ikinci satırdayız, bu ne yazısı ya? Diyenleriniz olabilir. Nispeten 2000 sonrasındaki insanın artık kendini tüketmesi ve bir yerlerde hem anlam hem de kendini araması.


 Öncesinden sonrasına neler değişti? veya biraz daha tahlil, gözlem odaklı bir yazı serisine başlıyorum. İlk açılış olarak böyle giriş yapayım dedim. Umarım güzel olmuştur. Umarım hala bir şeyler okuyan veya duyguları dile getirenler vardır.

16 Temmuz 2019 Salı

Snarky Puppy İstanbul


 Garanti caz festivali ve İKSV katkılarıyla bu seneki Caz festivali'nde meraklandıran grup Snarky Puppy'di. Hoş, iki sene önce Ground Up albümü ile tanıdım. Keşke gelseler diye diye iki sene sonra gelmişti.

 Konser Maslak civarında oturmayanlar için baya sapa bir yer olan UNIQ HALL veya UNIQ Volkswagen Arena'da gerçekleşti. Belki yazıyı okuyan arkadaşlar denk gelirse şöyle söyleyeyim, itü ayazağa metro istasyonuna gelmeden önce yol ayrımı var sağ aşağıya doğru giden zaten AYAZAĞA diye tabelada yazıyor. Oradan girip, yokuş aşağı inerken solunuzda kalıyor. Yer muazzam, market, sergi, üçüncü nesil kahveciler, içkili mekanlar vs.

 Açık hava sahnesi idare eder cinsten çok büyük etkinlikleri kaldıramaz diye düşünüyorum. Aşağıda fotoya aldanmayın. Oturma yerleri iki kademe ve arkada demir barikat olarak bu etkinlikte bölünmüştü.

Uniq Açık hava sahnesi

Grubun Shofukan adlı sanırım türlü türlü esntrümanlara uyarlanabilen bir parçası var. Bizim için de tef ve perküsyon'a uyarlanmıştı. Hoşuma gitti açıkçası. Kafama takılanlardan bir tanesi Ground Up albümünde Minjor adlı parçayı Bis'e saklamışlar. Diğer ikinci takılma değil de bis sonrası arkadaki herkes öne çağrıldı. Bazı hayvan arkadaşlar konseri sadece kendileri izliyor sandılar ki öndeki sandalye üzerine çıkıp, bizim bir bok görmemize vesile oldular. Çok teşekkürler kendilerine ve ayrıca arkamda içip içip devamlı "Ben Doğuş grupta çalışıyorum ve Özyeğin Üni'den mezunum" Diyen kızımıza da ayrı teşekkürlerimi sunuyorum.

 Bu sene ortasında bir de Babylon Bomonti'de konsere gitmistim insanların izleme ve davranışları baya değişmiş. Önünüzdeki kişi ile aranızdaki bir adımlık mesafeye kız-erkek farketmeksizin hiçbir şey söylemeden dalan bir güruh ortaya çıktı bilginiz olsun efendim. 




#snarkpuppy #cazfestivali #cazfestivaliistanbul #snarkypuppyistanbul


Sıkıldın mı 2019 ?

 2017'den beri yazmıyormuşum. Tabi sosyalleşmenin ve alışkanlıkların değişmesi ile insan başka yerlere kanalize olabiliyor.

 Şu 16 Temmuz 2019'da birikmişlik olarak farkettim ki yazmayınca bir şeyler oluyor. Sıkıldım :)

Vazgeçilmişlikler, terkedilmişlikler, yenilikler, maziler... İnsanın ömrünü aptalca tüketen zaman durumları.

 Etkinlik kısmından bir yazı karalayacağım. Hatta enerjim olursa bir tane de albüm tanıtımı yaparım. Bu arada arkadaşlar iletişime geçmek isteyenler yorumlara yazabilir.


5 Aralık 2017 Salı

Aklımızdaki müziklere çektiğimiz klipler

 Sıkı bir R.E.M. fanıyım. R.E.M. grubunun solisti Michael Stipe "Her şarkıya klip çekmiyoruz. Dinleyenlerimizin kendi kliplerini düşlemesi, benim hoşuma gidiyor" Tarzında bir açıklaması vardı. R.E.M.'de böyle bir felsefe vardı. "Ya aslında adamlar şuna şöyle klipler çekse, ne güzel olur" Dediğiniz zamanlar olmuştur.

 Bundan yedi - sekiz sene önce SD Sony kamera ile yollara düşmüştüm. Çoğunlukla spontane çekerek bu işe girdim. İlk klip için Airportman parçasını seçmiştim. Şimdi baktığınızda piksel geliyor fakat şarkı ile uyum içerisine girince güzel oluyor. Devamında birkaç parçaya daha böyle eşlik ettim.

 Tabi sizinle bu yazıyı paylaşmamın sebebi de yaptığım birkaç işi paylaşmak istemem :)

R.E.M. ile ilgili çektiklerim,

Airportman

New Orleans Instrumental 1

Saturn Return

Blue

Kanal içerisinde birkaç tane de kendi çapımızda denemelerimiz olmuştu :) sonradak bu kafayı YouTube'da başka bir platformda hayata geçirdim. Umarım hoşunuza gider. Unutmadan R.E.M. Turkiye Facebook sayfamıza da bekleriz.

R.E.M. Turkiye Facebook - https://www.facebook.com/groups/7914581114/

Diğer YouTube çalışmaları - https://www.youtube.com/user/kapont/videos

24 Ekim 2017 Salı

Marcus Miller (21 Ekim 2017) Zorlu PSM Performansı

  Ülkedeki şu malum "Ay gece gece dışarıda başımıza bir şey gelmese bari" Sendromları biraz atlatıldıktan sonra (Bombalama olayları yani) uzun süre sonunda bir etkinliğin kapısını aralamanın vaktinin geldiğini düşündük. İKSV konserlerinden ve üstad sınıfından biri olan, vazgeçemediğimiz Marcus Miller konserine gittik. Biletleri 21 Ekim'den iki hafta önce almıştık ki indirimli zamanıymış.

 Zorlu PSM'e gelince değerlendirme açısından ele alalım. Daha önceden. taaa üç sene önce olabilir belki dört. İstanbul Light Festival'de gitmiştim. Kapalı alan olarak sadece PSM içerisinde bir performans vardı. Konser akustiği olarak iyi tasarlanmış. Sesler çok iyi geliyor kulağa ve sağ balkondan izleyen biri olarak çok büyük keyif aldım. Aklıma bileti aldığımda eski filmlerdeki dürbünle operayı izleyen teyzeler gelmişti ama hiç de öyle değildi.
ZORLU PSM SAHNE

 Tabi bir ufak sıkıntımız olmadı değil :) bu sıkıntımız ise yerinde durmayan ve sanırım ilk defa konsere gelen kızımızla ilgiliydi. Susmak nedir bilmiyor ve hani çok büyük değişiklik oluyormuşçasına öne doğru devamlı eğilerek performansı deyim yerindeyse piç etmeye zorluyordu.

Marcus Miller Konserini piç etmeye çalışan kızımız

Tabi ben olayı sonradan çaktım meğer gizli mesaj verilmek istenmiş. İllimunatiyi görünce "Heh tamam ya, bu kadar neden gözümüze sokuluyor?" Sorusunun cevabını almış oldum. 

Marcus Miller 2013 senesinde UNESCO tarafından barış elçisi seçildi. Son albüm olarak da Afrodeezia albümü çerçevesinde konserlere çıkıyor. Parçalar öncekilerine göre leziz ve biraz daha farklı geldi. Klasiklerden Miles Davis - Tutu ve kendi best of parçalarından biri olan Blast'i çaldı. A unutmadan Papa was a rolling stone efsanesini de es geçmemek lazım. Bu parçayı bir sürü kişi coverladı. Marcus da ayrı bir hava kattı. Yanılmıyorsam şarkı 10 dakika sürmüştür. Tabi konuk sanatçı olarak Burhan Öçal da performans sergiledi. B'S RIVER Parçasını da özellikle tavsiye ederim. Eğer halledebilirsem yakın zamanda kendim çektiğim kısa bölümleri de youtube'a ekleyeceğim.

 Afrodeezia performansını ve parçalarını merak edenler varsa bir konser performansı paylaşıyorum. Herkese iyi eğlenceler, esen kalın ;) Bu arada... Geri döndüm :D

#marcus #marcusmiller #marcusmillerafrodeezia #zorlupsm #konser #etkinlik

20 Ağustos 2017 Pazar

Ben neler yapıyorum?

 Bu blogger'a başlarken biraz kafamı rahatlatmak için açmıştım. Sonuçta kişisel bir sayfa ve evinizin en güzel odasında sınırsızca istediğinizi yapabilirmişcesine bir rahatlık vardı. Var mıydı? Biraz yoktu. :) Sonuçta yazıları yazarken bir şekilde ikinci bir kişinin okuyabildiği mecralar veya ortamlarda saygı ve sevgi ön planda olmalı. Bugün dejenere olan jenerasyonların olmasının temel sebeplerinden en büyükleri bunlara dikkat edilmemesi.

 Gelelim bana. İstanbul'da yaşamını sürdüren ama kafa Türkiye'de olmayan, yurtdışına adapte olmuş biriyim. Devamlı saygı, sevgi, hoşgörü ile davranıp da karşılığını alamayan biri olarak kendimi fazlasıyla kapadım insanlara. He kedi babası oldu demeyin, hayvanların da kendi hayatları olduğundan onları sokakta canım isterse seviyorum vs vs. Blog'a baktığımda geçmişte gerçekten okunabilirliği fazlaca olan ve takip edenlerin kişilerden cevap, yorum alamadığımdan dolayı ve kafamda farklı projeler döndüğünden biraz ara verdim :D biraz da değil aslında. Baya bir sene ara verdim. İçimde yeniden yeniden yazmak geliyordu ama onları farklı işlere adamıştım.

 Youtube projesi ve web sitesi için bir proje yaptım 5. senesinde olan bu iş bir bisiklet kanalı ama insanların özellikle Türk insanlarının veya çocukların da desek yanlış olmaz, bu işten anladıkları sadece saçmalık yapmak. Yani 5. senemizde 5.000 aboneyi bile bulamamışken, gerçi bir o kadar da teşekkür ve destek yorumları alıyoruz. İnsanların saçma işler yaparak, hileli yollardan ziyaretçi kazanarak  (gü ya) ya da sıfırdan işe başlar yapıp gibi ama arkasında belli bir firma ile youtube'a gelip, arada bana da sataşarak yapılan işleri gördükten sonra baya soğudum. Hatta sağlam iki tane YOUTUBER ile konuştum ve bu yüzden bu kadar salağın arasında iş yapmanın mantıksız olduğunu, boşa kürek çekmek olduğunu dile getirdiler. Yani bizim millete faydalı işler verince yaptığınız veya planlarınız aksıyor, geri tepebiliyor. Millet eskisine göre neden daha fazla SALAK ? Diye soruyorsanız, cevabını verdim :D

Youtube projem biraz ağır ilerleyecek veya kafama eserse de diyebiliriz çünkü bu tür işlerin Türkiye'de ederi yok bazı kimseler var diyecektir ama ismini duyduğunuz birkaç firma yetkilisi ile konuşurken ve sonrasında aşırı egolu cevaplar ve tavırlarla karşılaştık. Hani bu işi platform ve konsept olarak ilk biz yaptık ama adamlar "Hıııı nası olur da siz yaparsınız?" Gibisinden bir izlenim aldık. Bizim insanımızda takdir ve teşekkür çok az (Buraları geçtik 2020). Ben sivil hayatımdaki iş yaşantısından bunu fazlasıyla biliyorum. O yüzden farklı projeler ve uğraştığım şeyleri harmanlayarak farklı bir boyuta taşıyacağım. Tabii buralara da geri döndük diyebiliriz :)

Eskisi gibi her gün veya her hafta yazı yazamayabilirim. Gerçek ve kafamda oluşturduğum mizahi-hayali hikayeleri toplamam lazım. O yüzden zamanla yine hamuru kıvamına getireceğim.


23 Mayıs 2015 Cumartesi

Geri mi döndüm nedir ?

 Geri geldim sanırım :) inanamıyorum hala ama bak yazıyorum akıyor klavyeden :)

efendim periscope kullanıyorum millete giydiriyorum falan filan :D burada da periscope da Türk insanımızın mallıklarını pardon nasıl kullanamadığını anlatacağım.


 Güzel bir dönüş oldu sanırım :D

eğer takip etmek isterseniz arada çokça saçmaladığım periscope ve twitter adresimi paylaşayım sizlerle,

 @VentouxM    Hepsini küçük yazsanız da çıkar sanırım :)  arada ciddi olma ihtimalim var ama sınırsız saçmala daha çok.

 Kendinize iyi bakın ;)

#periscope #twitter #comeback #geridöndüm

29 Haziran 2014 Pazar

Naasılsınııııııııııııııııııııııııııııız ?

 Yahu ne zamandır yazmıyordum, baktım unutacak gibiyim :D bir bakalım neler olmuş ? Etrafımdaki diğer blog yazarları neler yapıyor diye girdim. Hala güncelliklerini koruyor :)

Yeni projeyi hayata geçirdim gibi, keyifler iyi diyelim iyi olsun gibi. Yine makarasına yazmaya başlarız :) kim bilir ?

 Kendinize iyi bakın ;)

24 Ağustos 2013 Cumartesi

Türkiye'nin Jeopolotik Önemi

 Eyy dostlar :) dayanamadım geldim yine. Bir şeyler yazalım çizelim dedik. O da etraftaki rahatsızlığın hiç dinmemesinden dolayı oldu. Gezi Parkı öncesi ve sonrası dikkat edersiniz etraf bir şekilde sakinleşemiyordu. Mısır'ı desen ayrı, Suriye'si desen ayrı. Biliyorsunuz Batı'nın Büyük Ortadoğu Projesi var ama bunu ehemen istediği gibi gerçekleştiremeyeceği için kullanacakları yöntemler çok farklı şekilde olacaktı. Gerçek örnekleri verelim,

 Yabancı şirketlerin Ülke içinde sayısının artması.
 Buna bağlı medya kuruluşlarının da artması
 Yabancı şirketlerin yerli hammaddeyi çıkartması ve işlemesi
 Kendi para değerlerini arttırıp, sizin tekelinizi kırmak
 Darbe eski bir yöntem gelişmiş devletler için, şimdi demokrasi adı altında milleti kışkırtmak


Şirketler adlı bir belgesel izlemiştim. Şu anda kolayca bulabilirsiniz hatta bunun hakkında da bir şeyler yazacaktım ama olaylar o kadar birbiri ile karmaşık bir bağlantı ile bağlı ki açıkçası buna fazla zaman ayıramadım ve her gerçeği öğrendiğinizde yüzünüzün biraz daha düşmesi... İşte bu yüzden yazmaya da ara vermiştim :) Şimdi şirketler konusu şöyle, bizim pazarımıza giren yabancı elemanlar ,şirketler yani yüüzdesel olarak nüfuzları kaç bilmiyorum ama en olmadık şekilde derinlere işlemeye çalışıyorlar. İlk zamanlar Türk ortakla pazara giren şirketler zamanla Ülke içindeki değişimi anlamaya çalışıyorlar.

 Her şeyi bir kenara bırakalım. Jeopolotik önem ta yıllar önce oluşan bir kavram.

 Olay günümüzde YERALTI KAYNAKLARI SAVAŞIDIR.

İlkokulda okuyan çocuklarınıza hala tarih derslerini sudan sebep bahanelerle çıkan savaşlardan sonra böyle oldu diye okutuluyorsa alın onları bir köşeye gerçekleri anlatın lütfen. 106 yıl önce II. Abdülhamit petrol haritası hazırlattığı zaman diğer Ülkeler hemen gözünü bu tarafa çevirdi. Dikkat ederseniz tarih sahnesinde de Osmanlı İmparatorluğu çöküş zamanlarında diğer devletler hep bir isyan peşinde ve halk ayrımcılık istiyordu. Tarihin gerçekleri çoğunlukla saklanıyor. II.Abdülhamit petrol haritasını çıkarttıktan sonra arka planda gizli anlaşmalar oluştu bunun sonucunda ne hikmetse sanki kağıda çizilmiş gibi devletler hemen arazileri paylaştılar.


Petrol o kadar farklı bir kaynak ki olmazsa olmaz bir durumda ve şu anda yeraltı yüzdeleri düştüğü için daha kıymetli ve batı artık doymayan bir yaratık haline geldi. Daha fazla ve daha fazla. Gözleri hiçbir şeyi görmüyor bu yüzden varil fiyatlarını neredeyse sıfır maliyetle kendileri çıkartmak istiyorlar.

 Paranın kontrolsüzce kullanılması ve insani değerlerin günümüzde yitirilip yerine açgözlülüğün gelmesi işte ahlakı kaldıran öldüren nedenlerden biri. Bu yüzden bulunduğumuz konum çok tehlikeli yeraltı madenlerimizin çoğu çıkartılmamış ve bu şimdilerde savaş sebebi. Bor-Uranyum vs. madenler şimdi ve gelecekte çok ama çok önemli birer element. Petrol'ün bitimine yakın bunlar enerji elde etmek için kullanılacaklar.

 Keza su savaşları şimdilerde gizli gizli ilerliyor. Toprakları parçalayıp, önemli su yatağı geçişlerini elde edip onlardan elektrik üretecekler. Neden mi ? Geleceğin teknolojisi Elektrikli Otomobiller :)
Sonra firmalar arasında elektrik istasyonları savaşları başlayacak, pardon başlamayacak onlar zaten bunların da kararını verdiler bile.


 Televizyon izlememeye çalışıyorum. İzlersem de geceleri iki-üç kanal doyurucu programlar yapıyor onları izliyorum. Bunun dışında izlemek isterseniz iki tane belgesel tavsiye edebilirim size. Günümüzde artık devlet politikalarına yön veren yeni yöntem: Şirketlerin büyümesi ve verilen kararları anlatan "Şirketler" belgeseli ve diğeri de "Elektrikli arabayı kim öldürdü?"





7 Ağustos 2013 Çarşamba

Biraz Mola

 Sevgili canlar, cananlar ve dostlar. Blog üzerinde takipçi olanların dışında kaç kişi okuyor veya izliyor bunu bilmiyorum ama burayı ilk yayın hayatına geçirip, şekillendirme işi gerçekten çok keyifliydi. Hayatta yaptığım en büyük hata ise kendimi hep gerçeklerle yüzleştirmem oldu. Toz pembe gözlükleri takamadım, kullanamadım. Kandıramadım, kandırmadım.

 Meğer bazı şeyleri doğru yapmamak gerekiyormuş. Bünyem yoruldu açıkçası. Yazmak çok keyifli bunu inkar etmiyorum :) bünye olarak rahat duramayan bir kişiliğe sahibim, çok farklı işlere dalıyorum ve bu tek kişilik bünyenin kaldıracağı şeyler değilmiş.

 En son gezi olaylarının patlak vermesi de tadımı tuzumu çok kaçırdı.

 İşi balon gibi şişirip, kendine pastada pay almak isteyenler

 Hala ilkokul tarih kitaplarıyle tazecik beyinleri yalanlarla yıkayanlar, hatta komiktir ki ilkokul-ortaokul-lise kademelerinde tarih dersleri hep aynı gidiyor. Birileri demiyor mu bu beyinlere "Savaşlar Ülken'in jeopolitik öneminden dolayı çıktı"

 Milleti yalan dolan haberlerle, photoshoplarla gaza getirenler

 Araştırma ve okuma merakı olmayan toplumun, körü körüne her şeye balıklama atlayıp inanması

 Yeni nesilin (genelleme yapmıyorum) sadece sanal ortamlarda ahkam kesip deli gibi kız peşinde koşup kendi asosyalliklerini kusması buna paralel içinden çıkılamaz durumlardan kendini kurtaramaması

 ve daha fazlası. Herkes kendi küpünün peşinde.

 Ben uzun bir mola veriyorum bu[ara]ya :) sessizlik seven biriyim ve başka projeleri hayata geçirmeye başladım. He arada olur ya, yine dükkanım bu[ara]da :)  döktürürüz bir şeyler. Kalın sağlıcakla. Bir şey olursa aklınıza gelen. Çekinmeyin, yazın, paylaşın.

 Hoşçakalın

13 Temmuz 2013 Cumartesi

Dünya'da ikilem

 Blog severlerim, canlarım, kanlarım hatta hanimiş annesinin bir tanesi. Gezi Parkı olaylarından sonra ikinci bir yazıyı daha hazırlıyordum ama olayların bambaşka taraflara çekildiği, sadece faşist yapı ile ilgili direnmenin daha sonrasında Ülke içindeki azınlıklarla kapıştırılmasına kadar gittiği için bu konuyu uzatmak istemedik. Kaçtık mı ? Hayır hayır, sadece olanların ne zaman net bir şekilde anlaşılacak bir biçimde bireyler topluluğu çıkacak ? Onu bekliyorum.

 Şunu açık ve net gördüm ki, bunu sakın kötülemek adına anlamayın. 90 jenerasyonundan sonraki hepsi değil tabi ona buna, havadaki martının bokuna bile gaza gelen bireylerin de sosyal medyada neler yaptığını gördüm-dük. Yani "Hadi eylem var" ya da "Haydi gidiyoruz, biraz daha olaylara bakalım" kalabalığı beni ve bizi üzdü. Sadece, ilerde ona buna anlatmak için profil fotoğrafı çektirenler vesaire vesaire. Daha fazlası zaten bizi yoruyor ve işi daha da anlamsızlaştırıyor.

 İçimin acıdığı noktalara gelirsek;

* Tüketim toplumu olduğumuz gerçekten tescillendi. Tamam marka giymek belki önemli ama her yerde Avm olması ve "Tüket" dayatması hiç hoş değil. Maalesef bu kabullenildi. Shopping Fest'lerde milletin başı dönüyor.

* Üretim azaldı. Geçen hafta Cnn Türk'de Para dedektifi programında çiftçi ve tarım ağırlıklı bir program vardı. Savaş sonrası Ülkem için başlıklar "Türkiye bir tarım ülkesidir" başlığı ne oldu da değişti ? Samanın balyasının 20-25 Tl'lere çıkması ve ithal edilmesi göz yaşartıcıdır. Kırmızı etin dışarıdan alınması ve neyle beslendiğini bile bilmeden alınması göz yaşartıcıdır.

 ve en önemlisi de Ülkem Çiftçisinin şartlarının kolayştırılmaması içler acısıdır. Şimdiki ve en son hatta en kritik savaş su savaşıdır. Suyunu bile dışarıdan alacak duruma geleceğiz.

Bunların yanında özkaynaklarımızı kullanamıyoruz. En son İzmir'e yanlış hatırlamıyorsam nikel çıkartılması için koca tanker sülfirik asit götürüldü ve içme suyuna karışırsa, koca İzmir'in halini düşünün. Bunun yanında kaynaklarımızı kendimiz kullanamayıp verilen ihalelerin de yabancılara yaptırılması da ilginç :)

 Tablo korkunç, dilerdim ki sadece sahil kenarında esen rüzgarı ya da piknik en güzel nerede yapılır gibi şeylerden bahsedeyim ama gerçekler de bir o kadar beni kopma derecesinde yırtıyor.

 Akşam akşam kafamıza gelen bir başlık ve daha sonra yanan fikir ampulü ile Dünya üzerinde hep ikili oyunlar işliyor diye bir iddia geldi ve en önemli üç ikiliyi hazırladık belki bakmak istersiniz ya da fikriniz olabilir bunun için.




















 Mor ve Ötesi'nin Yardım Et adlı parçasındaki gibi "Dünya yalan söylüyor"

Hoşçakalın ve sevgiyle kalın

11 Haziran 2013 Salı

Yeniden "Merhaba" Apple

 Apple şu son 8-10 sene içerisinde en güzel en ivmeli senelerini yaşıyor desek yanlış bir cümle kurmuş sayılmayız. Tasarımdan tutun da kullandığınız işletim sistemlerinin pratikliği ve o canlılık sizi bir şekilde kendine çekiyor.

 Forumlarda, sözlüklerde işi olan - olmayan bir şekilde bu camiaya adım atmak istiyor. Mac konularına değinmek istemiyorum orası başka bir kulvar. Bu akşam saat 20:00'da Worldwide developer conference'da Apple muhteşem özelliklerini bizlere bir kez daha gösterdi.



 Günün yorgunluğundan dolayı biraz kestireyim demiştim bir kalktım ve saate baktığımda 20:35î gösteriyordu, apar topar kalktım ve internetten izlemeye koyuldum. Başında neler kaçırdım bilmiyorum ama yetiştiğim bölümlerde MacBook  Air özellikleri bahsediliyordu.




Apple yapılabilecek en iyi noktaları belirlemiş ve başkalarının o noktalar üzerine atış yapmasını gerçekten zorlamış hatta imkansız diyebiliriz :)


MacBook Air pil ömürlerine gelelim;

Görüldüğü üzere 11 inç MacBook Air 5 saatten 9 saate dayanan çalışma performansına erişmiş.


13 inç ise 7 saatten, 12 saate çıkmış. Bu muazzamlığın ötesinde bir iş :)




Bunun dışında başka göze çarpan belirgin değişen özellikler;


* Thunderbolt 2'nin gelmesi ve saniyede 20 Gb veri aktarımını mümkün kılıp, eski teknolojiyi de desteklemesi yani ilk Thunderbolt'u. Bununla beraber USB 3 olması.

* "802.11 ac" denilen yeni wi-fi standartı gelmesi. Bu özellik "n" standartına göre üç kat daha hızlı ve tahmin edildiği üzere daha geniş kapsama alanı demek.


 Sonraki sahne Mac Pro içindi yani Masaüstü Macintosh Pro ve fotoğrafı gördüğünüzde sakın şaşırmayın. Evet bu gerçekten bir masaüstü pro seviyesinde bir Mac kasası :)


Son olarak sizlere IOS 7'den bahsedelim.

İlk görselleri gördüğünüzde sakın garpisemeyin önce bir bakalım neler yeni ve neler yapılıyor ?

* Simgeler çizgi film tadında olmuş, eski ikonlara aşık olanlar yenilerini garipseyebilir hatta sevmeyebilir.

* Multitask yani arka plana atılmış çoklu görevler daha düzenli hale gelmiş. Bana sanki windows phone'dan esinlenilmiş gibi geldi ama Apple en verimli neyse onu tasarlar ve kullanır.

* Control Center'ın daha kullanışlı ve sade olması.


 * Hava durumu ise çok şık olmuş, o an hava durumu nasılsa arka planda yağmur, kar yağması veya gök gürültülü ise şimşek çakması görebiliyor animasyonlu olarak.

* Mesajlar kısmı bana renk ve döşeme olarak yine windows phone'u aklıma getirtti. Bir şey diyemiyorum açıkçası.

* Airdrop özelliği sadece son çıkan cihazlarla çalışacak. Bu diğer akıllı telefonları kıç kıça ( evet bu tarz bir ifade edildi toplantıda :D ) dokundurtmayacak bir teknoloji. Her ios veya mac tabanlı üründen fotoğraf ve diğer bilgileri anında paylaşabileceksiniz.


Son olarak i Works ile ilgili bir şeyler tanıtıldı ve üç tarayıcı (explorer, safari ve chrome) için özelleşirilebilir yenilikler gelmiş. Ben Life paketinden bir şeyler bekliyordum açıkçası belki o da diğer altı ayın sonunda gelebilir.  İnternette yaptığım araştırmalar sonucunda IOS ilk sırada altnda Android ve WP var. Konuşmanın sonlarına doğru ise şu açık bir şekilde söylendi "Android için yazdığınız App'lerin kime gittiği belli değil, bu yüzden IOS'a yazmanız için daha çok neden var" açıklaması yapıldı. Olaylar bunlar herkese iyi güncellemeler, dokunmatikler :)











2 Haziran 2013 Pazar

# Diren Gezi Parkı

 En son bahsettiğimiz olaylar neticesinde yazdığımız blog üzerinden kısa bir zaman sonra Başbakan'ın ve Belediye Başkanı'ndan açıklama geldi.

Burada bahsedilen Gezi Parkı İle yazılmış yazılar kesinlikle taraflı bir gözden sizlere sunulmayacak bunu da aklınızın bir köşesine veya elinize yazın.

 Şimdi bizim kafamıza takılan bazı detaylar var aslında detay da değil :) açıklamalar var buyrun cevab verebilecek olan birileri varsa versin.

(Alıntı haber)

Tamam merak etmeyelim de şimdi sorun şu. Siz bu olayların büyüyeceğin biliyordunuz ve halkın pes etmeyeceğini de biliyordunuz. Aksini düşündüyseniz büyük cahillik. Eğer siz bu ağaçların yüz katını dikecekseniz neden önce yapmadınız ? Yapsaydınız ve bunu bakın işte bunun yerine burayı yaptık deseydiniz belki de halkın tepkisini çekmeyecektiniz veya sadece bir gün bu direnişler sürecekti. Cevap bekliyoruz 1


Şimdi size iki tane haber başlığı göreceksiniz ve bunların altını çizdiğim yere dikkar edin. Kafa karışıklığı yok sadece iyi okuyun ;)

İlk haber'de "Yapılacak" yer alıyor.





İkinci haberde ise,







Dilek şart kipi kullnılmış. -se , -sa  dilek şart kipi'ne kafası basmayanlar ise tıklasın

Yani kafa karışıklığı çok bu[ara]da. Fakat şöyle de bir şey var insan güvenemiyor. Günümüze baktığınızda kapitalist sistemin etkisinde her yer. Belki Küba hariç :) (Helal olsun Küba'ya) Bugüne kadar lafın gelişi olarak söylüyorum iki adım yanıa AVM onun yanına yine AVM yapıldı. Bunun en büyük örneği ise İstanbul Bakırköy'de Carousel AVM'nin yanına dikilen Capacity AVM.


Hani hastane olur eyvallah bak bunu da kabul ediyorum. Karşısına tamam sadece burada böyle :D belki aradığın ilaç yoktur yandakinde vardır tamam çünkü bu sağlık şakaya gelmez. E abi iki tane çok afedersiniz ya da mahvedersiniz sevgili blogcular iki tane yanyana AVM dikmenin mantığını bana açıklayın. Açıklayın nur tanesi gözelerinizden öpeyim hemen.

Pisa kulesinin yamukluğuna gülen ergen gülüşü atacağınıza bu iki mantıksızlık arasında dötünüzle özen göstererek gülebilirsiniz.

Hani bahane şu mudur ? Yeaaahu geçen kırmızı kazak arıyordum bulamadım hemen karşıya geçtim yandaki AVM'den aldım. Biz de bravo iyi bok yedin deriz. Zaten farkındaysanız yazdım, çizdim.

Az kalsın unutuyordum, bunların arkasında sahilde kalan bir de Galleria AVM var. Biz Fame City için küçükken oraya gidiyorduk (sümüklü sümükü) Şimdi oranın hadi bahanesini yok sayalım. Neden ? Zaten 90 zamanında Bakırköy'ün tek AVM'siydi. ondan çoğunluk oraya gidiyordu.  Şimdi size Carousel ile veya Capacity AVM arasındaki zaman ve km bakımından mesafeyi yayınlıyorum;




















Cumartesi (1 Haziran 2013) öğle saatlerinde Başbakan bazı açıklamalarda bulundu. Bunlardan kafama takılanlar;

*Biz halk için hizmet veriyoruz. Rant yok ! Rant Halkımıza var.

- Hiç mi rant yok ? Diye sorasım geliyor, etrafınızda yeni yapılan yapılara bakın ve neden hepsinde insanlar oturamıyor bunun cevabını da bana verin.

* Zekeriyaköy'de zamanında Üni yapılması için ağaçlar telef edilmiş. O zaman belediye başkanı olduğu için kimse dinlememiş.

-Tamam burada bir şey diyemeyiz.

* Gerekli ağaçlandırma ve fidanlar dikiliyor denildi.

- Ben de genelde şunu görüyorum. Güzelim çiçekler laleler peyzajlama için yol kenarlarında egzoz gazları içinde ölüyor. Neden insanlar tarafından da gezilecek bir lale tarlaları yok ? İkitelli tarafında boş bir arazi var orası bildim bileli botanik park olacak da ne zaman olacak bekliyoruz ? Buralar yeşillikler ve madem lale düşkünlüğü var ve Hollanda'ya kaptırdığımızın acısını alacağız o zaman buralar değerlensin.

- Bunlar zor geliyorsa şöyle de yapılabilir, her vatandaşa fidan verin. Bir alan belirleyelim herkes buraya diksin. Bu da mı çözüm değil.

Bkz. Bu da mı gol değil hakim bey ?

Kontrolsüz güç, güç değildi ya e peki polisimizin yaptığı için ne denilmeli ? ki akabinde diğer açıklamayla bu kabul edildi (Polisin fazla güç ve biber gazı kullanıldığı kabul edildi) İş işten geçtikten sonra. Malesef "sonralar" hayat kurtarmıyor.

Önceki yazımda Otel ihtiyacı olarak bahane sunulabilir demiştim. İlk öğlen açıklamasın böyle bir konuşma oldu. Tamam otel açlığı olabilir ama sen bunları şehrin mimarisi ve trafik durumuna göre serpiştiremez misin ? Yan yana büfeler, yan yana spor mağzaları, yan yana lokantalar, yan yana oteller.

Hatta aklıma güzel bir parça geldi sizlerle paylaşıyorum,

Yan yana aşkım yan yana
Kim tutar seni bas gaza
Araziler senin yan yana

Sevdiğim güzel bir açıklama daha;

CHP Doğu'da ölen gençler için kılını kıpırdatmıyor ama BDP ile kol kola geziyor şimdi.  Şimdi bu işin başka tarafı işte, bu ekmek kopartmak isteyen bir hareket. Milletin olayı Gezi Parkı'nı vermemek ama sen gelip olayın yönünü değiştirmeye çalışırsan olmaz.

Gelelim Milleti coşturmak için yapılan yalan haberlere;

Gezi parkı yalan haberleri

Gezi Parkı için ortaya atılan iddialar içinde Bülent Arınç geçiyordu bakın kendisi Twitter'dan ne demiş;


Polisin köpeğe sıktığı biber gazı fotoğrafı,

Bu gerçekten gülünecek bir haber :) Yani bunu provakatir haber için uğraşmadan yapmışlar. Bazı yerlere buğu koymuşlar falan işin bir diğer ilginç tarafı ise zenci polis.


Köprüden geçen (Göya geçen) destek gurubu;

Açıklama yapmaya gerek var mı diye soruyorum bunun için ?



Kerem Can Karakaş adlı kişinin çarpıtılan haberi;

Biber gazından öldüğü söylendi, halbuki yine açıklama yapmadan elimizdeki kanıtı sizlere gösteriyoruz;






Gezi Parkı direnişi oldu sırada başka bir şey oldu mu sizce ? Bakın ne oldu;



Alıntı haberdir. Detayına gitmek için ; Bana tıkla

31 Mayıs 2013 Cuma

Bakalım neler oluyor ?

 Sevdicekler ve saydıcaklar, uzun uzun aralar vererek yazıyorum farketmişsinizdir yazıları. Sebebi ise artık bu blog'u bir web sitesine dönüştürme fikri ve başka yan projeler. Burası tamamen ölmeyecek tabi ama biraz daha az yazılacak. Çünkü doğduğumuz yeri unutursak, biliyorsunuz ki bizi eşşekler akabinde ise gergedanlar kovalar.

 Oto+AVM+Gezi = Park mı?

Başlığın karekökünü alsak da bu sorunun cevabı belli değil ama kafamızdaki kurtları bir dökelim.

Tarihine bakıldığında;

1806 yılında Halil Paşa Topçu Kışlası adıyla Osmanlı, Rus ve Hint mimarisinden izler taşıyan büyük ve ihtişamlı bir topçu kışlası yapıldı. Kışla binası pek çok savaş gördü. Özellikle, 31 Mart Olayları'ndan sonra önemli hasarlar aldı ve onarım bekledi. Ancak mimari ve tarihi açıdan önemine rağmen kışla, 1940 yılında dönemin İstanbul Valisi Lütfi Kırdar tarafından, Henri Prost'un hazırladığı imar planı çerçevesinde yıktırıldı. Kışla yıkılmadan önceki yıllarında, içindeki alan düzenlenerek Taksim Stadı olarak spora açıldı.

Şimdi bugünkü halinde tabi değişmez ise.  Duyarlı halkımız belki birhaftadan beri değişime direnmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Neye karşı ? 

Pis ve engel bilmeyen kapitalizm denen kalıba karşı. Şimdi dönen tilkilerden ötürü şunlar geldi aklımıza;

* Türk mantığı ile hareket edildiği üzere Taksimin dört bir yanı ve yabancı odaklı turist popülaritesini bir nebze olsun rahatlatmak için, otel yapılabilinir. Yanyana eczane açabilen başka bir Ülke de görmedim :)

 Yok hayır yayalaştırılacak deniyor fakat sizin elinizden alındıktan sonra ne yapılacağına sadece baştakiler karar verebilir. Bkz. keyfimin kahyası 

* Yayalaştırma yapılacaksa o zaman kaldırım taşlarını değiştirin veya zemine farklı yollar çizin. Zaten kaldırım yapmayı çok seven bir millet görmedim. 

* AVM olacaksa, zaten bu işlerde kara parla tonla dönüyor. AVM'lerin hali içler acısı. İnsanlara marka adı altında her şeyi getirdiler ama alan tayfa belli. Hani kıçıma CK don giyince özel güç sahibi olmuyorum veya kıçımın şekli de değişmiyor (korse hariç) markalaşma adı altında yozlaştırılıyoruz, zaten genel kültürü sevmeyen çoğunluğa sahibiz. 

* Son aklıma gelen ise çeşitli irili-ufaklı standlar açıp (bu standları da biliyorsunuz kimlerin açacağını) burasını daha bir parasal alana dönüştürmek. 

Direnen grup için veya en ufak bir olayda maruz kalınan biber gazı için çözüm önerileri sunuldu. İşte onlardan biri de ;



















 Yani işin özünde, gezi parkı para getirilecek bir hale dönüştürülecek. Ölü bir arsayı kapitalizm sevmez ;)

En eski hallerinden birini ekleyeyim, silinmezse hiç olmazsa buraya bakarsınız.













2013 Dünya Çevre Günü

Bisikletliler derneği tarafından düzenlenen geleneksel "Dünya Çevre Günü" 2 Haziran 2013'de saat sabah 9:40'da Taksim Meydanın da başlayacak ve çoğu kişiye rüya gibi gelecek olan Boğaz Köprüsü geçişi var :) internetten daha önceki videolara bakarak nasıl bir his olduğunu hemen hemen anlayabiliyor insan. Şimdi diyeceksiniz "La oğlum bisikletle köprüyü geçiyorsun, ne heyecanı var?" Öyle değil işte :) 

Murat Dostel adlı bir arkadaş meşhur video kanalında bir video paylaşmış. Biz de sizlerle paylaşıyoruz bu görüntüleri. İşiniz yoksa Pazar bekliyoruz heaaa ona göre (erken kalkacaksınız ama buna kesinlikle değer) 

 

İyi hafta sonları, iyi pedallamalar ve her şeyden önemlisi iyi bir düzen içinde yaşamamız dileğiyle 

16 Mayıs 2013 Perşembe

Durdurulamaz sololar

 Mart Ayı sonlarına doğru hazırladığımız Joe Satriani ile ilgili yazımızdan kısa bir süre sonra. Dünya Turu kapsamında Ülkemize geleceğini öğrendik :) havalara, karalara, damlara uçtuk diyebiliriz.

 Hem yeni albüm de çıkmış olup,dinledik. Unstoppable momentum adını almasında haklı sebebi var haliyle tüm parçalar dinlerken durdurulmaz bir şekilde kayıp gidiyor. Albümün nasıl bittiğini anlamadım açıkçası. Diğer albümlere göre Satriani soundu yanında yine enerjik parçalar. Aslında spor yapan ve solo seven biriyseniz kesinlikle çalma listesine hepsini eklemenizi tavsiye ediyorum.













 Bu hafta yüzümüzü güldüren olay ise Joe Satriani kendi facebook sayfasından Türk hayranlarına Türkçe seslenmesiydi. Alla alla n'oluyoruz derken, resmi sayfasında olduğunu farkettiğimde hakikatten işte "Adamın dibi" ünvanını aldı :D










Konserden bir gün önce yani 17 Mayıs'da saat 16:30'da Mephisto Kitapevi'nde imza günü var hayranları kaçırmasın. Tabi nasıl bir kalabalık olacak tahmin edemiyorum :)















18 Mayıs günü ise büyük şölen büyük gün üstad sahnede olacak aksilik olmazsa. Umarız Steve Vai gibi bel ağrılarına mağruz kalmayız :)
















Albümde en dikkat çeken parçalarıalbümdeki düzene göre sıralarsak;


1. "Unstoppable Momentum" 
6. "A Door into Summer" 
8. "Jumpin' In"  
9. "Jumpin' Out"           
10. "The Weight of the World" 


Özellikle Jumpin' In - Jumpin Out parçalarındaki bas ritimleri çok hoşuma gitti :)

Sizleri Albümün arka planını anlatan bir video ile başbaşa bırakıyorum.


 

26 Nisan 2013 Cuma

Daha çok pedal

 Ülkemizde eskiye nazaran biraz daha bisiklete ılımlı yaklaşılınıyor. Geçenlerde sahil yollarına bakarken gördüğüm sırt çantalı çocuklar ve altlarındaki bisikletler gerçekten sevindiriciydi. Bunun yanında hala önemli güzergahlarda bisiklet yollarımız yok. Bu kadar güzel gelişmelerin yanında bazı dört teker kullanan bireylerden de anlayış bekliyoruz. Bazıları hala sizi bir tehdit ya da altınızdaki iki tekeri sanki ezik malı ya da parasızlıktan bunu kullanıyor gibi bakıyor. Bu bakış veya düşünceler aslında ortaya zekasızlığı koyuyor, sıfır karbon salınımı ve haliyle doğayı en az seviyede kirletme, trafik sorunu olmuyor.

 Hala inatla ulaşım konusunda sıkıntı çekmediğimizi düşünen varsa kendilerini özellikle Çarşamba günleri Florya - Zeytinburnu sahil yolu güzergahında gezinmelerini tavsiye ediyorum.

Bunların dışında bisiklet dernekleri daha fazla görev almaya başladı. Otobüslerde belli saatler arasında ücretsiz taşımalar oluyor. Hatta Ulusoy ve Varan bagaj kısmında bisiklet taşıma sözü verdiler. Bazı bisiklet severler Kamil Koç'unda bunu yaptığını belirttiler.

Bisiklet kullanımının yagınlaşması için yeni bir proje daha hayata geçirildi: "Bas Pedala" Siteyi kuranlara sorduğum sorular için basın bültenindeki açıklamayı verdiler;

"Dünyanın bisiklet dostu kentleri, belgesel dizi oluyor.
Bas Pedala, bisiklete özel bir medya platformu. Platformun ilk projesi ise "Bisikletli Kentler" belgesel dizisi. Bu dizi kapsamında, "Dünyanın En Yaşanabilir Şehirleri" arasında gösterilen ve "En İyi Bisiklet Dostu Şehirler" listesini oluşturan 20 dünya kenti, Türkçe ve İngilizce olarak izleyiciye tanıtılacak.

Proje herhangi bir gezi belgeselinden farklı olarak, Türkiye'de bisiklet kullanımının yaygınlaşmasına katkıda bulunmayı hedefliyor. Bisikleti günlük yaşamda kullanan birbirinden farklı insanlar, değişik bisiklet türleri, bisikletin kent ile olan sosyal ilişkisi, yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının proje ve görüşleri... Farklı anlatımıyla benzer belgesellerden ayrılan proje, bisiklet ve şehir odaklı insan hikayeleri üzerinden kentleri tanıtmayı amaçlıyor. Uluslararası bağlantılarla desteklenen proje, aynı zamanda bu alanda yapılacak ilk organize medya çalışması olma özelliğini taşıyor.

"Bas Pedala: Bisikletli Kentler" dizisinin ilk konuğu Amsterdam. Bas Pedala Platformu’nun kurucuları, Amsterdam gezisini gerçekleştirip ilk bölümü hazırladı. Bölüm fragmanı, sosyal medya üzerinden dolaşıma sokuldu. Yayın hakkında ayrıntılı bilgi önümüzdeki haftalarda duyurulacak. İzleyiciden gelecek ilgi ve destek, projenin devamlılığı için belirleyici olacak"


 Sitenin zaten sonuda yer alan TV kısmı ise anlayacağınız üzere görsel ya da videoların daha çok döneceği bir platform tabi ki kuru kuru video olmaz arada yazılı yayınlar da olacak :)

Bisikletli kentler başlığı adı altında başta Amsterdam olmak üzere “Dünyanın En Yaşanabilir Şehirleri” arasında gösterilen ve “En İyi Bisiklet Dostu Şehirler” listesini oluşturan 20 dünya kenti, Türkçe ve İngilizce olarak izleyiciye tanıtılacak. (Alıntı)

 Şimdilik Amsterdam tanıtım filmi internete konuldu yaklaşık iki dakikaya yaklaşan bir bir video ile kısaca Amsterdam'ın bisiklet hayatına gözleri çeviriyor. Desteğimiz tam, umarız günün birinde birileri biraz akıl ortaya koyar da bu iş için bisiklet yollarını yapar ve önemini arttırır.

Tanıtım videosu burada diğer linkler de videonun altında. İyi pedallamalar ;)



Ana sayfa: http://www.baspedala.tv/

Blog: http://baspedalatv.tumblr.com/

Facebook: https://www.facebook.com/baspedala

Twitter: https://twitter.com/baspedala

19 Nisan 2013 Cuma

Eskiden bu vardı (Solo Test)


 Küçüklüğümüzde seyahatlerde yanımıza aldıklarımızı düşündüğümde, walkman, iskambil kağıdı, dönemin çizgi karakterli oyun kartları (hatta futbolcu kartları) tasolar belki şanslıysak tetrisimiz vardı. Arada başka çocuklardan çok nadir de olsa enteresan oyuncaklar veya oyun fikirleri çıkıyordu. Bunlardan birisi de Solo Test'tir. Solo test ilk başta bakıldığında anlam verilmeyen sadece amacı piyonları eksiltme gibi gözükse de amaçları söylendiğinde sizi baya düşündüren bir oyuna bürünüyordu. Yuvarlak delikli bir tablanın içindeki piyonları birini diğerinin üzerinden atarak eksiltiyordunuz ve bunu çok akıllıca yapmanız gerekiyordu. Oyun sonunda kalan piyon sayısına göre çeşitli ünvanlar kazanıyordunuz. En son oynadığımda 14 yaşındaydım. Geçen hafta "Acaba nerde bulabilirim? Bulsam da ne kadara satarlar" Derken, nihayetinde bir dükkanda satıldığını gördüm ve dünyalar benim oldu :D her akşam evde deliler gibi oynuyorum. Belki o özlem belki de eskiye zamanları istememiz.

Unutmadan piyon sayısına göre puanları ve ünvanları yazayım;

9 Piyon 0 puan - Beyinsiz
8 Piyon 25 puan - Gerizekalı
7 Piyon 50 puan - Aptal
6 Piyon 75 puan - Tecrübesiz
5 Piyon 100 puan - Normal
4 Piyon 125 puan - Başarılı
3 Piyon 150 puan - Kurnaz
2 Piyon 175 puan - Zeki
1 Piyon 200 puan - Bilgin (Karakter fotosu da Einstein :D )




28 Mart 2013 Perşembe

Teşekkürler

 2008 Senesi ile başlayan bu blog macerası ilk başlarda biraz durgundu, hatta belli bir konseptimiz bile yoktu açıkçası. Daha sonra ne yapılabilir ? gibi basit fikirle biz de eteğimizdeki taşları döktük. İlk başlarda normal seyrinde giden ziyaretçi ve takipçilerimiz zamanla arttı. Sabit ziyaretçi olarak on kişi var ama okuyucu kitlem her ay-hafta değişmekte.

 Bu yüzden sizlere, blog severlere, okuyan veya katkısı bulunanlara çok teşekkür ediyorum. Şimdi 20.020'ye ulaştık. Daha nice 40.000'lere :)

Esen kalın, sevgiyle kalın


24 Mart 2013 Pazar

Solo Bereketi

 Gitar virtüözleri arasında sadece Satriani denilince bile hoop kafayı çevirip "Acaba ne oldu?" bakışı gelmesi en tahmin edilebilenlerdir.

 14 Temmuz 2007 tarihinde İstanbul'a geleceğini öğrendiğimizde inanamamıştık. Hani ilk Steve Vai konserine giden arkadaşım için "Ulen yine iyi kötü gördün birini" diyip kendimizle eğleniyorduk ama bu sefer Joe Satriani geliyordu be kardeşim. O zaman en taze albüm 2004 çıkışlı "Super Colossal" albümüydü. Albüm gerçekten harikaydı dedik of of döktürecek eğleneceğiz ...

 Tabi enteresandır o zaman hiç bir virtüöz'ün performansına gitmemişim, biraz garip gelmişti. Hani söz yok ki (bazı parçalarında söz var) adamla eşlik edip söyleyesin :)  yine bu konserde zaten ilk defa bu konserde böyle bir kitle görmüştüm. Nasıl bir kitle :D yani birileri yine kalabalık bir grup olarak geldi ve sanırım sağdan soldan duyarak gelmiş olacaklar ki baktılar baktılar söz yok, adam gitar çalıyor :D kafada soru işaretleri var gibi uzadılar gittiler.  O günde enteresandır Şebnem Ferah oradaydı, normal senin benim gibi ortalarda bir yerlerde takılıyordu. Performansın sonuna doğru doğum gübü olduğu öğrendik ve güzel bir pasta yaptırılmıştı kendisine, gitar şeklinde miydi ? Orasını net hatırlamıyorum açıkçası.

 Sene oldu 2013 Joe Satriani 7 Mayıs'da raflara ekleyeceği yeni albümünü "Unstoppable Momentum" da taze taze bizlerle olacak bakalım nasıl bir albüm olacak ? Dinleyip göreceğiz. Merak edenler varsa yeni albümün tracklist'i yazalım hemen;

01. unstoppable momentum
02. can't go back
03. lies and truths
04. three sheets to the wind
05. ı'll put a stone on your cairn
06. a door ınto summer
07. shine on american dreamer
08. jumpin' ın
09. jumpin' out
10. the weight of the world
11. a celebration


İsimlere bakıldığında enerjik ve sert bir albüm olacağa benziyor ama sadece tahmin tabi. Bunu neye dayanarak söylüyorum ? Genelde Satriani olsun Vai olsun arada başka temalara dalarak sakin bir sound yakalıyorlar ertesinde gerçekten hareketli albümler çıkıyor. En son çünkü Satriani'nin çıkardığı albüm "Black Swans and Wormhole Wizards" albümü sakin sakin ilerliyordu. 2007'de ilk konser sonrası da Aşık Veysel parçasını yazması da ayrı bir lütuf. Kendisine teşekkür ediyoruz. Keşke gelen her sanatçı veya grup böyle kültürel özellikleri irdeleyip çalışmalarına aktarsa.

 Sizi bu yazımızda üç parça ile uğurluyoruz efenim. Aksilik olmazsa konserde görüşmek üzere;

Made of Tears



Theme For A Strange World 

 


Aşık Veysel

 

 

21 Mart 2013 Perşembe

Gülelim gülümsetelim

 Melis Danişmend üç nokta bir gurubundan sonra solo çalışmalara yer verecğini açıklamıştı. Bunun ilk meyvesi "Daha Az Renk" Albümü ile gelmişti. Konserler sonrası koca bir seneyi yedikten sonra yapılan açıklamada ikinci albüm daha neşeli olacak sözü vermişti. İlk albümde fazla karamsar bir hava yoktu fakat sözler bir başkasından alınacak intikamları göstereceğe benzediğinden işin o tarafı ağır basıyordu. Normalde karamsar bir aşk albümü yaptığınızda insanın içine sıkıntı basıyor ama bu[ara]da en büyük fark kullanılan enstrümanlar.

 İkinci albüm 2013 tarihli "Biraz Daha Gülmek İstiyordum" ismiyle piyasaya çıktı. Albümdeki parçaların sözleri biraz daha hafif geldi ve kullanılan entrümanların uyumu yaklaşan baharı çağrıştırıyor gibi :)

 Albüm dokuz parçadan oluşuyor. En göze çarpan parçalar ise; Masa, erik, gölgemde dinlenmeye gel ve sükut.





İlk klip ise Masa parçasına çekildi. Sözleri de başarılı olan masa klibi ile bırakıyorum sizi. İyi izlemeler.

"Aslında içinde bir yerlerde makul bir insan var
  Ama duruyor oyle kim bilir neye yarar"







Siz Beğendiniz ;)

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı