Bir refendum olacak biliyorsunuz sanırım 12 Eylül 2010 tam da darbenin eski anılarını bir daha hayata geçireceklermiş gibi ya da yaralanmış olanları yaralarını deşecekmiş gibi.Dikkatimi çeken şu oldu ki balık baştan kokar derler.Efendim Milletimiz neye neden dolayı Evet diyecek veya Hayır diyecekler neden Hayır diyecekler?Bunu adam gibi bilen ya da açıklayan yok.Çok üzücü bir durum.Ortada iki tane köpekçik var ve bunlar devamlı birbirlerine salya akıtarak diş geçirmeye çalışıyorlar.Bir Allah'ın kulu acaba Tv'de adam gibi bir açıklama izledi mi veya bilgilendi mi? Ben Hayır diyorum şahsen.Geçen de babam eve bir tane kitapçık getirmiş AKP bastırmış kitapçığı işte efendim evet derseniz bunlar bunlar olacakmış da falanda filanda...
Şimdi bu olayların arkasında başka şeyler var hadi onları geçtik diyelim de sen taaaa kaç sene önce olmuş bir olayın şimdi ele alıyorsun.Bizim muhabbetimizde sevilmiş dötün davası olmaz derlerdi.Eşelemek mantıksız.Tabii ki de 12 Eylül olaylarının başlarında olanlara halkın söyleyecekleri ve tepkileri vardı ama iş işten geçtiğinde değil.AKP mantıklı baktığınız zaman pek de iyi iş yapmıyor.Onları tutan taraftan bakmaya çalışıyorum bilgili olmam lazım ama bunu göz boyama ile geçiştirmeye çalışıyor.Bazı maddeler kaldırılarak daha farklı şeyler olacak.Belki aramızda bilmeyenler vardır; Lozan antlaşmasının bazı maddeleri hala günümüzde kendisini koruyor.
Neden hala ülkemizde çoğu yeraltı madenlerimizi kendimiz işletemiyoruz??? Bu neredeyse çoğu insanımızın bir muhabbetinde ortaya dökülüyor.Altını niye yurtdışındaki firmalar arıyor?İşte Evet ile bazı işler kolaylaşacak,anayasa ile farklı açıklar açılarak diğer devletlere malzeme verilecek...Eğer halk biraz uyanıksa biraz neyin ne olduğunun farkında ise yapacağını biliyor.
Yine malesef diyerek devam etmek istiyorum,bu işler seçim zamanı geldiğinde millete kömür dağıtarak veya para dağıtarak olmuyor.Klasik Türkiye efendim işte şaşırmayın! Demeyin bana aslında bunun tam tersini yaptığınızda bir iş yapmış olursunuz.Seçim zamanına yaklaşınca çoğu belediyeler elini eteğini işten çeker.Sonra klasik politikacılar türlü yalanlarını satar...Konudan uzaklaşmayalım;
Uyuyan bir millet var istatistiğe vurduğuzda okur-yazar oranı kaç? Kaç kişi bilgi edinmek için araştırma yapıyor? Bunlar Ülkemizde düşük yüzdeli seyrediyor ve başkaları için büyük bir kazanç.Güvenilir olduğunu sanan çoğunluk yine bizi bu karanlıktan kurtarsa kurtarsa bu hükümet kurtarır diyerek görmediği yılana sarılıyor denizde.Üzücü hem de çok üzücü...
Hayır seçeneğini de sadece oyunu bozmak için kullanacağım.Şayet şöyle bir olay var diğer tarafta;
Ben ne sağdayım ne de solda.Sadece çemberin dışındayım.
(Video dailymotion'dandır e yani bu kadar da olsun)
Kılıçdaroğlu SSK'yi nasil Batirdi?
Yükleyen Rukal. - Dünyadan haber videoları
20 Ağustos 2010 Cuma
18 Ağustos 2010 Çarşamba
Kötü haber tez duyulur (İyilik kaldı mı ki?)
İyilikle kötülüğün mücadelesi en eski hikayelerden biridir.Hatta kimi ülkelerde bile bir sembol veya bir felsefe olarak da görülür.Denge meselesi bu diye kafadan kestirip atmak çok çok kolay gibi gözükür.En basit örneği bile zıt kutupları olan mıknatıslarla verebilirsiniz.Eksi-Artı ile birlikte olmazsa ayakta kalmak mümkün mü? Diyebiliriz ;) Gerçekleri kabul ettiğinizde ( Bu da bünye ile alakalı kimileri de etmeyebilir) o zaman "fark" faktörü devreye giriyor.Şimdi buraya nasıl mı geldik?
İşe günümüzden bahsetmekle başlamak istiyorum.Haberler mesela; Gazeteyi açtığınızda veya internetten baktığınızda magazin kısımlarını atın Dünya'da olup bitenler arasında kaç tane iyi haber var? Ya da iyi olan haberleri kim yayınlayabiliyor.Devamlı kaos,negatiflik,aşağıya iniş,mutsuzluk,çaresizlik,çözümü olmayan işler... Sorunlar elbette gelecek ve sorun=negatiflik.Pozitif kısımdan bahsetmek gerekirse eğer bir pürüzün olmaması gerekiyor.Bütün bunları bir şekilde etkileşimle kendi bünyesine katan insanlar etrafa çok da pozitif bir bakış açısı ile bakacağını sanmıyorum veya pozitif enerji yayacağını düşünmüyorum (Sünger olmak belli bir yere kadar)
İşin empoze yönünü başka bir tarafa ayırıyorum (değişik planlar,beyin yıkama,olayları örtbas etme...) Diğer taraftan ele almak gerekirsek; Enerji yayımı ile alakalı diyeceğim de kaç kişi iyi şeyler yaşayıp bunu etrafına saçabilir? Bulunduğu koşulları göz önüne alırsak,etraftaki bireyleri... İyinin pek karlı iş olmadığını da hep gösterirler filmlerde.Aslında yer altındadır.Keyifi süren kötülük sokaklarda cirit atar.
Her türlü işte kötü veya tu kaka oldu mu yüksek sesle söylenir!
Sanırım işin özünde kişinin yapamadığı veya yapamayacağı şeyi gördüğünde bu bireyin kendisinde bir özgürlük oluşturuyor (Negatiflik başlangıcı) ve istediği gibi söyleme lüksünü doğuruyor haliyle.
İyi kısmı gözünüzün önüne getirin yine aynı X şahıs,kendisi yapamadığında,beceremediğinde bunun tam tersini karşı tarafta gördüğünde hazımsızlık,ezilme ve diğer psikolojik reaksiyonları verebiliyor.Ters tepki ama bunun aslında tebrik edilmesi gereken bir olay olduğunu söylesek de.Ya vazgeçiliyor ya da unutup gidiliyor.
Pozitifliğin sesi çok çıkmaz,deli gibi eleştirilirsiniz ama ufacık bir hata sizin tüm yaptığınız işleri (iyi) anında yok edebilir.Bunun üstesinden gelmek de bakış açısı,kendini yetiştirme ve doğru gözlemler,tecrübelerle artı ahlakla alakalıdır diye düşünüyorum.
Doğrunun ne kadar pısırık,yanlışın da ne kadar yüzsüz olduğunu bu Dünya'da anladım.
Cem Yılmaz'dan da en güzel örneğini izleyelim ;) (video linki metacafe'dir ona göre,youtube falan yapmadık sizi düşünerek)
Salaklık ve Reaksiyon
İşe günümüzden bahsetmekle başlamak istiyorum.Haberler mesela; Gazeteyi açtığınızda veya internetten baktığınızda magazin kısımlarını atın Dünya'da olup bitenler arasında kaç tane iyi haber var? Ya da iyi olan haberleri kim yayınlayabiliyor.Devamlı kaos,negatiflik,aşağıya iniş,mutsuzluk,çaresizlik,çözümü olmayan işler... Sorunlar elbette gelecek ve sorun=negatiflik.Pozitif kısımdan bahsetmek gerekirse eğer bir pürüzün olmaması gerekiyor.Bütün bunları bir şekilde etkileşimle kendi bünyesine katan insanlar etrafa çok da pozitif bir bakış açısı ile bakacağını sanmıyorum veya pozitif enerji yayacağını düşünmüyorum (Sünger olmak belli bir yere kadar)İşin empoze yönünü başka bir tarafa ayırıyorum (değişik planlar,beyin yıkama,olayları örtbas etme...) Diğer taraftan ele almak gerekirsek; Enerji yayımı ile alakalı diyeceğim de kaç kişi iyi şeyler yaşayıp bunu etrafına saçabilir? Bulunduğu koşulları göz önüne alırsak,etraftaki bireyleri... İyinin pek karlı iş olmadığını da hep gösterirler filmlerde.Aslında yer altındadır.Keyifi süren kötülük sokaklarda cirit atar.
Her türlü işte kötü veya tu kaka oldu mu yüksek sesle söylenir!
Sanırım işin özünde kişinin yapamadığı veya yapamayacağı şeyi gördüğünde bu bireyin kendisinde bir özgürlük oluşturuyor (Negatiflik başlangıcı) ve istediği gibi söyleme lüksünü doğuruyor haliyle.
İyi kısmı gözünüzün önüne getirin yine aynı X şahıs,kendisi yapamadığında,beceremediğinde bunun tam tersini karşı tarafta gördüğünde hazımsızlık,ezilme ve diğer psikolojik reaksiyonları verebiliyor.Ters tepki ama bunun aslında tebrik edilmesi gereken bir olay olduğunu söylesek de.Ya vazgeçiliyor ya da unutup gidiliyor.
Pozitifliğin sesi çok çıkmaz,deli gibi eleştirilirsiniz ama ufacık bir hata sizin tüm yaptığınız işleri (iyi) anında yok edebilir.Bunun üstesinden gelmek de bakış açısı,kendini yetiştirme ve doğru gözlemler,tecrübelerle artı ahlakla alakalıdır diye düşünüyorum.
Doğrunun ne kadar pısırık,yanlışın da ne kadar yüzsüz olduğunu bu Dünya'da anladım.
Cem Yılmaz'dan da en güzel örneğini izleyelim ;) (video linki metacafe'dir ona göre,youtube falan yapmadık sizi düşünerek)
Salaklık ve Reaksiyon
11 Ağustos 2010 Çarşamba
JJ Abrams sizi yarı yolda bırakmaz (SUPER 8)
Koskoca altı sene göz açıp kapatıncaya kadar geçti.Yok adaya nasıl düştüler ne yapacaklar,o ne? Bu ne? derken aaaaa bitti.Tabi kimse sonunu beğenmedi ki yine de bir çok soruya cevap verdiğini düşünüyorum hepsi değil ama 6. sezon sonuna da 11 dakikalık bonus koymayı ihmal etmemişler.11 dakika demeyin gerçekten de yine baya soru işaretini ortadan kaldırıyor.Devamı inşallah spin-off'lara diyoruz be beklemeye alıyoruz kendimizi.Abrams abi Fringe ile sci-fi tarzının yeniden hayat bulması için elinden geleni yapmaya çalışmış.Hele şu paralel evren olayı gerçekten etkileyici olmuş.Bazı konularda X-Files'a benzerliği ile dikkat çekiyor (Bay-Bayan partner ajanlar,onlarla uğraşan üst mevkiler ve diğerleri) taklitler asıllarını yaşaıtra geliyoruz burda ama tıpatıp da benzemiyor tabi.Kendi orjinal kurgusu var hakaret etmeyelim.Hadi iyi kötü Lost'un bizi kızdırıp,sinirlendirmesine anlam veremedik Fringe ile devam ediyoruz ama JJ bunla yetinmemiş ki iyi etmiş.
SUPER 8 adında sci-fi,aksiyon tarzında bir dizi ile karşımıza geliyor.Arkasında bir isim daha var Steven Spielberg.Bu ikilinin bu dizide zirveye oynayacağını tahmin ediyorum.Fragman bir kamyonetin tren raylarına girip deli gibi bir trene çarpmasıyla başlıyor sonra vagonlar havada uçuşuyor taaaa ki bir tanesi hareket edene kadar.Zaten orada da soru işareti bırakacak şekilde beynimizi yavaştan yiyor.Uzaylıların bu sefer ne şekilde ekranlara geleceğini yine çok merak ediyorum.Sabırla veya sabırsızlık arasında mekik dokuyorum.
Abrams yine dizide küçük küçük cinlikler yapmış aslında bu detaylar diziyi daha da izlenebilir hale getiriyor.Mesela Fringe'de aralarda değişik resimlerin ekrana gelmesi gibi SUPER 8!de de fotoğraf makinesinin alıcı kısmında okunabilir büyüklükte yazılar olacak.
Super Eight from Cristian Sfe on Vimeo.
Biri bana üretebilmeyi anlatsın
Savaştan yeni çıkmış bir ülke ağır ağır kendi yaralarını sarmaya çalışıyor.Elinde son kalanlarla bir şeyler yapmaya çalışıyor.İnancı var yapacak ama birileri sadece hayır yapamaz diyene kadar.Bugüne kadar akıllara hep şu empoze edilmiş "Türkler yapamaz,üretemez.Üretse bile kaliteli olmaz" bu laf şimdilerde yavaş yavaş yıkılıyor.Özellikle bakıyorum bilim alanında beyin göçü çok fazla.Ünlü kalp doktorumuz Mehet Öz'de demek bir şeyler yapmışki adı baya anılıyor.Hadi bu sözü geçtim,yahu daha geçen güne kadar çin malı dandik veya bir şey aldı mı hemen bozulduğunda arkasına etiketine bakardık "Made in China" ya adamlar zaten kaliteli yapmıyor,dandik dandik derdik.E hani? Sadece biz miyiz üretimde sıkıntı yaşayan.Adamlar gayet dışarıya açıldı hatta ele geçirdi.İstatistiksel olarak yüzdeye vursak belki ürünleri her yerde.Bize gelince sıra ama öyle olmuyor anlamadım gitti.Buradan nereye bağlayacağız?
Sabah işe gitmek için İETT otobüs saatlerine baktım,anasayfada da bir haber dikkatimi çekti " Hedefimiz yerli elektrikli otobüs…" demiş.Devrim Otomobili filmini izlediyseniz eğer o arabaların üretilirken ki çekilen sıkıntıları ve hayatlarında hiç araba üretmemiş TCDD Mühendislerinin emeklerini görseniz herhalde bu işin köküne kibrit suyu dökmeyi bırak tam tersi her patronu otomobil üretmeye teşvik ederdiniz.Tabi filmde dış güçlerin de etkisi görülüyor (Bizi nasıl yönlendirdiklerini) Nedendir bilinmez ama bizden hep korkuyorlar.Zamanında da uçak fabrikası kapanmış yerine tencere fabrikası kurulmuş,aaah o çok bilenler.Dışarıdaki korkan zihniyet "Bunlar bugün bu arabayı üretirlerse düşünün o zaman ileride neler yapabilir diye" Her zaman üretkenliğimize kelepçe vurulmuştur.Kendi madenlerimizi bile adam gibi işletemiyoruz....
İETT göya büyük bir hamle yapacak yerli otobüs,çok kızdım hem de çoooook.Bu zamana kadar akılınız neredeydi derler adama? Sonradan şu geldi aklıma.Yahu bunların üretimine sınır getiririz,zaten avrupa-anadolu arası çalışan bir sistem kendi ihtiyaçlarını karşılarlar.Böyle olacaksa zaten hiç olmasın,bırakın Mercedes rüşvet verip kendi otobüslerini kullandırtsın hala.Eğer Devrim Otomobilinin devamı gelseydi,şu anda Almanya'dan sonra sanayi devrimini geç de olsa iyi yakalayan ama iyi bir değere sahip olan bir Ülke olabilirdik.
Geçmişe bakılıp dersler alınmıyor,günü kurmarta çalışmaları bir fayda vermez.İleriyi göremeyen insanlarla çevrili çoğu yer,gerçek örneğini de vereyim isterseniz; Vatan Caddesini daha geniş yapın diyen Menderes ile dalga geçilmiş.Ne o uçak mı indirecekmiş diye.Şimdi görüyorsunuz hala sıkışık hala sıkışık.Ankara içinde keza Ata geniş yapın dediklerinde yolları,insanlar şaşırmış.
Biz bu elli derece sıcaklıklarda hala bozulan metrobüsleri itelim efenim;
http://www.habersinerji.com/haber/13196/metrobusuyolcularitti.html
Fazla uzatmıyorum,ileriyi görmek önemli diyorum
Sabah işe gitmek için İETT otobüs saatlerine baktım,anasayfada da bir haber dikkatimi çekti " Hedefimiz yerli elektrikli otobüs…" demiş.Devrim Otomobili filmini izlediyseniz eğer o arabaların üretilirken ki çekilen sıkıntıları ve hayatlarında hiç araba üretmemiş TCDD Mühendislerinin emeklerini görseniz herhalde bu işin köküne kibrit suyu dökmeyi bırak tam tersi her patronu otomobil üretmeye teşvik ederdiniz.Tabi filmde dış güçlerin de etkisi görülüyor (Bizi nasıl yönlendirdiklerini) Nedendir bilinmez ama bizden hep korkuyorlar.Zamanında da uçak fabrikası kapanmış yerine tencere fabrikası kurulmuş,aaah o çok bilenler.Dışarıdaki korkan zihniyet "Bunlar bugün bu arabayı üretirlerse düşünün o zaman ileride neler yapabilir diye" Her zaman üretkenliğimize kelepçe vurulmuştur.Kendi madenlerimizi bile adam gibi işletemiyoruz....
İETT göya büyük bir hamle yapacak yerli otobüs,çok kızdım hem de çoooook.Bu zamana kadar akılınız neredeydi derler adama? Sonradan şu geldi aklıma.Yahu bunların üretimine sınır getiririz,zaten avrupa-anadolu arası çalışan bir sistem kendi ihtiyaçlarını karşılarlar.Böyle olacaksa zaten hiç olmasın,bırakın Mercedes rüşvet verip kendi otobüslerini kullandırtsın hala.Eğer Devrim Otomobilinin devamı gelseydi,şu anda Almanya'dan sonra sanayi devrimini geç de olsa iyi yakalayan ama iyi bir değere sahip olan bir Ülke olabilirdik.
Geçmişe bakılıp dersler alınmıyor,günü kurmarta çalışmaları bir fayda vermez.İleriyi göremeyen insanlarla çevrili çoğu yer,gerçek örneğini de vereyim isterseniz; Vatan Caddesini daha geniş yapın diyen Menderes ile dalga geçilmiş.Ne o uçak mı indirecekmiş diye.Şimdi görüyorsunuz hala sıkışık hala sıkışık.Ankara içinde keza Ata geniş yapın dediklerinde yolları,insanlar şaşırmış.
Biz bu elli derece sıcaklıklarda hala bozulan metrobüsleri itelim efenim;
http://www.habersinerji.com/haber/13196/metrobusuyolcularitti.html
Fazla uzatmıyorum,ileriyi görmek önemli diyorum
Etiketler:
Bir şey Anlamadım,
Politik Mizah
10 Ağustos 2010 Salı
[Ara] verelim biraz
Küçüklüğümden beri belli kalıpların içine oturmayı sevmemişimdir.Özellikle de giyim konusunda,düğüne gidilirken kıyafetler resmidir keza bayramda da.Kravat+gömlek he günün 24 saati takım elbise ile dolaşanlarda var bu işi nasıl başarıyorlar valla tebrik ediyorum.Ben takım elbisenin içine girdiğim zaman boğuluyormuş hissine apılıyorum.Çıkmak istiyorum içinden,erkeği de erkek gibi gösteriyor orasına lafım yok ama bazen mecburiyetten giyiyoruz işte.Hele hele kazak ve boğazlı kazak o zaman işte kafayı yiyiyorum.İşim gereği de zamanında sporla çok uğraştığımızdan eşofman,şort,t-shirt aslında toparlayalım bunları spor kombinasyonundan fazla vazgeçemiyorum.Şimdi yine eskilerden aklıma gelen bir kaç reklam fikri aklıma geldi onları izleyeyim dedim gerçekten spor firmalarının yaptıkları reklamlar çok başarılı özellikle Adidas ve Nike.Onlardan bir kaçını derledim sizlere elbette daha güzeller de vardır.Bende kendi çapımda en başarılarılı olanları topladım ve huzurlarınıza sunuyorum;
Linkler youtube bağlantılıdır,açılmıyorsa kızmayın veya anırmayın lütfen :)
Adidas
Adidas
Adidas
Nike
Linkler youtube bağlantılıdır,açılmıyorsa kızmayın veya anırmayın lütfen :)
Adidas
Adidas
Adidas
Nike
Siz Beğendiniz ;)
-
Ağustos ayında Ramazan'da Caz etkinliklerinde İlhan Erşahin'i izledik,eğlenceliydi ama kontra bas görünce birden garipsedim.Alp Ers...
-
A dı belki eğlenceli bir oyun veya aktivite gibi gelse de işin aslı tamamen tersini gösteriyor. Mobbing nedir ? G enelde iş yerlerinde d...
-
Çok uzun zaman önce değil çok da kısa süre önce de değil.Ortalarda bir yerlerde işte,gözümüze çarptılar.Sonra youtube ve diğer sosyal ağlar...
-
K endimden bir şey anlatmayı pek sevmem,kendimi de anlatmam hal ve hareketlerin beni tanımlaması,tamamlaması lazım ondan sonra zaten siz be...
-
3-2-1 ve karşınızda Limp Bizkit.Helllllll Limp Bizkit in the house y'allll Orta ikinci sınıftayken yanlışlıkla tanıştığım bir grup va...






